Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

Rus televizyon: O gece NATO neden Erdoğan’a yönelik olası suikasta göz yumdu

Putin Merkel görüşmesi

Hakan Fidan Mesrur Barzani’yi Kandil Operasyonuna destek vermeye nasıl ikna etti!

Gündem 6 Haziran 2018
2.415

Kuzey Irak’ta bağımsızlık referandumun kaosa evrilmesinden kaygı duyan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Eylül 2017’de “Görüşmeler var. Ben MİT Müsteşarımı gönderdim. Hem Bağdat’a, hem Erbil’e gitti, görüşmeler yaptı.” açıklamasında derç edilen bilgiye göre MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Erbil temasları sırasında görüştüğü isimler arasında Kürdistan Bölgesi Güvenlik Konseyi Müsteşarı Mesrur Barzani’de yer almıştı. Hiç şüphesiz ki görüşülen tek konu referandum değildi ve PKKnın alıkoyduğu istihbarat personeliyle ilgili yerel unsurların irtibata ve diyaloga geçmeleri kararlaştırılmıştı. Bu görüşme sonrası Mesut Barzani’nin oğlu Mesrur Barzani Kürdistan Bölgesi’nin bağımsızlığını ilan etmesi halinde birçok ülkenin tanımaya hazır olduğunu söylemişti. Mesrur Barzani lise eğitimini İran’da tamamladığı için Farsça, dil eğitimi amaçlı Londra’da bulunduğu ve Washington, D.C’de Amerikan Üniversitesi’nde Uluslararası Çalışmalar alanından mezun olduğu için ileri derecede İngilizce biliyor. Arapça ve Türkçe bildiği de söyleniyor. Demek istediğim dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden bir isim. Mesrur Barzani’nin MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Erbil ziyaretinden hemen sonra böyle bir açıklama yapması, görüşme sırasında referandum hakkında kamuoyunda bilinenden daha farklı bir konuşmanın gerçekleştiğini düşündürebilir. Muhtemelen IKBY’nin 25 Eylül 2017’’de düzenlenen bağımsızlık referandumu ile ilgili açıklama yapan İran’ın, olası bir bağımsızlık adımına karşı IKBY’yi uyarması ve Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduğunu deklare etmesi ile Irak Başbakanı Haydar el-İbadi’nin, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Kuzey Irak’taki bağımsızlık referandumuyla ilgili, “Askeri müdahaleye hazırız!” açıklaması değerlendirilmiştir.(1) MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Kürdistan Bölgesi Güvenlik Konseyi Müsteşarı Mesrur Barzani arasında gerçekleşen görüşmeler günümüzdeki de facto durum açısından değerlendirildiğinde, Kuzey Irak Kürtlerinin yol haritasının Ankara tarafından belirlendiği ve Erbil’deki mahalli idarenin de bu iradeye boyun eğdiği söylenebilir.

Kürdistan Bölgesi Güvenlik Konseyi Müsteşarı Mesrur Barzani’ye bağlı iki istihbarat servisi mevcut. Bunlardan ilki Türkçe koruma güvenlik anlamına gelen Parastin KDP eksenli istihbarat örgütü. Diğeri de KYP uzantısı bilgi manasına gelen Dazgay Zanyari. Bu iki örgüt Parastin u Zanyari (koruma ve bilgi) adı altında Irak Kürdistanı Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne ait istihbarat ve güvenlik kuruluşudur. Parastin ilk kez 1968’de KDP tarafından kuruldu. Parastin u Zanyari bazen “Kürt istihbarat servisi” olarak anılıyor. Ajansın temel işlevi, Kürdistan bölgesinin hem iç hem de dış güvenliği ile ilgili suçların araştırılmasıdır. Ajansın resmi olarak tutuklama veya gözaltına alma yetkisi yok, ancak terörizm de dahil olmak üzere bölgede bir dizi suçtan yargılanan Kürdistan istihbarat teşkilatı Asayish ile istihbarat paylaşıyor. Özellikle Parastin çalışanlarının Kuzey Irak’ta kümeleşen PKK’nın alt kuruluşlarına hoşgörüyle yaklaşmadıkları biliniyor.(2) Parastin u Zanyari, KDP ve KYB tarafından kurulmuş ve finanse edilmesine rağmen, resmi olarak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin komutası altında hareket etmektedir. KDP’nin ana ajansı, Masrur Barzani tarafından yönetilen Parastin ve KYB’ninki, 81 yaşındaki Khasrow Gül Muhammed tarafından yönetilen Dazgay Zanyari’dir. Bu iki kurumun temel işlevi, hem iç hem de dış güvenlikle ilgili konularda istihbarat toplamadır. KDP ve KYB yönetimlerinin Mayıs 2006’da birleşmesinden bu yana, her iki siyasi partinin Asayish kuvvetleri ayrı ve paralel ajanslar olarak işlev görmeye devam etmiştir.(3)

