PAŞİNYANIN 17 AVQUST MİTİNQİ KİMLƏRƏ MESAJ İDİ?

Rus milletvekilinden Türkiye’ye tavsiye: Boğazları Amerikan gemilerine kapatınız

ABŞ-ın Türkiyəyə hücumunun ŞİFRƏLƏRİ: Qalib kim olacaq?

Fas’taki Fetöcüler PKKlılar IŞİDci Türkler ve Türk mafyası!

İngiliz Sosyalistler ABD’nin küresel saldırısına hazırlanıyor!

Gündem 5 Aralık 2016
800

Türkiye ile İngiltere, gözlerden ırak işbirliğini kotarmış gözüküyor. İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkış süreci (Brexit), Türkiye’nin Avrupa Parlamentosu ile restleşmesi, bu iki ülkeyi AB kriter ve hedeflerinin ötesinde işbirliğine yöneltiyor. Nitekim Suriye sorununda benzer açıklamalar, Kıbrıs’ta çözüm arayışları, ABD ile takışma, işbirliğine örnek gösterilebilir. Suriye’deki gelişmeleri değerlendiren İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson’un, “Son beş senede 400 binden fazla insanın öldürüldüğünü gördük. Bunun çok büyük bir kısmı hayatını rejimin elinde kaybetti. Suriye’de milyonlarca insanın Esed liderliğinde bir hükümetle yeniden uzlaşmalarını düşünmek imkânsız.” sözleri, geçen haftaya damgasını vuran ve Rusya ile Türkiye’yi kopma noktasına getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fırat Kalkanı’na ilişkin “Devlet terörü estiren zalim Esed’in hükümranlığına son vermek için biz oraya girdik, başka bir şey için değil” açıklamasıyla örtüşmüyor mu? Gerçi Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov’un, İngiltere’nin şimdiye kadar Suriye’ye yardım göndermediğini belirterek “İngiltere Halep’e yardım göndermiyorsa başkalarının yardım etmesine karışmamalı” ifadelerini kullanması da bir başka gerçekliğin yansıması değil mi? Görünen o ki, İngilizler para değil akıl vermesini seviyor. (Bkz. https://tr.sputniknews.com/rusya/201612031026122189-rusya-ingiltere-suriye-halep-insani-yardim/ )

İki ülke arasında bölgesel bir küresel işbirliğinin stratejik müttefiklik derecesinde olup olmadığını zaman gösterecek. Ama İngilizlerin karda yürüyüp iz bırakmamadaki deneyimleri, Türkiye’yi küresel sermayenin jandarması Amerika’nın açık hedefe dönüştürebilir. Bu işbirliğinin istihbarat sektöründe yansıması kaçınılmazdı nitekim öylede oldu. Türk ve İngiliz hükümetlerinin ‘çok gizli’ bilgileri paylaşımı konusundaki anlaşma İngiltere parlamentosunda onaylandı. Paylaşılacak istihbaratın büyük oranda Suriye ile ilgili bilgileri içerdiği tahmin ediliyor. Türkiye ile İngiltere’nin Şubat ayından bu yana anlaşmayla ilgili görüşmeler gerçekleştirdiği ve konunun hafta içinde parlamentoya taşındığı basında yer almıştı. Süresi beş yıl olarak belirlenen anlaşma, altı ay önceden haber verilmesi şartıyla iptal edilebilecek. Taraflarca iptal edilmediği takdirde, her beş yılda bir otomatik olarak yenilenecek. Gizli ajanlar hakkındaki istihbaratın paylaşılmasını öngören anlaşma; kitle imha silahlarıyla bağlantılı nükleer, biyolojik ya da kimyasal bilgi alışverişini kapsamıyor. “Türkiye Cumhuriyet hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı hükümeti arasında savunma ile ilgili gizlilik dereceli bilginin korunması konusunda güvenlik anlaşması” 26 Şubat’ta Ankara’da imzalanmıştı. TBMM tarafından henüz onaylanmayan anlaşmaya ilişkin kanun tasarısı, halen Dışişleri Komisyonu’nun gündeminde bekliyor.

