Uluslararası zirveler ve devlet cenazeleri, diplomatik protokollerin ötesinde, aktörlerin gerçek niyetlerini, yapısal bağımlılıklarını ve ittifak sınırlarını ele veren en şeffaf sahalardır. Bu durum tarihte de her zaman böyle olmuştur. 1815 Viyana Kongresi’nde Avrupalı güçlerin Napolyon sonrası sınırları çizerken takındıkları pragmatik tavır veya 1953’te Stalin’in cenazesinde Sovyet kliklerinin birbirini tartma biçimi, bugünkü diplomatik kümelenmelerin tarihsel öncülleridir.
Temmuz 2026 itibarıyla Avrasya coğrafyası, Tahran ve Ankara merkezli iki devasa katılımcı hareketliliğine sahne olmaktadır. Ayetullah Ali Hamaney’in tasfiyesi sonrası Tahran’da toplanan heyetlerin ve Ankara’daki 36. NATO Zirvesi’ne katılan liderlerin profillerini, Türk Dünyası entegrasyonunun (Ankara-Bakü-Aşkabat aksı) yapısal gerçeklerini, rasyonel süzgeçten geçirerek analiz edelim.
Tahran Güç İllüzyonu
Tahran’daki cenaze merasimi, İran devlet aklı tarafından bir gövde gösterisi olarak kurgulanmış olsa da, ortaya çıkan tablo net bir diplomatik kırılganlık haritasıdır. Batı dünyasının töreni tamamen boykot etmesi öngörülebilir bir durumken, asıl dikkate değer veri, küresel ve bölgesel aktörlerin temsil düzeylerindeki asimetridir.
Rusya’nın Dmitri Medvedev liderliğinde bir heyet göndermesi, Moskova’nın Tahran’ı stratejik bir müttefikten ziyade, Batı’yı oylayan kullanışlı bir tampon bölge olarak gördüğünün kanıtıdır. Bu tablo, 19. yüzyılda Çarlık Rusyası’nın Kaçar Hanedanlığı dönemindeki İran’ı İngiliz İmparatorluğu’na karşı bir ileri karakol olarak kullanma ve gerektiğinde yalnız bırakma stratejisiyle tarihsel olarak birebir örtüşmektedir.
Çin’in ise yalnızca alt düzey hükümet temsilcileriyle yetinmesi, Pekin’in Hamaney sonrası istikrarsızlaşma riski barındıran bir rejimle arasına rasyonel bir mesafe koyduğunu göstermektedir.
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amidi’nin bizzat katılımı, bu ülkelerin İran’daki güç boşluğundan doğrudan etkilenecek sınır komşuları olmalarıyla açıklanabilir. Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz düzeyindeki katılımı ise, komşuluk hukukunun sürdürülmesi ve rejim geçiş sürecinde sınır güvenliği koordinasyonunun elden bırakılmaması adına atılmış soğukkanlı bir adımdır. Bu hamle, Osmanlı Devleti’nin 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması’ndan bu yana istikrarını koruyan doğu sınırını, komşusunun iç karışıklıklarından izole etme yönündeki geleneksel devlet aklının modern bir yansımasıdır.
Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman’ın bizzat katılımı, Dushanbe’nin kültürel ve Farsça odaklı jeopolitik bağımlılığını yansıtmaktadır. Buna karşın, Hazar’ın doğusundaki Türkmenistan’ın anayasal “Daimi Tarafsızlık” statüsü gereği bu törene en üst düzey yerine dengeli bir heyetle katılması, Aşkabat’ın güneyindeki istikrarsızlık risklerini yönetirken Rusya ve Çin dengesini koruma stratejisine tamamen uygundur.
Ankara NATO Zirvesi
Ankara’da düzenlenen 36. NATO Zirvesi, ittifakın savunma harcamalarını GSYİH’lerinin %5’ine çıkarma baskısıyla şekillenen bir küresel militarizasyon merkezidir. Donald Trump’ın bin kişilik heyeti ve “Canavar” zırhlı aracıyla Ankara’da bulunması, Washington’ın müttefikler üzerindeki askeri-endüstriyel hegemonyasını pekiştirme kararlılığının bir göstergesidir. ABD’nin müttefiklerine yönelik bu tek taraflı mali ve askeri dayatması, Atina şehir devletlerinin MÖ 5. yüzyılda Pers tehdidine karşı kurulan Delos Birliği’ni zamanla kendi mali imparatorluklarına dönüştürme sürecini andırmaktadır.
Zirveye yalnızca 32 üye ülkenin liderleri (Şansölye Merz, Cumhurbaşkanı Macron, Başbakan Starmer) değil; Ukrayna lideri Zelenskyy ile Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda başbakanlarının da katılması, NATO’nun artık bir Kuzey Atlantik paktı olmaktan çıkıp global bir Çin-Rusya çevreleme mekanizmasına dönüştüğünü tescillemektedir.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Ankara’ya özel davetli olarak katılması, NATO’nun Hazar Havzası’na yönelik stratejik ilgisinin somutlaşmış halidir. Ancak bu durum, Bakü için bir taraftan küresel meşruiyet sağlarken, diğer taraftan Rusya’nın Kafkasya’daki hassasiyetlerini provoke etme riski barındırmaktadır. Tarih, 19. yüzyılda Büyük Britanya ve Rus İmparatorluğu arasında Orta Asya hakimiyeti için yürütülen “Büyük Oyun”un (The Great Game) hiçbir yerel aktöre acımadığını kaydetmiştir; Bakü bu riskin farkında olarak hareket etmektedir.
