Farshid Bagherian: İran’ın Hürmüz Stratejisi ve Körfez’de Değişen Güç Dengesi

Hürmüz Boğazı: Washington İçin Yeni Bir Vietnam mı?

Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmeler, ABD ile İran arasındaki mevcut gerilimin basit bir deniz ulaşımı krizinden çok daha geniş bir jeopolitik mücadeleye dönüştüğünü gösteriyor. Washington açısından temel mesele, yalnızca boğazdan petrol tankerlerinin geçişini yeniden sağlamak değil; Hürmüz’de geçiş rejiminin kurallarını kimin belirleyeceği sorusudur.

İran ise boğazı gerektiğinde kapatabileceği bir askerî koz olarak kullanmanın ötesine geçerek, Hürmüz’deki deniz trafiğinin güvenlik kurallarını kalıcı biçimde değiştirmeye çalışıyor. Bu gerçekleşirse, ABD’nin onlarca yıldır Körfez’de dayandırdığı deniz güvenliği mimarisi ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya kalacaktır.

İran’ın hedefi: Boğazı kapatmak değil, kurallarını belirlemek

İran açısından Hürmüz Boğazı’nın önemi yalnızca petrol taşımacılığından kaynaklanmıyor. Boğaz, İran’ın Basra Körfezi’ndeki askerî ve siyasi nüfuzunun en önemli araçlarından biri.

İran’ın ortaya koyduğu yaklaşım, klasik anlamda “Hürmüz’ü kapatma” stratejisinden farklılaşıyor. Tahran, savaş ve barış dönemlerinde boğazdan geçiş rejiminin farklı kurallara tabi olmasını ve özellikle savaş döneminde gemilerin önceden bildirimde bulunmasını ve İran’ın güvenlik denetiminden geçmesini istiyor.

Bu yaklaşım hayata geçirilebilirse İran’ın elinde çok daha sofistike bir baskı mekanizması oluşacaktır. Tahran’ın her gemiyi durdurması gerekmeyecek; hangi geminin, hangi yükün ve hangi koşullarda geçebileceği üzerinde **seçici bir denetim** kurması yeterli olacaktır.

Bu nedenle Hürmüz’deki asıl mücadele “boğaz açık mı kapalı mı?” sorusundan ziyade:

Hürmüz’ün güvenlik ve geçiş kurallarını kim belirleyecek?

sorusunda düğümlenmektedir.

ABD’nin temel açmazı

Washington açısından sorun burada ortaya çıkmaktadır.

ABD’nin bölgedeki askerî varlığının temel gerekçelerinden biri, Körfez’deki enerji akışının ve uluslararası deniz ulaşımının güvenliğini sağlamaktır. Ancak İran’ın kıyı savunma kapasitesi, füze sistemleri, insansız hava araçları ve deniz unsurları, ABD’nin sahip olduğu büyük askerî gücün Hürmüz’deki her ticari gemiyi sürekli biçimde korumasını son derece maliyetli hale getirebilir.

Bu nedenle Washington’ın önünde iki seçenek bulunmaktadır.

Birinci seçenek, İran’ın belirli şartlarını kabul ederek boğazda yeni bir geçiş düzenlemesine razı olmaktır.

İkinci seçenek ise İran’ın taleplerini reddederek askerî baskıyı artırmak ve Hürmüz’deki mevcut düzeni zor kullanarak yeniden tesis etmektir.

İkinci seçenek, kontrol edilmesi son derece güç bir bölgesel savaşı beraberinde getirebilir.

İşte “Vietnam” benzetmesi burada anlam kazanmaktadır.

Buradaki Vietnam benzetmesi, ABD’nin İran tarafından askerî olarak yenilgiye uğratılması anlamında değil; **Washington’ın üstün askerî gücüne rağmen kendi istediği bölgesel düzeni kuramaması ve sonunda rakibinin oluşturduğu yeni gerçekliği kabul etmek zorunda kalması** anlamında kullanılmaktadır.

Hürmüz’de İran’ın avantajı neden gerçek?

İran’ın en büyük avantajı coğrafyadır.

İran, Basra Körfezi ile Umman Körfezi arasındaki geçiş alanının kuzey kıyısında bulunuyor. Büyük tankerlerin kullandığı derin su güzergâhlarının İran kıyılarına yakınlığı, Tahran’a önemli bir stratejik avantaj sağlıyor.

