Behruz Reisi Dehkordi: İnsanın Mağlup Olduğu Bir Savaş

Ünlü Sloven filozof Slavoj Žižek, son yazısında pek az kimsenin dile getirmeye cesaret edebileceği sarsıcı bir gerçeğin üzerindeki perdeyi aralıyor:
“İran ile Amerika arasında yaşananlar salt siyasi ya da ekonomik bir çekişme değil; iki ayrı ontolojinin (varlık felsefesi) ve iki zıt medeniyet tasavvurunun çarpışmasıdır.”

Žižek’e göre İran’ı Amerikan emperyalizmine direnmeye iten şey siyasi bir inat değil; üç temel kavramdır: onur, bağımsızlık ve tanınma arzusu. İranlılar için bu değerler müzakere edilemez birer kırmızı çizgidir. Öte yandan Amerika, bu değerleri İran için meşru görmez; İran ise bu emperyal dayatmaya karşı ontolojik bir direnç sergiler.
“…Artık İran’ı desteklemek zorundayız. Çünkü İran bugün sadece kendi sınırları için değil, ‘egemenlik’ ilkesinin bizzat kendisi için savaşıyor. İsrail’in fiili bir kolonisine dönüşmüş olan Amerika Birleşik Devletleri; İspanya’dan tutun da dünyanın diğer ucuna kadar her ülkenin egemenliğini sistematik olarak ihlal etmektedir.”
Žižek, Kant üzerine üç felsefi eser kaleme almış, Saul Kripke ve David Lewis gibi analitik felsefenin devleri üzerine makaleler yayımlamış Ali Laricani üzerinden bir medeniyet tasviri sunar. Ona göre Laricani’nin temsil ettiği siyasi liderlik ve entelektüel derinlik, “Batılı siyasetçi gruplarının neredeyse hiçbirinin yanına bile yaklaşamayacağı” bir seviyededir. Bu durum, Batı’nın kurguladığı o bildik “geri kalmış Müslüman” klişesini paramparça eden acı bir gerçektir.
Žižek’in analizindeki en çarpıcı nokta ise şudur: Laricani’nin katili, toplamda en fazla 300 kelime bilen” bir zihniyetti. Eğer bu iki figür karşı karşıya gelseydi; Laricani saatlerce felsefe ve siyaset üzerine derinleşebilirken, karşısındaki tek bir kelimeyi dahi idrak edemezdi. Bu, iki farklı dünyanın uçurumudur: Bir tarafta binlerce yıllık felsefi gelenekle harmanlanmış bir derinlik, diğer tarafta ise komplo teorileri ve kibirli bir sıradanlık içinde boğulan “MAGA” (Trumpçı) şovu.
İşin pratik ve korkutucu boyutuna gelince Žižek şunları ekler:
“Amerikan ordusu artık Donald Trump tarafından değil,  Claude adlı yapay zekâ programı tarafından komuta ediliyor. ‘Epic Fury’ operasyonu, tarihte yapay zekânın hamle kestirimi için kullanıldığı ilk savaştır. Hem Ayetullah hem de Laricani’nin ölümü, Claude’un görevini başarıyla yerine getirdiğini gösteriyor.”
Ancak asıl dehşet verici olan, Kent Payne’in gerçekleştirdiği deneydir. Payne, çeşitli yapay zekâ yazılımlarını insan müdahalesi olmadan küresel krizleri çözmeye zorladığında sonuç değişmemiştir: Vakaların %95’inde yapay zekâ doğrudan nükleer savaşı tercih etmiştir.
Žižek’e göre insanlığın kaderi tersine dönmüştür:
“Felsefenin teolojiyi rehber edinmesi gerekirken, bugün cehalet teknolojiyi kölesi yapmıştır. Artık insanın kontrol ettiği makineler tarafından değil, makineler tarafından kontrol edilen sahte insanlar tarafından yönetiliyoruz. İnsanlık bu karanlık yolu sadece bir yüzyılda katetti.”

Ve filozof, o meşhur ironisiyle ekler:
“Sosyalizmde doğduk, kapitalizmde yaşadık ve öleceğiz. Bizler, çağlar boyu gelmiş geçmiş en karanlık nesiliz; çünkü çocuklarımıza mümkün olan en berbat dünyayı devrediyoruz: Yaşamlarının mutlak bir kölelik, ölümlerinin ise birer algoritma kararı olduğu bir dünya.”

Žižek’in penceresinden bakıldığında resim nettir: Bir yanda Kant ve Heidegger okuyan, binlerce yıllık birikim ve “akıl” ile direnen bir medeniyet; diğer yanda ise komutayı nükleer sonu seçen bir makineye teslim etmiş bir dünya. Bu noktadan sonra mesele diplomasi değil, doğrudan bir varoluş savaşıdır.
Asıl soru “Savaş çıkacak mı?” değildir. Asıl soru şudur:
Gelecek nesillere “insan” tanımını hangi medeniyet miras bırakacak? Hâlâ felsefe okuyanlar mı, yoksa felsefeyi yapay zekânın arşivlerine gömenler mi?
Not: Žižek, bu analizlerinde İran yönetimini tamamen kutsamaz, ciddi eleştiriler de yöneltir. Ancak onun asıl vurgusu, küresel siyasi düzenin kaçınılmaz bir çöküşe doğru sürüklendiğidir.

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.