İngiltere Sosyalist Eşitlik Partisi, 2016 Kongre Kararları’nda, ABD emperyalizminin, çoğu insanın farkında olduğundan çok daha hızlı bir şekilde, jeopolitik rakipleri ile doğrudan bir askeri çatışmaya hazırlandığına dikkat çekti. Ekim ayında Washington’da düzenlenen “Ordunun Geleceği” panelinde konuşan, ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Mark A. Milley’ın, ulus-devletlerarasında savaş “neredeyse garanti. Ordumuz ve ulusumuz hazır olmalı.” diye ilan ettiğini, Atlantik Konseyi düşünce kuruluşunun ABD’nin, Rusya ve Çin olarak tanımlanan “büyük güçler” ile “büyük ve ölümcül” savaşlara girme hazırlıklarının “yüksek düzeylerde ölüme ve yıkıma” ve “bir nükleer çatışma” olasılığına yol açacağını ileri sürdüğünü belirtti. Suriye’de büyük bir askeri tırmanma yönündeki planların, Washington’ın Avrasya kara parçası üzerinde egemenliği güvenceye almaya yönelik saldırganlığının ayrılmaz parçası olduğu kaydedildi. ABD’nin bu jeo-stratejik amacı gerçekleştirmek için, Rusya’nın parçalanmasını ve yarı-sömürge konumuna indirgenmesini hedeflediği vurgulandı. İngiltere Sosyalist Eşitlik Partisi’ne göre; ABD’nin “Asya’ya dönüş”ü ekonomik bir rakip olarak Çin’i kuşatmayı ve etkisizleştirmeyi hedefliyor. Sonuç olarak, tüm dünya bir barut fıçısı haline gelmiş durumda. Şu anda 60 ülkenin dahil olduğu Suriye iç savaşı, Ortadoğu’da daha geniş bir çatışmanın parlama noktası haline gelme tehlikesi oluşturuyor. Aynı zamanda, Uzak Doğu, Japonya ve Avustralya gibi bölgesel ve emperyalist güçler arasında bir askeri çatışma alanı olurken, NATO güçleri Rusya sınırlarına doğru ilerliyor. (Bkz. http://www.wsws.org/tr/2016/dec2016/reso-d04.shtml )
Jeopolitik rakipleri ile doğrudan bir askeri çatışmaya hazırlanan ABD’nin küresel hegemonyasına karşı ‘Avrupa Birleşik Devletleri’ oluşumunu destekleyen, İngiltere Sosyalist Eşitlik Partisi’nin tespit ve öngörüleri, ABD’nin korku filmlerini aratmayan ajandasıyla örtüşüyor. Türkiye her ne kadar Donald Trump (Davut Turan!)’ın başkan seçilmesine sevinse de, bu sevincinin kursağında kalacağına dair bazı emareler şimdiden ortaya çıkmaya başladı. ABD’nin İran’a yönelik yaptırım ve kuşatmasında Türkiye’yi sıkıştıracağı anlaşılıyor. Ocak ayında ABD Başkanı olmaya hazırlanan Donald Trump’ın kabinesi büyük oranda şekillendi. Trump, son olarak emekli General James Mattis’i Pentagon’a aday göstereceğini açıkladı. Kabinede emekli general ve milyarderlerin ağırlığı dikkat çekici. Trump’ın ekibinde yer alan isimlerden biri olan Mary Beth Long’ın, “Müttefiklerimiz sabırlı olmalı ve darılmamalı, özellikle de Türkiye” derken, Trump’ın acil işleri arasında Türkiye’yle ilişkilerin bulunmadığını söylemesi ve “ABD’nin Kürtlerin temsil ettiği tampon bölgeden vazgeçebileceğini sanmıyorum” ifadelerini kullanması, Türkiye’yi bekleyen sorunlu sürece işaret ediyor.

Bölgemizdeki İslam ülkelerinin durumunu aşağıdaki hikâye ne güzelde anlatıyor: “Biri Ermeni, biri Kürt, diğeri Türk üç arkadaş yolda giderken acıkırlar, yol üstünde bir bağ ve salkım salkım üzümleri görürler. “Bağa girelim bahçeye, sahibi varsa parasını verir afiyetle yeriz. Yoksa, bir iki salkım üzümden ne çıkar” diye düşünmüşler ve bağa destursuz dalmışlar. Üzümleri tam yemeğe başlamışlar ki, bağın sahibi çıkagelmiş. Ermeni’nin üzerinde papaz kıyafeti varmış. Onun, farklı bir dinden olduğu anlayan bağ sahibi; diğer ikisine sormuş: “Siz kimsiniz, nesiniz?” Biri Kürt, diğeri Türk olduğunu söyleyince, üçüyle bir arada başa çıkamayacağı için, basmış papaza dayağı. “Bunlar benim din kardeşim. Ya sana ne oluyor?” Papaz, “Parasını ödeyecektim” dese de, bağcının sopası sırtına inip duruyormuş. Kürt ve Türk, tepki vermeden bu dayağı seyretmiş. Papaz yere yıkılınca, bağcı bu defa Kürt adama dönmüş: “Sen benim din kardeşimsin ama gene de kuyumuzu kazarsın. Arkadaşınla aynı ırktanız. Benim kanımdandır. Yesin malımı, helâli hoş olsun.” Bu defa Kürt’ü dövmeye başlamış, Türk’ün sesi çıkmamış. Onu da hakladıktan sonra, bağcı, Türk’e yönelmiş: “Tamam anladık, Türksün, aynı kandanız, aynı dindeniz fakat sahibi olmadan başkasının bağına girilir mi?” diye sormuş; bu defa ona vurmaya başlamış. Türk, bir yumrukla yere yuvarlanınca Kürt’e dönmüş ve “Biz” demiş, “Hata yaptık ilk başta, papazı dövdürmeyecektik.”

ABD emperyalizmi Afganistan’a saldırdı, ne İran ne Pakistan ne Türkiye sesini çıkarmadı. Döndü Irak’a saldırdı ne İran ne Türkiye ne Pakistan sesini çıkarmadı. Suriye’ye öncü sözde İslamcı terör örgütleriyle saldırdı, Türkiye sesini çıkarmadı. Şimdi Trump’ın başkanlığı döneminde sıra İran’a geliyor. İş işten geçtikten sonra ‘papazı dövdürmeyeceklerini’ anlayacaklar ama treni kaçırmış olacaklar…

Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39
[email protected]

Yorumlar