Hakan Yavuz: FETÖ devlet yapısını hukuku, toplumsal güveni zehirledi

ABD’deki Utah Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörlüğü yapan Hakan Yavuz, FETÖ’nün, Türkiye’nin devlet yapısını, hukuk düzenini ve toplumsal güven ilişkilerini içeriden zehirleyen çok katmanlı bir yıkım olduğunu söyledi. Yavuz, “En büyük tahribatı, devlet kurumlarının görünmez sadakat ağlarıyla ele geçirilmesiydi. Daha da önemlisi, FETÖ toplumdaki güven duygusunu tahrip etti. İnsanlar komşusuna, meslektaşına, aynı kurumda çalıştığı arkadaşına bile kuşkuyla bakmaya başladı” dedi. Örgütün bugün ise merkezi yapısını büyük ölçüde kaybettiğini belirten Yavuz, FETÖ’nün ideolojik bir cemaatten çok dağılmış bir çıkar ve mülkiyet ağına dönüştüğünü ifade etti.

Uzun yıllardır ABD’de yaşayan, Utah Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve din sosyolojisi alanında öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. M.Hakan Yavuz, 15 Temmuz’un 10’uncu yılında FETÖ’nün içinde bulunduğu durumu Yeni Şafak’a değerlendirdi. Elebaşının ölümünden sonra örgüt yapısındaki değişimi anlatan Yavuz, örgütün ABD’deki varlığı ve FETÖ okulları hakkındaki sorularımıza çarpıcı cevaplar verdi.

FETÖ elebaşının ölümünden sonra örgüt yapısında ne değişti? Yeni bir lider ortaya çıktı mı?
Örgüt liderinin ölümünden sonra hareketin başına geçebilecek, merkezi ve tartışmasız bir lider çıkmadı. Aslında çözülme onun ölümünden önce başlamıştı. Hareket içinde iki temel tartışma vardı: Birincisi, 15 Temmuz darbe girişiminden kimlerin sorumlu olduğu ve bu intihar niteliğindeki sürecin örgütü nasıl felakete sürüklediği meselesiydi. İkincisi ise mal, mülk, okul, vakıf ve finansal kaynakların kimlerin kontrolünde kalacağı sorusuydu. Bu nedenle liderin ölümü bir başlangıç değil, zaten devam eden dağılmanın görünür hale gelmesidir. Hareket merkezi bir dini cemaat olmaktan çıkmış, yerel, parçalı, ailevi ve ekonomik çıkar ağlarına dönüşmeye başlamıştır.

Bu durum örgütün dini ve teolojik temelleri hakkında bize ne gösteriyor?
Bu süreç, örgütün teolojik temellerinin sanıldığından çok daha zayıf olduğunu gösteriyor. Hareket Said Nursi geleneğinden etkilenmiş olsa da zamanla dini-ahlaki bir eğitim hareketi olmaktan uzaklaşmış, “altın nesil” söylemi altında devlete sızmayı, bürokraside yükselmeyi ve iktidar alanlarını ele geçirmeyi hedefleyen kapalı bir örgütlenmeye dönüşmüştür. Buradaki temel felsefi sorun şudur: Din, ahlaki arınma, adalet ve vicdan kaynağı olmaktan çıkarılıp iktidar aracına dönüş-türüldüğünde, iktidar hedefi çöktüğü anda manevi bütünlük de çöker. FETÖ örneği tam olarak bunu gösteriyor. İktidara endeksli dini yapı, iktidar imkanlarını kaybedince ahlaki değil, maddi ve örgütsel bir kriz yaşamıştır.

Son iki yılda ABD’de örgütle ilişkili okulların durumunda ne değişti? Kapanan veya açılan kurumlar var mı?
Bildiğim kadarıyla büyük çaplı bir okul kapanması olmadı. Yaklaşık okul sayısı 112 civarındadır. Hatta bazı yerlerde yeni okullar da açıldı. Ancak bu okullar artık eski merkezi örgüt mantığıyla çalışmıyor. Merkezi hiyerarşi büyük ölçüde zayıfladı. Her okul kendi yönetim kurulunun kontrolünde ve çoğu zaman özel mülkiyet gibi görülüyor. Bu çok önemli bir dönüşüme işaret eder. Eskiden bu okullar “hizmet”, “dava” ve “cemaat” diliyle meşrulaştırılıyordu. Bugün ise birçok okul geçim, statü ve kazanç kaynağına dönüşmüş durumda. İslam, Türkiye, hizmet veya cemaat izleri büyük ölçüde silindi. Okullar daha çok laik, Amerikan toplumunun ihtiyaçlarına uygun, yerel eğitim kurumları olarak yeniden markalaşıyor.