KDP’nin en çekirdek istihbarat örgütü Parastin’deki profesyonellerin büyük bir kısmının istihbarat eğitimini İsrail’de gördüğü iddia ediliyor. Yakın zaman kadar iki Kürt istihbaratını birleştirme çabaları sırasında Irak’ta devlet geleneğinin yerleşmesi ve kurumsallaşma adına ilginç gelişmeler yaşandı. KDP’nin ve KYP’nin iki ayrı istihbarat teşkilatı haricinde birde Irak devletinin istihbarat servisi Irak Milli İstihbarat Teşkilatı (Cihaz El Muhaberat El Vataniyye) var. Kurumsallaşma adına KDP’nin “Parastin” ile KYB’nin “Zenyari” isimli istihbarat teşkilatlarının birleştirildi. Sonrasında iki Kürt istihbarat kuruluşu “devlet ajansı” adı altında hizmet vermeye başladı. Kurulan istihbarat ajansının elemanlarını İsrail gizli servisi (MOSSAD) ve ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ajanları yetiştiriyor. Kürt Asayiş Güçleri; KYB ve KDP’ye bağlı Kürt Asayiş güçlerinin özel bir teşkilatlanmasıdır. Söz konusu teşkilatlar, hukuk dışı uygulamaları ile bilinmekte. Asayiş’in KDP ve KBY dışında kalan bölgelerde de operasyon yürüttüğü ve söz konusu bölgelerin yönetimlerini dikkate almadığı görülmekte. ABD istihbarat servisleriyle (CIA) birlikte çalışan yerel güvenlik güçleri “Asayiş”in de kontrolü, İki Kürt Partisi KYB ve KDP’nin elinde bulunmaktadır.

Asayiş Saddam dönemindeki gibi polisiye ve istihbarat toplamak ve Kerkük’ü kontrol altında tutmak için her mahallede büroları var. Asayiş keyfi tutuklama, işkence, tehdit, dayak ve adam kaçırma olaylarına karıştıklarını bilmeyen yok. Tüm bunlar Irak dışında yaygın şekilde faaliyet gösteren “Parastin’in” nasıl ve hangi amaca yönelik olarak kurulduğu sorulabilir. “Al-Basra” internet sitesinde yayınlanan bir araştırmaya göre; KDP’nin gizli istihbarat teşkilatı, Mossad uzmanlarının İran üzerinden Irak’ın Kuzeyine gelmelerini müteakip; 1966 yılında, işbirliği içinde olan İsrail’in Mossad’ı ile İran’ın Savak’ı tarafından kurulmuştur. Mossad söz konusu tarihlerde Kürt toplumunun özelliklerini, halkın durumunu araştırmaktaydı. Bunun yanında Mossad, Kürt İsyanı’nı bastırmak için çevredeki dağların etrafına konuşlandırılan Irak Ordusu’nun yapısını, askeri gücünü, birliklerini ve tugaylarını öğrenmeye çalışıyordu. Mossad ilk zamanlardaki esas amacı Irak Ordusu’nu yıpratmak, Filistin’in Doğu Cephesi’nin takviye edilmesini engellemekti. Ürdün ve Suriye’nin Irak’a stratejik derinlik verdiğinin farkında olan Mossad Irak’ın içyapısındaki farklılıklardan yararlanmayı düşünüp bu ülkeye karşı “Kürtleri” kullanmaya karar verdi. Kürtlerin yaşadığı bölgeyi Irak’a karşı kışkırtarak ülke içinde kin ve kızgınlığı körüklemek isteyen Mossad uzmanları bu amaçlarına hizmet etmek için bir “Kürt İstihbarat Teşkilatı” kurma karar aldılar. Bu teşkilatın adını “Korunma” anlamına gelen “Parastin” koydular. Parastin ile MİT’in zaman zaman Irak ve Suriye’de ortak operasyon düzenlediği belirtilmektedir. Geçmiş yıllarda PKK bağlantılı Maxmur Kampına Behdinan şivesiyle Kürtçe konuşan, aynı zamanda Türkçede bilen kişiler tarafından saldırılar düzenlendiği de iddialar arasında.(4)

