Moskova Pezeşkiyan’a baskı yaptı, ancak İran parlamentosunda Hazar Sözleşmesi krizi çıktı
İran hükümetinin, Hazar Denizi’nin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme’yi onaylamaya yönelik yasa tasarısını beklenmedik biçimde kabul ederek sekiz yıl aradan sonra yeniden parlamentoya göndermesi, Tahran’da ciddi bir siyasi tartışma başlattı.
Sözleşmenin onaylanmasını destekleyen milletvekilleri, belgenin Hazar Denizi’nde kıyıdaş olmayan ülkelerin askeri varlığını yasaklamasını İran’ın güvenliği açısından önemli bir kazanım olarak değerlendiriyor. Buna karşılık özellikle muhafazakâr milletvekilleri, sözleşmenin İran’ın Hazar Denizi’ndeki haklarını sınırlandırabileceğini savunarak hükümete sert tepki gösteriyor.
Cumhurbaşkanı **Mesud Pezeşkiyan** hükümetinin sözleşmeyi yeniden parlamentonun gündemine taşıması, özellikle muhafazakâr çevrelerde eleştirilerin hedefi oldu.
İran’da iki farklı yaklaşım
İranlı milletvekili Majid Doustali, Khabar Online’a yaptığı açıklamada sözleşmenin onaylanmasının İran’ın ulusal çıkarlarına uygun olduğunu savundu. Doustali’ye göre İran’ın düşmanları ülkenin toprak bütünlüğünü zayıflatmaya çalışıyor ve bunun için bölge ülkelerini kullanabilir. Bu nedenle Hazar Denizi’nde bölge dışı güçlerin askeri varlığını yasaklayan hüküm, İran açısından önemli bir güvenlik garantisi oluşturuyor.
Doustali, Hazar’da kıyıdaş olmayan devletlerin askeri varlığının yasaklanmasını “İran için önemli bir kazanım” olarak nitelendirdi. Ona göre mevcut jeopolitik ortamda Hazar kıyısındaki ülkelerin güvenliğini ve egemenliğini koruyacak ortak bir hukuki düzen oluşturulması artık bir ulusal güvenlik meselesidir.
Ancak İran parlamentosundaki muhalif yaklaşım bunun tam tersini savunuyor.
Muhafazakâr milletvekili Hüseyin Ali Hacı Deligani, sözleşmenin İran’ın Hazar Denizi’ndeki payını azaltacağını ileri sürerek hükümeti sert biçimde eleştirdi. Deligani’ye göre 2018’de imzalanan sözleşme, İran’ın daha önce yüzde 20-25 arasında savunduğu payı yaklaşık yüzde 11,5’e kadar düşürüyor.
Deligani, sözleşmenin İran’ın ulusal çıkarlarına zarar verecek hükümler içerdiğini savunarak parlamentoda onaylanmasını engellemek için mücadele edeceklerini açıkladı. Gerekirse Anayasa Koruma Konseyi’nin de sürecin önünü kesebileceğini söyledi.
Asıl tartışma: İran’ın Hazar’daki payı
Hazar Denizi’nin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme 2018’de imzalanmış olmasına rağmen henüz tüm kıyıdaş ülkelerde yürürlüğe girmiş değil. Sözleşme, Hazar Denizi’nin deniz tabanının ortak kullanımına ilişkin kesin bir paylaşım oranı belirlemiyor. Bu konu, kıyıdaş devletler arasındaki ikili görüşmelere bırakılıyor.
İran’ın uzun süredir Hazar’ın yüzde 15 ila 20’si arasında bir pay talep etmesi nedeniyle, sözleşmenin onaylanması Tahran’da yalnızca hukuki değil, aynı zamanda **jeopolitik ve ekonomik bir mesele** olarak görülüyor.
Bu nedenle İran parlamentosundaki tartışmanın merkezinde aslında iki farklı güvenlik anlayışı bulunuyor:
Birinci yaklaşım:
Hazar’ın dış güçlere kapalı tutulması İran’ın güvenliğini güçlendirir.
İkinci yaklaşım:
Bunun karşılığında İran’ın Hazar’daki deniz yetki alanlarının sınırlandırılması söz konusu olabilir ve bu nedenle sözleşme ulusal çıkarlara zarar verebilir.
Moskova’nın etkisi tartışması
Tahran’daki tartışmanın bir başka boyutu ise Rusya’nın rolü.
İran hükümetinin sözleşmeyi sekiz yıl sonra yeniden parlamentoya göndermesinde Moskova’nın etkisinin bulunduğu ileri sürülüyor. Bunun temelinde Rusya’nın Hazar Denizi’ni bölge dışı askeri güçlere kapalı tutma isteği bulunuyor.