Ankara – Bakü – Aşkabat Aksı
İki zirvenin ortaya koyduğu bu katılımcı haritası, Ankara-Bakü-Aşkabat üçgeninin hamasi söylemlerden uzak, hibrit bir oyun planı uygulamasını zorunlu kılmaktadır:
“Örtülü Bilgi Protokolü” ile Asimetrik Güvenlik:
Türkmenistan’ın anayasal tarafsızlık statüsü, ülkenin herhangi bir askeri bloka entegre edilmesine engeldir ve bu durum Aşkabat’ın bekası için korunmalıdır. Bu stratejik hassasiyet, Sultan Alp Arslan’ın Malazgirt öncesinde Doğu Roma ve Abbasi dengelerini gözetirken sergilediği ihtiyatlı bozkır diplomasisine benzemektedir.
Bu nedenle, resmi askeri paktlar yerine, MİT ve Azerbaycan DTX’nin teknik kapasitesi kullanılarak Türkmenistan Millî Güvenlik Bakanlığı ile üçlü bir “Örtülü Bilgi Entegrasyonu” kurulmalıdır. Hamaney sonrası İran’da oluşabilecek paramiliter hareketlilik ve Afganistan kaynaklı radikal sızmalar, Türkmenistan sınırlarına ulaşmadan sinyal istihbaratı (SIGINT) ve uydu verilerinin Aşkabat ile anlık paylaşımı vasıtasıyla, Türkmenistan’ın kendi egemenlik hakları çerçevesinde asimetrik yöntemlerle bastırılmalıdır.
Hazar’ı Provoke Etmeyen Swap (Takas) Enerji Mimarisi:
NATO zirvesinde Batı blokunun dayatacağı Trans-Hazar boru hattı projesi, Rusya ve Çin’in doğrudan askeri/ekonomik misillemesini tetikleme riski taşıdığından rasyonel değildir. Bunun yerine, Türkmen gazının Kuzey İran’daki altyapı boşlukları kullanılarak takas (swap) yöntemiyle Güney Kafkasya’ya (Bakü) aktarılması ve oradan TANAP üzerinden Avrupa’ya sevk edilmesi stratejisi derinleştirilmelidir.
Bu dolaylı ticaret zekası, Bizans ve Sasani imparatorluklarının amansız savaşları sırasında İpek Yolu ticaretinin kesintiye uğramaması için Göktürk Kağanlığı ve Sogdlu tüccarların geliştirdiği Hazar’ın kuzeyinden dolanan alternatif ticaret rotaları diplomasisiyle büyük bir benzerlik taşımaktadır. Böylece Aşkabat, Hazar Denizi’ne fiziki boru hattı döşeyerek Moskova’nın hukuki vetolarını üzerine çekmeyecek, anayasal tarafsızlığını koruyarak dolaylı yoldan küresel enerji denkleminin merkezinde kalacaktır.
Orta Koridor’un Lojistik Egemenlik Alanı Olarak Tahkim Edilmesi:
Çin ve Avrupa arasındaki tek güvenli kara hattı olan Orta Koridor (Pekin-Aşkabat-Bakü-Ankara), militarize edilmeden, tamamen ekonomik ve teknolojik bir koruma kalkanına dönüştürülmelidir. Ankara, NATO zirvesindeki lojistik ağırlığını kullanarak Batı’dan Hazar limanlarının (Türkmenbaşı ve Alat) dijitalleştirilmesi ve gümrük entegrasyonu için altyapı fonları devşirmelidir.
Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk’ün, kervansaray ağları ve Ribat-ı Şerif gibi yapılarla ticaret yollarının güvenliğini sağlayarak devletin beka sınırlarını tahkim etmesi gibi, Orta Koridor’un ticari kapasitesinin artırılması da büyük güçlerin bölgeye doğrudan askeri müdahale bahanelerini ortadan kaldıracak en rasyonel stratejik bariyerdir.
İran’daki Etnik ve Siyasi Dengelerin Soğukkanlı Yönetimi:
Tahran’daki rejim krizi derinleşirken, İran içerisindeki yaklaşık 30 milyon Türk nüfusu duygusal bir ayrılıkçı harekete teşvik etmek, bölgeyi öngörülemez bir iç savaşa sürükler. Bu durumdan en büyük zararı, doğrudan kara sınırı olan Türkmenistan ve Azerbaycan görür.
Tarihsel tecrübe, Nadir Şah’ın ölümünden sonra Avşar İmparatorluğu’nun hızla parçalanmasının tüm bölgeyi nasıl bir yüzyıllık kaosa sürüklediğini açıkça göstermektedir. Dolayısıyla bu demografik güç, bir istikrarsızlık enstrümanı olarak değil, Tahran’da kurulacak yeni geçiş hükümetinde Ankara, Bakü ve Aşkabat ile iyi komşuluk ilişkilerini sürdürmeyi taahhüt eden seküler, rasyonel ve ılımlı bürokratların kilit noktalara getirilmesini sağlayacak bir “örtülü denge unsuru” olarak kullanılmalıdır.
Sonuç
Avrasya jeopolitiğinde ayakta kalmanın kuralı, büyük güçlerin hegemonya savaşlarında cephe ülkesi haline gelmekten kaçınmaktır. Türkmenistan’ın anayasal tarafsızlık kalkanı, Azerbaycan’ın Güney Kafkasya’daki diplomatik esnekliği ve Türkiye’nin NATO içindeki caydırıcı veto kapasitesi, birbirinin açıklarını kapatan modüler bir dişlidir. Bu soğuk, esnek ve yapısal kısıtlamalara saygı duyan akıl, Ankara-Bakü-Aşkabat eksenini küresel güç merkezlerinin piyonu olmaktan çıkarıp, kendi sınırlarını koruyabilen bağımsız bir istikrar adasına dönüştürecektir.
Metehan Türkmen
Kafkassam/Aşkabat