Bu nedenle İran’ın Hürmüz üzerindeki etkisi, yalnızca siyasi iradeye değil, coğrafyanın sağladığı askerî imkânlara dayanıyor.

İran açısından Hürmüz:

enerji ihracatının geçiş noktası,
Körfez ülkelerine karşı stratejik baskı aracı,
ABD askerî varlığına karşı caydırıcılık unsuru,
İran’ın bölgesel güç statüsünün göstergesi

niteliğindedir.

Bu nedenle Tahran’ın Hürmüz üzerindeki kontrolünü artırmaya yönelik girişimleri, İran’ın daha geniş bölgesel stratejisinden bağımsız değerlendirilemez.

Körfez ülkeleri için ABD’nin güvenlik garantisi sorgulanıyor

Hürmüz krizinin ikinci önemli sonucu Körfez ülkelerinde ortaya çıkıyor.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar ve Bahreyn uzun yıllardır güvenliklerini büyük ölçüde ABD’nin askerî kapasitesine dayandırıyor.

Ancak İran’ın füze ve İHA kapasitesinin Körfez’deki Amerikan üslerini ve bölgedeki altyapıyı tehdit edebilmesi, bu güvenlik mimarisinin sorgulanmasına neden oluyor.

Burada önemli soru şudur:

ABD kendi askerî üslerini korumakta zorlanırsa Körfez ülkelerinin güvenliğini ne ölçüde garanti edebilir?

Bu soru, İsrail’in Körfez güvenliğindeki rolü açısından da önem taşımaktadır.

İran’ın baskısının devam etmesi halinde Körfez ülkeleri yalnızca ABD’nin askerî kapasitesine güvenmek yerine kendi enerji altyapılarını, alternatif ihracat güzergâhlarını ve bağımsız güvenlik kapasitelerini geliştirmeye daha fazla yönelebilir.

İran’ın avantajı kalıcı mı?

İran açısından en önemli sorun ise Hürmüz üzerindeki avantajın **süresiz olmamasıdır.

Suudi Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere Körfez ülkeleri, petrol ihracatını Hürmüz’e bağımlı olmaktan çıkarmak amacıyla alternatif boru hatları ve kara güzergâhları geliştiriyor.

Bu süreç ilerledikçe İran’ın Hürmüz üzerindeki baskı kapasitesinin ekonomik etkisi azalabilir.

Bugün Hürmüz’ün herhangi bir biçimde aksaması küresel enerji piyasalarını doğrudan etkileyebilirken, alternatif ihracat kapasitesinin artması halinde Körfez ülkeleri İran karşısında daha fazla manevra alanına sahip olacaktır.

Dolayısıyla İran’ın önünde aslında bir **zaman problemi** bulunmaktadır.

Tahran bugün sahip olduğu stratejik avantajı kalıcı bir siyasi kazanıma dönüştürmek isteyecektir. Çünkü birkaç yıl içerisinde alternatif enerji güzergâhlarının genişlemesi, Hürmüz’ün İran açısından taşıdığı ekonomik ve siyasi ağırlığı azaltabilir.

ABD bölgeden çekilir mi?

Hürmüz krizinin bir diğer boyutu Amerikan askerî varlığıdır.

İran’daki daha radikal çevreler, Körfez’deki Amerikan üslerinin tamamen tasfiye edilmesini isteyebilir. Ancak mevcut dengeler dikkate alındığında ABD’nin Körfez’den bütünüyle çekilmesi gerçekçi görünmemektedir.

Washington için Körfez yalnızca İran’ı dengelemek açısından değil;

küresel enerji piyasaları,
deniz ticareti,
İsrail’in güvenliği,
Körfez monarşileri,
Çin’in enerji kaynaklarına erişimi

bakımından da stratejik öneme sahiptir.

Bu nedenle ABD’nin bölgedeki askerî varlığını tamamen terk etmesi yerine, **üslerini yeniden yapılandırması, daha fazla korunaklı hale getirmesi ve askerî konuşlanmasını değiştirmesi** daha olası bir senaryodur.

Asıl mücadele enerji coğrafyasında

Hürmüz krizini yalnızca İran ile ABD arasındaki askerî mücadele olarak okumak eksik kalacaktır.

Burada çok daha geniş bir enerji jeopolitiği ortaya çıkmaktadır.