Ukrayna savaşı ve Rusya-Batı rekabetinin derinleşmesiyle birlikte Hazar Denizi’nin Rusya açısından stratejik önemi daha da arttı. Moskova, NATO ve Batılı ülkelerin Hazar’a doğrudan veya dolaylı biçimde nüfuz etmesini engellemek istiyor.
Bu nedenle Hazar’da dış güçlerin askeri varlığının yasaklanması ilkesi, yalnızca İran’ın değil, Rusya’nın da güvenlik çıkarlarıyla örtüşüyor.
Burada Pezeşkiyan hükümetinin karşı karşıya kaldığı temel sorun ortaya çıkıyor:
Tahran, Rusya ile stratejik işbirliğini sürdürürken kendi Hazar haklarından ne ölçüde taviz verebilir?
İran hükümeti neden sözleşmeyi savunuyor?
İran Hazar Denizi Sekreterliği Başkanı Nabiollah Azami, hükümetin tutumunu savunarak sözleşmenin yalnızca deniz yetki alanlarıyla ilgili olmadığını belirtti.
Azami’ye göre sözleşme;
İran’ın kuzey sınırlarının güvenliğini güçlendirecek,
kıyıdaş olmayan devletlerin askeri varlığını engelleyecek,
çevrenin korunmasını sağlayacak,
balıkçılık ve deniz ulaşımını düzenleyecek,
terörizm ve organize suçla mücadelede işbirliğini güçlendirecek,
deniz tabanının sınırlandırılması ve Hazar kaynaklarının kullanılması gibi konularda hukuki çerçeve oluşturacak.
İranlı yetkiliye göre bugün Hazar Denizi’nde bölge dışı devletlerin açık bir askeri varlığı bulunmasa bile gelecekteki tehdit yalnızca yabancı askerlerin bölgeye konuşlandırılması şeklinde ortaya çıkmayabilir.
Asıl risk, güvenlik alanlarına aşamalı nüfuz edilmesi ve askeri-istihbarat işbirliğine yönelik altyapıların oluşturulmasıdır.
Bu nedenle Tahran açısından sözleşmenin en önemli maddesi, üçüncü ülkelerin askeri güçlerinin Hazar Denizi’nde bulunmasını yasaklayan hükümdür.
Beş ülkenin ortak güvenlik alanı
İran hükümetinin yaklaşımının temelinde Hazar Denizi’nin beş kıyıdaş devlet tarafından ortak bir güvenlik alanı olarak korunması fikri bulunuyor.
İran, Rusya, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan arasında güvenlik koordinasyonunun güçlendirilmesi, Tahran açısından kuzey sınırlarının güvenliği bakımından önemli görülüyor.
İranlı yetkililer, sözleşmenin yürürlüğe girmemesi halinde ortaya çıkabilecek hukuki boşluğun daha büyük bir sorun yaratabileceğini savunuyor. Böyle bir boşluk, Hazar Denizi’nde farklı ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda tek taraflı yorumlar geliştirmesine ve bölge dışı aktörlerin etkisinin zaman içinde artmasına yol açabilir.
Bu nedenle hükümete göre mesele yalnızca “İran Hazar’dan kaç pay alacak?” sorusundan ibaret değil.
Asıl mesele, Hazar Denizi’nin gelecekte kimin güvenlik alanı olacağıdır.
Tahran’daki asıl mücadele
Hazar Sözleşmesi etrafındaki tartışma, İran’da aslında iki farklı stratejik yaklaşımın çatışmasını ortaya çıkarıyor.
Pezeşkiyan hükümeti ve sözleşmeyi destekleyen çevreler, Hazar’ı dış güçlere kapalı tutacak ortak hukuki düzenlemeyi İran’ın güvenliği açısından önemli görüyor.
Muhafazakâr kesim ise bunun karşılığında İran’ın Hazar’daki haklarının zayıflayabileceğinden endişe ediyor.
Dolayısıyla parlamentodaki mücadele yalnızca bir uluslararası anlaşmanın onaylanıp onaylanmaması meselesi değil. İran’ın Rusya ile stratejik ilişkileri, Hazar’daki enerji ve deniz yetki alanları, kuzey sınırlarının güvenliği ve bölge dışı güçlerin Kafkasya-Hazar hattına nüfuz etmesi aynı dosyada birleşmiş durumda.
Bu nedenle sözleşmenin parlamentodan geçmesi kolay görünmüyor. Hükümet açısından mesele, Rusya’nın desteklediği kapalı Hazar güvenlik düzenini korumak ile İran’ın Hazar’daki haklarının geleceğini güvence altına almak arasındaki hassas dengeyi kurabilmek.
Hazar Sözleşmesi tartışması bu nedenle İran’da yalnızca bir hukuk tartışması değil; Moskova ile Tahran arasındaki stratejik ilişkinin sınırlarını da ortaya koyan yeni bir jeopolitik test niteliğinde.