Mesrur Barzani günümüzde olduğu kadar gelecekte de bu coğrafyada etkin olabilecek bir potansiyelde. Mesut Barzani sonrası ailede iki isim öne planda. Mesud Barzani’nin oğlu Mesrur Barzani ve Mesud Barzani’nin kızıyla evlendirdiği yeğeni Neçirvan Barzani. Babası İdris Barzani gibi mücadelesini siyasi ve diplomasi üzerinden gerçekleştiren Neçirvan, 16 yıldır başbakan. Kuzey Irak bölgesel yönetimin liderliği üstlenebilecek isimler arasında gösteriliyor. Diğer başkan adaylarına göre birçok açıdan avantajlı. Neden mi? ABD, Ankara, Tahran ve Moskova ile iyi ilişkileri var. IKYB açısından hayati öneme sahip Enerji konusunu çok iyi biliyor. Neçirvan’ın babası İdris Barzani, kardeşi Mesud Barzani lehine arka planda durmayı tercih etmişti. İdris Barzani’nin ölümünün ardından KDP’nin politbürosunda siyasi kariyerine başlayan Neçirvan Barzani şimdi başkanlık sırasının kendisine geldiğini düşünüyor olmalı. Sahibi olduğu Rudaw TV ile bu konumunu sağlama almaya çalışıyor. Mesut Barzani’nin yerine geçmesi muhtemel gözüyle bakılan oğlu Mesrur Barzani lise eğitimini İran’da tamamladığı için Farsça, dil eğitimi amaçlı Londra’da bulunduğu ve Washington, D.C’de Amerikan Üniversitesi’nde Uluslararası Çalışmalar alanından mezun olduğu için ileri derecede İngilizce biliyor. Arapça ve Türkçe bildiği de söyleniyor. KDP’nin istihbarat servisi Parastin’i o yönetiyor ve Kürdistan Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı. K24 kanalıyla medyayı kontrol etmeye çalışıyor. Peşmerge üzerinde Neçirvan’dan daha etkili oldu bir gerçek. Ama bunun dezavantajı Kerkük bozgunu ve diğer yenilgilerin faturasının ona çıkarılması.(5)

ABD’den tutunda Avrupa Birliğine, Çine, Rusya’ya ve hatta en önemlisi İsrail’e kadar dünya devletlerinin arkasında olduğu denetlediği ve desteklediği Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin Güvenlik Konseyi Müsteşarı Mesrur Barzani’yi bu yola baş koymaya ikna eden Hakan Fidan kim? 42 yaşında MİT Müsteşarı olarak atandı ve bu göreve gelen en genç isim oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “sır küpüm” dediği Fidan, hem “çözüm süreci”nin hem de 15 Temmuz’da darbe teşebbüsünde bulunan Gülen örgütüyle mücadelenin en kilit aktörlerindendi. Resmi biyografiye göre 1968 Ankara doğumlu.(6) Hakan Fidan’ın babası da kendisi gibi TSK mensubu. Geçmişte dezenformasyona dönük bazı haberlerde, MİT Müsteşarının Van’ın Erciş ilçesinde yaşayan Seyitki ailesinden akrabalarının bulunduğu belirtilmişti.(7) Denizli ilinden olduğuna dair de iddialar var. Bir Denizli gazetesi “Hakan Fidan hemşehrimiz” manşetini atıp Fidan’ın aslen Denizlili olduğunu öne sürmüştü. Ancak Hakan Fidan’ın asıl memleketi hakkındaki bu iddia hiç doğrulanmadı.(8) Ankara doğumlu olmakla birlikte ailesi, Kayseri-Yozgat arasındaki Boğazlıyan ilçesine bağlı bir köydendir. Bir rivayete göre aile büyükleri Gürcistan sınırları içerisinde kalan Borçalı’dan göç eden Ahıska Karapapak Türklerinden. Ahıska merkezine bağlı Dadanış ve Zeydan köylerinden, Aspinza ilçesine bağlı aşağı ve yukarı Oşora, Kunsa, Damala, Zürzel, Varnet ve Gamze köylerinden halkın birleşerek kafileler halinde Anadolu’ya göç ettiği anlaşılıyor.(9)