Terör örgütü Amerika’da tamamen bitti mi, yoksa biçim mi değiştirdi?
Tamamen bitti demek doğru olmaz, çünkü ortada hâlâ ticaretle hayat bulan, bazı toplumsal ihtiyaçları karşılayan ve yerel ilişkiler üzerinden varlığını sürdüren bir ağ var. Fakat bu artık eski anlamıyla bir cemaat değildir. Merkezi, disiplinli, dini-siyasi hedefleri olan bir hareketten söz etmek zor. Bugün Amerika’daki yapı daha çok okul işletmeleri, yerel vakıflar, ticari ilişkiler, aile bağları ve hukuki savunma ağları üzerinden varlığını sürdürüyor. Bu nedenle “tek merkezli bir cemaat”ten ziyade “dağılmış bir mülkiyet ve çıkar ağı”ndan söz etmek daha doğru olur. Dini dayanışmanın yerini akrabalık, yerel sadakat, ekonomik çıkar ve kurumsal hayatta kalma stratejileri almıştır.

Bu çözülmenin sosyolojik nedeni nedir?
FETÖ’nün çözülmesinin temel nedeni, yapının kapalı sadakat, mahrem imamlar, gizlilik, hiyerarşi ve devlet içinde yükselme vaadi üzerine kurulmuş olmasıdır. Bu tür yapılar dışarıdan güçlü görünür, fakat ahlaki ve kurumsal denetim olmadığı için kriz anında hızla dağılır. Hareketin sosyolojik omurgası 3 unsurdan oluşuyordu: Lider kültü, eğitim ağı ve devlete yerleşme stratejisi. Lider öldü, devlet hedefi çöktü, özellikle Amerika’daki eğitim kurumları ise yerelleşti ve ekonomikleşti. Böylece hareketin eski cemaat kimliği büyük ölçüde parçalandı.

FETÖ’nün dini dili nasıl bir işleve sahipti?
FETÖ’nün dini dili, çoğu zaman ahlaki arınmadan çok itaati üretmek için kullanıldı. Sorgulama yerine sadakat, ahlaki muhasebe yerine “hizmet”, bireysel vicdan yerine hiyerarşik bağlılık öne çıktı. Bu, dinin araçsallaştırılmasıdır. İnsanlar Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle değil, “hocaefendiye”, “abiye”, “abla”ya veya örgütsel talimata bağlılıkla hareket etmeye başladığında, din kendi ahlaki özünü kaybeder. FETÖ’nün en büyük dini tahribatı burada ortaya çıktı: İslam’ı ahlak, adalet ve tevazu dili olmaktan çıkarıp, gizlilik, takiyye, itaat ve güç elde etme stratejisine dönüştürdü.

FETÖ üzerinden Türkiye’nin toplumsal ve kurumsal genetiği nasıl parçalandı?
FETÖ, Türkiye’nin devlet yapısını, hukuk düzenini ve toplumsal güven ilişkilerini içeriden zehirleyen çok katmanlı bir yıkımdı. En büyük tahribatı, devlet kurumlarının görünmez sadakat ağlarıyla ele geçirilmesiydi. Devlet kurumlarında liyakatle değil, örgütsel referans, gizli bağlılık ve mahrem hiyerarşiyle kadrolaşıldı. Böylece kurumların iç ahlakı çöktü. Bir hâkimin, savcının, subayın, polisin ya da bürokratın hukuka mı, devlete mi, yoksa örgüt imamlarına mı bağlı olduğu belirsizleşti. Bu belirsizlik, modern devletin kurumsal omurgasını zayıflattı. Daha da önemlisi, FETÖ toplumdaki güven duygusunu tahrip etti. İnsanlar komşusuna, meslektaşına, aynı kurumda çalıştığı arkadaşına bile kuşkuyla bakmaya başladı. Çünkü örgüt, yıllarca kendisini gizleyerek, dini dili ahlaki sorumluluk için değil, örgütsel sadakat üretmek için kullandı. Modern devlet kişilere değil, ilkelere dayanır: Hukuk, liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik. FETÖ ise bu ilkelerin yerine görünmez hiyerarşi, takiyye ve itaat kültürünü yerleştirdi. Bu nedenle mesele yalnızca bir darbe girişimi değil, devletin kurumsal mantığını içeriden ele geçirme ve çürütme girişimidir.

