NURİ CEM TABANLI: AHLAKİ ÜSTÜNLÜK İDDİASI VE ÇİFTE STANDART SORUNU

Uluslararası siyasette insan hakları söylemi, teoride evrensel değerlerin korunmasına hizmet eden bir araç olarak sunulur. Ancak pratikte bu söylemin nasıl kullanıldığına bakıldığında, çoğu zaman ilkesel bir duruştan ziyade güç ilişkilerinin bir uzantısı olduğu görülür. Özellikle büyük güçlerin, başka ülkelerdeki ihlalleri sert bir dille eleştirirken kendi eylemlerine karşı sessiz kalması, “ahlaki üstünlük” iddiasını ciddi biçimde tartışmalı hale getirmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak ve Afganistan’daki askeri müdahaleleri bu bağlamda çarpıcı örnekler sunar. Bu süreçlerde yaşanan sivil kayıplar, kötü muamele iddiaları ve uluslararası hukuka aykırı uygulamalar, uzun yıllar boyunca küresel kamuoyunun gündeminde yer almıştır. Ancak bu olaylara ilişkin hesap verebilirlik mekanizmalarının sınırlı kalması ve sistematik bir yüzleşmenin gerçekleşmemesi, yalnızca mağdurlar açısından değil, uluslararası normların geleceği açısından da ciddi bir sorun yaratmıştır.

Nitekim son dönemde ABD ile İran arasındaki gerilim bağlamında gündeme gelen bazı saldırılar, bu çifte standart tartışmasını daha da derinleştirmiştir. Kerec’teki B1 köprüsünün vurulması gibi sivil altyapıya yönelik saldırılar ile Minab’da bir kız okulunun hedef alınması sonucu çok sayıda sivilin, özellikle de çocukların hayatını kaybettiğine dair bulgular, uluslararası insancıl hukukun temel ilkeleri açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Bu tür olaylara ilişkin bağımsız ve şeffaf soruşturma mekanizmalarının yetersiz kalması, yalnızca ihlallerin kendisini değil, bu eylemleri gerçekleştiren aktörlerin insan hakları söyleminin güvenilirliğini de tartışmalı hale getirmektedir. Bu bağlamda, Ali Laricani’nin “dış güçlerin İran’ı parçalamayı hedeflediği ancak bunda başarısız olduğu ve İran halkının ülkenin bölünmesine izin vermeyeceği” yönündeki açıklamaları, söz konusu çifte standart algısının bölgesel aktörler tarafından nasıl çerçevelendiğini göstermesi açısından dikkat çekicidir. Laricani ayrıca, ABD’nin Irak ve Afganistan’daki müdahalelerini kendi çıkarlarını ilerletme çabasının bir parçası olarak nitelendirerek, insan hakları söyleminin araçsallaştırıldığı yönündeki eleştirileri pekiştirmektedir. Öte yandan Laricani’nin siyasal pozisyonunun zaman içindeki dönüşümü de bu söylemin bağlamsal niteliğini anlamak açısından önemlidir. İran Meclis Başkanı olduğu dönemde, Joint Comprehensive Plan of Action olarak bilinen 2015 İran nükleer anlaşmasının kabulü için nüfuzunu kullanan ve bu nedenle Batı kamuoyunda görece pragmatist bir figür olarak değerlendirilen Laricani, 2026 yılına gelindiğinde—özellikle Ali Hamaney’e yönelik suikast sonrası oluşan atmosferin etkisiyle—daha sertlik yanlısı mesajlar veren bir siyasal çizgiye yönelmiştir. Bu dönüşüm, yalnızca bireysel bir tutum değişikliğine değil, aynı zamanda bölgesel gerilimlerin ve güvenlik algılarının siyasal söylemleri nasıl yeniden şekillendirdiğine de işaret etmektedir.

Bu çerçevede, özellikle Trump döneminde belirginleşen liderlik anlayışı, uluslararası siyasette güç, söylem ve sorumluluk arasındaki kopuşu daha görünür hale getirmiştir. Kurumsal denge ve denetim mekanizmalarına mesafeli, eleştiriye kapalı ve kişisel iradeyi devlet politikasıyla özdeşleştiren bu yaklaşım, yalnızca iç politikada değil, küresel ölçekte de istikrarsızlaştırıcı sonuçlar üretmiştir. Diğer devlet liderlerine yönelik küçültücü ve zaman zaman aleni biçimde aşağılayıcı söylemler, diplomatik normların aşınmasına katkıda bulunurken; insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti gibi kavramların ise çoğu zaman araçsal ve seçici biçimde kullanıldığını ortaya koymuştur. Özellikle söylem düzeyinde evrensel değerlerin savunuculuğu yapılırken, pratikte bu değerlerle açıkça çelişen politikaların sürdürülmesi, söylem ile eylem arasındaki tutarsızlığı derinleştirmiştir.

Bir devletin kendi eylemlerine karşı bu denli isteksiz davranması, onun başka ülkelerdeki ihlalleri eleştirme zeminini zayıflatır. Buna rağmen aynı aktörlerin, örneğin İran’daki yönetimin kendi vatandaşlarına yönelik uygulamalarını sürekli ve yüksek sesle eleştirmesi, kaçınılmaz olarak bir çifte standart algısı doğurmaktadır. İran’daki insan hakları ihlallerinin eleştirilmesi elbette meşrudur ve gereklidir. Ancak bu eleştirinin, benzer ihlaller söz konusu olduğunda evrensel ve tutarlı bir şekilde uygulanmaması, onu ahlaki bir duruştan çok politik bir araç haline getirir. Bu noktada sorun, eleştirinin kendisi değil, eleştiriyi yapan aktörün tutarlılığıdır. Bu tür bir tutarsızlık, yalnızca eleştirilen devletlere propaganda malzemesi sunmakla kalmaz, aynı zamanda uluslararası insan hakları söyleminin güvenilirliğini de aşındırır. İnsan hakları, güçlü devletlerin çıkarlarına göre esnetilebilen bir kavram olarak algılanmaya başladığında, bu değerlerin evrenselliği ciddi biçimde zarar görür. Böyle bir ortamda, ihlallere maruz kalan toplumlar için uluslararası destek mekanizmaları da inandırıcılığını yitirir.

Sonuç olarak, insan hakları savunusunun gerçek anlamda etkili olabilmesi, yalnızca rakip veya “öteki” olarak görülen aktörlere yöneltilen eleştirilerle değil, aynı zamanda öz eleştiri ve hesap verebilirlikle mümkündür. Kendi geçmişiyle yüzleşmeyen, ihlallerini görmezden gelen ve sorumlularını adalet önüne çıkarmayan bir devletin, başkalarına ahlak dersi verme iddiası inandırıcı değildir. Aksi halde insan hakları söylemi, evrensel bir etik çerçeve olmaktan çıkar ve güç siyaseti içinde araçsallaştırılan bir retorikten ibaret hale gelir.

NURİ CEM TABANLI

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.