XIX. yüzyılın ikinci yarısında Kafkasya istilasını tamamlayan Rusya, bölgenin Müslüman ahalisine, Rusya’nın diğer bölgelerine sürgün edilme dışında bir seçenek sunmayınca Müslüman ahalinin de Osmanlı Devletine göç etmekten başka tercihi kalmadı. 1860 sonrası Yozgat Sancağı’na, Kafkasya’dan Çerkezler ağırlıklı olmakla birlikte tek bir etnik grup iskân edilmemiştir. Çerkezlerin dışında Nogaylar, Livane ve Batum muhacirleri ile Rum muhacirler de iskân edilmiştir. Batum muhacirleri arasında Fidan’ın şeceresindeki aile büyükleri de yer almaktadır. Çerkez muhacirler dışında yine Gürcistan bölgesinden, Müslüman Gürcü muhacirlerden beş hanede otuz altı kişi Yozgat Sancağına iskân edilmişlerdir. Kafkasya’dan gelen muhacirler, geldikleri bölgelerden veya göç esnasında bazı bulaşıcı hastalıklara da yakalanabilmekteydiler. Muhacirler, bu hastalıkları yol güzergâhlarındaki yerli ahaliye ve iskân edilecekleri yerlere de sirayet etmekteydi. Bu duruma bir örnek olması açısından, Şeref Resan Vapuru ile Trabzon’a ve oradan da Yozgat’a sevk edilecek olan Livane (Artvin) muhacirlerinin çocuklarında çiçek hastalığı görüldüğü haber alınmıştır. Bunların karantina bölgesinde muhafaza edilerek bırakılmamaları ve hastalığın tedavisi için gerekli bütün tıbbi müdahalenin yapılması, muhafaza altındaki hastaların diğer ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli tedbirler alınmıştır. Gelen muhacirlerin Osmanlı Devleti’ne katkıları ise savaşlarda verdikleri asker ile kendini göstermektedir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Yozgat Sancağı dâhilindeki, muhacirlerden bir alay süvari askeri toplanması istenmiş ve Erzurum’a sevk edilmiştir. Erzurum’a varan ve muhacirlerden oluşturulan Yozgat Süvari Alayının mevcudu belirlenen sayıdan eksik olmasına rağmen muhacirlerin askeri katkısı takdire şayandır.(10)