Özellikle yargı nasıl tahrip edildi?
Yargı, FETÖ’nün en sistematik biçimde nüfuz ettiği ve en ağır tahribatı verdiği alanlardan biri oldu. Çünkü yargı devletin vicdanıdır. Eğer bu vicdan örgütsel sadakatin emrine girerse, adalet mekanizması çöker. Bir hâkim veya savcı hukuka, delile ve vicdanına göre değil de örgütsel talimata göre hareket ederse, hukuk artık hakikati arama vasıtası olmaktan çıkar, rakipleri tasfiye etmenin, insanları sindirmenin ve siyasi sonuç üretmenin aracına dönüşür. Türkiye’de bazı davalarda bunun ağır örnekleri yaşandı. Delil üretildi, dijital materyaller manipüle edildi, gizli tanık sistemi kötüye kullanıldı, uzun tutukluluklar cezalandırma yöntemine dönüştürüldü. Masumiyet karinesi zedelendi. Türkiye’de adalet kantarının bozulmasında FETÖ öncü rol oynadı. Bunun en ağır sonucu, toplumun adalete olan inancının sarsılmasıdır. İnsanlar mahkemeye gittiklerinde adalet mi bulacaklarını, yoksa örgütsel ve siyasi hesaplaşmaların konusu mu olacaklarını sorgulamaya başladı. Bu tahribat sadece geçmiş davalarla sınırlı değildir. Delil anlayışını, yargının tarafsızlığına dair kanaati, hukuk güvenliğini ve devletin meşruiyet algısını derinden yaralamıştır.

FETÖ’nün bugün sosyolojik ahvali nedir?
Bugün FETÖ’ye baktığımızda karşımıza çözülme, parçalanma ve dünyevileşme tablosu çıkıyor. Yapının bir zamanlar mensuplarını ayakta tutan ideolojik heyecan büyük ölçüde kayboldu. Aslında başından beri dini ve teolojik derinliği güçlü bir hareket değildi, daha çok liderlik, örgütsel sadakat, gizlilik ve devlet içinde yükselme vaadi üzerinden ayakta duran kapalı bir yapıydı. Bugün ise bu sadakati besleyen ortak gelecek tasavvuru da ciddi biçimde aşındı. 15 Temmuz sonrasında en büyük kırılmalardan biri, “Türkiye’ye döneceğiz ve yeniden güçleneceğiz” beklentisinin ortadan kalkması oldu. Bugün örgütün önemli kısmı artık geri dönüşü değil, Amerika ve Avrupa’da kalmayı düşünüyor. Vatandaşlık, iş kurma, çocukları yerel eğitim sistemine entegre etme ve mülkleri koruma kaygısı öne çıkıyor. Bu, hareketin sürgün psikolojisinden göçmen psikolojisine geçtiğini gösteriyor. İkinci ve üçüncü kuşaklarda cemaat dili, hiyerarşik bağlılık ve mutlak sadakat anlayışı zayıflıyor. Böylece “hizmet” iddiasıyla ortaya çıkan yapı, büyük ölçüde okul, mülk, gelir, statü ve hayatta kalma mücadelesi veren sıradan bir diaspora ağına dönüşüyor.

Bu hikayeden Türkiye ne öğrenmeli?

Türkiye’nin bu yaşananlardan çıkarması gereken en önemli ders şudur: Devlet hiçbir cemaate, tarikata, ideolojik gruba ya da karizmatik lidere emanet edilemez. Devletin meşruiyeti kişilerden değil, kurumlardan gelir. Kurumlar ise ancak hukuk, liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik üzerine kurulursa ayakta kalabilir. FETÖ bize sadece bir örgütün nasıl büyüdüğünü değil, devletin denetim mekanizmaları zayıfladığında bir cemaatin nasıl paralel iktidar alanı kurabileceğini de gösterdi. Mesele yalnızca FETÖ’yü tasfiye etmek değildir, aynı şartların yeniden oluşmasını engelleyecek bir hukuk ve kurum kültürü inşa etmektir. Aksi halde isimler değişir ama yöntemler değişmez. Bir cemaat gider, başka bir yapı aynı boşluğu doldurur. Bu olay dindevlet ilişkisini de yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Din, devletin ideolojik aracı haline gelmemeli, devlet de dini grupların örgütsel rekabet alanına dönüşmemelidir. En temel soru şudur: Bir dini söylem ahlak, adalet, merhamet, dürüstlük ve özgür vicdan üretmiyorsa, sadece itaat, gizlilik, hiyerarşi ve güç arzusu üretiyorsa, orada din değil, dinin diliyle konuşan bir iktidar projesi vardır

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.