Körfez ülkeleri Hürmüz’e bağımlılığı azaltmaya çalışırken, İran boğaz üzerindeki kontrolünü artırmaya çalışıyor. Aynı anda Rusya’nın Karadeniz’deki enerji ihracat altyapısı Ukrayna saldırıları nedeniyle baskı altında kalıyor.

Böylece Avrasya’da iki farklı enerji koridoru aynı anda yeniden şekilleniyor:

Karadeniz’de:

Rusya’nın enerji ihracat zinciri → Ukrayna baskısı → alternatif güzergâh arayışı.

Basra Körfezi’nde:

Hürmüz bağımlılığı → İran baskısı → alternatif boru hattı ve kara güzergâhları.

Bu gelişmelerin ortak sonucu, **alternatif enerji ve ulaştırma koridorlarının stratejik değerinin yükselmesidir.**

Türkiye ve Azerbaycan açısından ortaya çıkan fırsat

Bu noktada Hazar havzası ve Orta Koridor’un önemi daha da artmaktadır.

Kazakistan’ın petrol ihracatında Rusya’ya olan bağımlılığını azaltmaya çalışması, Azerbaycan üzerinden Bakü-Tiflis-Ceyhan güzergâhının önemini artırıyor. Rusya’nın Karadeniz enerji altyapısındaki sorunları ve Orta Asya ülkelerinin Rus yakıtına alternatif arayışları da aynı yönde gelişiyor.

Hürmüz’deki belirsizlik ise Körfez enerji üreticilerini alternatif güzergâhlara yöneltiyor.

Bu iki süreç birleştiğinde **Hazar Denizi–Azerbaycan–Gürcistan–Türkiye hattının** yalnızca Doğu-Batı ticaret koridoru değil, giderek daha önemli bir **enerji güvenliği koridoru** haline gelmesi mümkündür.

Dolayısıyla Hürmüz’deki kriz, Türkiye’nin hemen güneyindeki enerji coğrafyasını doğrudan ilgilendirmektedir.

Hürmüz’de kazanan henüz belli değil

İran’ın Hürmüz’de önemli bir stratejik avantaj elde ettiği açıktır; ancak bundan hareketle “İran savaşı kazandı” veya “ABD yenildi” sonucuna varmak için henüz erkendir.

Tahran’ın başarısı, sahip olduğu askerî kapasiteyi kalıcı bir diplomatik ve ekonomik kazanıma dönüştürüp dönüştüremeyeceğine bağlıdır.

Washington açısından ise temel sorun İran’ı askerî olarak vurabilmek değil, İran’ın coğrafi avantajını ortadan kaldırmadan Hürmüz’de istediği serbest geçiş rejimini nasıl sağlayacağıdır.

Bu nedenle Hürmüz, klasik bir askerî güç karşılaştırmasından çok daha fazlasıdır.

İran’ın füze ve İHA gücü ile ABD’nin deniz gücünün karşılaşmasından ziyade, coğrafya ile küresel güç arasındaki mücadeledir.

Eğer Washington sonunda İran’ın belirlediği yeni geçiş kurallarını kabul etmek zorunda kalırsa, bunun yalnızca Hürmüz açısından değil, ABD’nin Körfez’deki caydırıcılığı ve bölgesel hegemonya iddiası açısından da ciddi sonuçları olacaktır.

Bu anlamda “Yeni Vietnam” benzetmesi, askerî yenilgiden çok stratejik hedeflerin gerisinde kalan bir süper gücün yeni bir bölgesel gerçekliği kabullenmek zorunda kalması ihtimalini ifade etmektedir.

Ancak İran’ın da unutmaması gereken bir gerçek vardır:

Hürmüz’ün bugünkü stratejik değeri sonsuza kadar aynı kalmayacaktır.

Alternatif petrol boru hatları, yeni enerji güzergâhları ve Körfez ülkelerinin ihracat çeşitlendirmesi arttıkça İran’ın elindeki en önemli jeopolitik kozlardan biri de zaman içinde zayıflayacaktır.

Bu nedenle önümüzdeki dönemin temel sorusu “Hürmüz kapanacak mı?” değil; “Hürmüz’ün yeni kurallarını kim yazacak?” sorusudur.

Ve bu sorunun cevabı, yalnızca İran-ABD ilişkilerinin değil, 21. yüzyılın Körfez güç dengesinin de geleceğini belirleyebilir.

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.