1986’da Kara Kuvvetleri Muhabere Okulu’ndan mezun olduktan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) İstihbarat astsubay olarak göreve başlayan Fidan; Kara Kuvvetleri Dil Okulu’nda da eğitim gördü. Kara Kuvvetleri Komutanlığı (KKK) Otomatik Bilgi İşlem (OBİ) Bölümü’nde bilgisayar teknisyeniydi. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) Almanya’daki Süratli Reaksiyon Kolordusu İstihbarat ve Harekât Başkanlığı’nda görevlendirilmesi Fidan’ın eğitim ve kariyerinde dönüm noktası oldu. Yurt dışı vazifesi sırasında University of Maryland University College’dan (UMUC) yönetim ve siyaset bilimi alanlarında lisans derecesi aldı. Türkiye’ye döndükten sonra Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “İstihbarat ve Dış Politika” başlıklı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Yüksek lisans tezi İngiliz, Amerikan ve Türk istihbarat sistemlerinin karşılaştırılması üzerine kuruluydu. Fidan aynı üniversitede doktorasını yaptı. Doktora tezi “Bilgi Çağında Diplomasi: Enformasyon Teknolojilerinin Uluslararası Anlaşmaların Doğrulanmasındaki Rolü” başlığını taşıyordu. 2001’de 15 yıllık mecburi hizmet süresi dolunca TSK’dan ayrıldı. Avustralya’nın Ankara Büyükelçiliği’nde Siyasi ve Ekonomik Danışman olarak çalıştı. Aynı dönemde Viyana’daki Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) ve Cenevre’deki BM Silahsızlanma Enstitüsü (UNIDIR) ile Londra merkezli Verification Research, Training and Information Center’da (VERTIC) akademik çalışmalarını sürdürdü. 2003-2007 yıllarında Başbakanlığa bağlı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı’nda (TİKA) başkanlık görevini yürüttü. TİKA, bu dönemde tam anlamıyla bir kurumsal dönüşümden geçti ve Türkiye’nin en önemli yumuşak güç unsurlarından biri haline geldi. Fidan, bu görevdeyken Afrika, Ortadoğu, Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlar’da pek çok ülkedeki TİKA faaliyetlerini yerinde izledi.
Aynı dönemde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na danışmanlık yapan Fidan, Kasım 2007’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “dış politika ve uluslararası güvenlikten sorumlu” Müsteşar Yardımcısı olarak görevlendirildi. Kasım 2008’de ise Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) Yönetim Kurulu üyesi oldu. 12-13 Nisan 2010’da Washington’da düzenlenen Nükleer Güvenlik Zirvesi’nde Türkiye’yi temsil etti. Mart 2008’den Şubat 2011’e kadar Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Mütevelli Heyeti’nde yer aldı. 15 Nisan 2010’da, dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner’in yardımcılığına getirildi. Daha önce görev süresi iki kez uzatılan Taner’in emekli olunca 27 Mayıs 2010’da MİT Müsteşarlığı makamına atandı. Fidan’ın yeni görevi medyada, “MİT’te yeni dönem” yorumlarıyla karşılandı. Türkiye’nin istihbarat zaaflarını ortadan kaldırmayı hedefleyen Fidan, öncelikle haber alma örgütlerinin ABD’deki gibi dış (CIA) ve iç (FBI) şeklinde ikiye ayrıldığı modeli teşkilâta uyarlamaya çalıştı. Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarlığı’na atanması o zamana kadar benzeri görülmeyen yankıları da oldu. Fidan’ın MİT’in başına getirilmesi İsrail’i rahatsız etmişti. Dönemin İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak’ın, “Türkiye dost bir ülke ve stratejik bir müttefik. Fakat son haftalarda İran destekçisi bir adam Türkiye MOSSAD’ının başına atandı. Onların elinde önemli miktarda sırrımız var. Son iki aydaki izlenimimiz, bu sırları İran’a açabilecekleri yönünde. Bu da çok rahatsız edici” dedi. İsrail’in Haaretz gazetesi de aynı günlerde, İsrail’in gizli istihbarat örgütü MOSSAD’ın, Fidan’ın MİT Müsteşarı olarak atanmasından kaygı duyduğunu yazdı.
Hakan Fidan ismini Türkiye gündeminin ilk sıralarına çıkartan, PKK’nın yöneticileriyle 2009 yılında Norveç’in başkenti Oslo’da yapılan müzakerelerin ses kaydının 2011 Eylül ayında internete sızmasıydı. Dönemin MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş’le beraber katıldığı görüşmelerde Fidan, PKK’nın önde gelen isimlerinden Sabri Ok, Mustafa Karasu ve diğer isimlere kendisini, “Sayın Başbakanımızın özel temsilcisiyim, Sayın Başbakanımız bu konuda beni görevlendirdi” sözleriyle tanıtıyordu. O günlerde bu kasetin DTP’nin Diyarbakır’da bürosunda yapılan bir aramada ortaya çıktığına dâir haberler yayıldı. Ancak 15 Temmuz darbesinden sonra ifade veren tutuklu isimlerden eski HSYK 1. Dairesi Başkanı İbrahim Okur, o günlerde MİT Müsteşarı Fidan’la yaptığı bir görüşmeyi anlatırken, “Fidan bana, bu ses kaydının yabancı bir istihbarat örgütü tarafından yurtdışında Gülen örgütü mensuplarına verilmiş olduğunu söyledi” dedi. Bu doğruysa, bu kaset hem çözüm sürecini baltalamaya hem de Fidan’ı yıpratmaya dönük olarak servis edilmişti. Gülen örgütünün Hakan Fidan’ı hedef alan bilinen ilk hamlesi buydu. 7 Şubat 2012 tarihi, Hakan Fidan etrafında gelişen olaylar arasında sivil bürokrasideki çekişmeleri açığa çıkaran en bariz olaydı. Emre Taner, Afet Güneş ve iki MİT mensubuyla birlikte Fidan’ın da KCK’ya dönük soruşturma kapsamında “şüpheli” sıfatıyla ifadeye çağrılması Türkiye’yi derinden sarstı. Fetö terör örgütünün devleti ele geçirme yolundaki en cüretkâr hamlelerinden birisi de Milli istihbaratın başındaki ismin FETÖ terör örgütüne mensup savcılar tarafından ifadeye çağrılmasıydı. Hükümet çok sert tepki gösterdi. Bu girişim sonrası Fidan ve diğer dört ismi ifadeye çağıran savcı Sadrettin Sarıkaya’ya dosyadan el çektirildi. Ardından da MİT mensuplarıyla bazı kamu görevlileri hakkında ceza soruşturması açılmasına, Başbakanlık’tan izin alınması şartı getiren 6278 sayılı “Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilâtı Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dâir Kanun” çıkarıldı. O dönem Başbakanlık koltuğunda oturan Tayyip Erdoğan Fidan’a sahip çıktı, onun için, “Benim sır küpüm. Türkiye Cumhuriyeti devletinin sır küpü. Türkiye’nin geleceğinin sır küpü” ifadelerini kullandı. Hakan Fidan, Erdoğan’ın 10 Ağustos 2014’te cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından MİT Müsteşarlığı’nı sürdürdü. 2015 genel seçimi sürecinde ise AK Parti’den milletvekili adayı olmak için görevinden istifa etti. Fidan, istifa dilekçesini 7 Şubat’ta verdi ve 10 Şubat’tan geçerli olmak üzere MİT Müsteşarlığı’ndan ayrıldı. 20 Şubat’ta ise AK Parti’ye adaylık başvurusu yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu adaylığa karşı çıkmasından dolayı adaylık başvurusunu 9 Mart’ta “lüzum üzerine” geri çekti; hemen ardından Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından yeniden MİT Müsteşarlığı’na yeniden atandı ve 10 Mart 2015’te ikinci kez MİT Müsteşarlığı görevine başladı.(11) Tarih onu 15 Temmuz darbe girişimiyle imtihan etti! Hakkındaki ihmal ve acziyet iddialarına rağmen darbe sürecinde devletin toparlanmasında, küresel bağlantılı darbecilerin etkisizleştirilmesindeki emeği yadsınamaz. Ona günümüzün Kuşçubaşı Eşrefi diyenlerde var.
Bakınız:
1- http://kafkassam.com/kacirilan-mitcilerin-golgesinde-kuzey-irak-referandumu.html
2- https://www.hrw.org/reports/1993/WR93/Mew-04.htm
3- https://www.hrw.org/reports/2007/kurdistan0707/5.htm
4- https://jankalan.wordpress.com/2013/11/16/parastin-ve-zenyari-iki-kurt-istihbarat-orgutu/
5-http://kafkassam.com/turkiyede-ak-parti-kuzey-irakta-kdp-tasfiye-mi-ediliyor.html
6-http://www.mit.gov.tr/must-biyog14.html
7- http://t24.com.tr/haber/secim-mit-mustesari-hakan-fidanin-asiretini-boldu,253443
8- http://www.internethaber.com/hakan-fidan-esrari-kimdir-aslen-nereli-kurt-mu-763711h.htm
9- http://www.ahiska.org.tr/?p=593
10- Oktay Kızılkaya/ xıx. Yüzyılın İkinci Yarısında Kafkasya Muhacirlerinin Yozgat Sancağında İskânına Dair Tespitler / https://bozoksempozyumu.bozok.edu.tr/dosya/cilt2/459-466.pdf
11- http://www.aljazeera.com.tr/portre/portre-hakan-fidan
Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39

Yorumlar