Aqşin Kerimov: İran’ın Güney Kafkasya’da Paradigma Değişikliği

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik geniş çaplı askerî saldırıları, İslam Cumhuriyeti’nin bölgesel politikasının temelini değiştiremedi. Ancak bu politikanın dışa yansıyan uygulamalarında yeni eğilimler görülmeye başladı.

İran’da dinî liderliğin tutumu artık güvenlik ve güç yapılarının güçlendirilmesi çizgisiyle daha belirgin biçimde örtüşüyor. Bu durum, önceki dönemlerden farklı bazı özellikleri öne çıkarıyor. En azından İran’ın savaştan çıkardığı dersleri yansıtması bakımından bu gelişmeler dikkat çekici.

Tahran, dış politika çizgisini İslam Devrimi’nin mirasına dayandırarak sürdürmeye devam ediyor. Ancak İran’ın hem iç hem de dış politikası, temel ilkeler korunmakla birlikte yeniden yapılanma sürecinden geçiyor.

İslam Devrimi’nden bu yana İran’da yaşanan gelişmelerin ülkenin toplumsal ve siyasal yapısını bütünüyle değiştireceğini söylemek güç. Çünkü dinî-ideolojik zemin hâlâ güçlü. Bununla birlikte Tahran, 28 Şubat’ta başlayıp aralıklarla devam eden savaşın ardından yeni bir evrim aşamasına girmiş görünüyor.

İran sisteminin bundan sonraki adımlarının temel mantığı savaş öncesindeki anlayıştan bütünüyle farklı değil. Ancak mevcut koşulların ortaya çıkardığı yeni unsurların siyasete yansıması kaçınılmaz. ABD-İsrail ittifakı ile İslam Cumhuriyeti arasındaki savaş bağlamında Tahran’ın politikası bu analitik çerçevede değerlendirilebilir.

ABD ve İsrail’in ortak operasyonları, ardından Washington’un tek başına yürüttüğü savaş sürecinde İran’ın dış politikası başlangıçta öngörülebilir rotanın dışına çıktı. Bu durum, Beyaz Saray ve Tel Aviv’in İran’daki dinî rejimin değişeceğine ilişkin hesaplarının hatalı olduğunu gösterdi.

İran’ın savaştaki direnişi, stratejik ve askerî savunma anlayışına, yani “Savunma Mozaiği” doktrinine dayanıyor.

İran’ın “Savunma Mozaiği”, merkezi olmayan bir komuta doktrinidir. Bu anlayış, ABD’nin Irak’a müdahalesinin yarattığı somut tarihsel travmadan kaynaklanıyor. Tahran, 2003 yılında ABD ordusunun Irak’a girmesinden yalnızca 26 gün sonra Saddam Hüseyin’in merkezi komuta yapısının nasıl çöktüğünü gördü.

Merkezî yönetim ile cephedeki generaller arasındaki iletişim kesildiğinde Irak ordusu dağıldı. İranlı stratejistler bu tabloyu analiz ederek şu temel sonuca ulaştılar: Aşırı merkezî komuta yapısı, modern savaşta düşmanın hassas saldırıları karşısındaki en büyük zafiyetlerden biridir.

Bu nedenle tehdit ortaya çıktığında merkezî komutadan bağımsız olarak karar alabilen yapıların oluşturulmasına karar verildi.

Bu askerî anlayışın kurumsal temeli, Ağustos 2005’te İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in Devrim Muhafızları Stratejik Araştırmalar Merkezi’ni kurması ve merkezin başına Muhammed Ali Caferi’yi getirmesiyle atıldı.

28 Şubat’tan sonra İran, ani askerî saldırılara uyum sağlama ve dayanıklılık modeline geçerek “Savunma Mozaiği”ni devreye soktu. Bu model, beklenmedik şoklar karşısında dayanıklılık oluşturma anlayışı olarak değerlendirilebilir.

Savunma modeli, İran toplumunda hâkim olan dinî-ideolojik çerçeveyle birleşerek dış ve iç politikada geçmiş ile geleceğin birlikte değerlendirilmesine dayanıyor. Devrim mirası korunuyor ve gelecekteki kararların şekillenmesinde temel rol oynamaya devam ediyor.

Başka bir ifadeyle Tahran, bölgesel politikalarında adım atarken devrimci doktrinini koruyor; aynı zamanda bu doktrini toplumsal alana taşımaya devam ediyor. Dolayısıyla İran, ABD-İsrail savaşının ortaya çıkardığı yeni gerçekliklere göre manevra alanını yeniden düzenliyor.

İran açısından Güney Kafkasya nasıl görünüyor?

İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in gerçekleştirdiği kadro değişikliklerinin niteliğine bakmak, Tahran’ın Kafkasya politikasında hangi konulara öncelik verdiğini anlamak açısından önemli.

Mücteba Hamaney’in ağustos ayının başında gerçekleştirdiği yeni atamalar, üst düzey askerî kadroda sertlik yanlılarının ağırlığının daha da artacağı ihtimalini güçlendiriyor. Bu adımlar, ABD ve İsrail’in 2025–2026 yıllarında üst düzey yöneticileri hedef alan saldırılarının ardından İran’ın askerî elitinde yaşanan geniş çaplı kadro değişikliklerinin devamı niteliğinde.

Yeni isimler, seleflerine göre daha sert çizgide değerlendiriliyor.

Yeni atamalar, Devrim Muhafızları Komutanı Ahmed Vahidi’nin dini lider üzerindeki etkisinin arttığı yönündeki iddiaların yoğunlaştığı bir döneme denk geliyor. Bu nedenle güvenlik kurumlarının başına getirilen isimlerin Ahmed Vahidi’nin kontrolünde şekillenebilecek yeni komuta kadrosunun üyeleri olduğu ihtimali güçleniyor.

Bu kadro, yeni karar alma mekanizmasının temel çekirdeğini oluşturabilir ve İran’daki iç siyasi tartışmaların yönünü doğrudan etkileyebilir. Muhammed Ali Caferi ise Devrim Muhafızları’nın kültürel ve sosyal faaliyetlerinden sorumlu “Bekaullah” karargâhının başına getirildi.

İran artık dış politikaya askerî komuta zinciri perspektifinden bakıyor. Muhsin Rızai gibi bir başka eski Devrim Muhafızları mensubunun Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreterliği’ne getirilmesi de eski muhafız kadronun daha esnek hareket edeceği beklentisiyle açıklanabilir.

Askerî ve istihbarat tedbirleri, diplomasi ve siyasi görüşmelerle birleştirilerek genel stratejinin tamamlayıcı araçları olarak kullanılıyor.

Ancak bu yaklaşım, Mücteba Hamaney’in babası ve hukuken selefi olan Seyyid Ali Hamaney döneminden belirli ölçülerde farklılaşıyor. Bunun nedenlerinden biri de İran kamuoyunda doğrudan Mücteba Hamaney’in kadroları olarak tanınan kişilerin bulunmaması. Bu durum, onun karar alma sürecindeki rolüne ilişkin soru işaretlerini artırıyor. Bununla birlikte kararların arkasında kimin bulunduğu tartışılırken Mücteba Hamaney’in adı İran’daki bilgi akışının dışında kalmıyor.

Her durumda, nedenleri ne olursa olsun İran bu yaklaşımları birleştirerek bölgesel politikasına, dolayısıyla Güney Kafkasya stratejisine **hibrit bir model** üzerinden yaklaşıyor.

İran’ın Güney Kafkasya’daki jeopolitik söylemlerine bakıldığında, değişkenlik ile klasik öncelikler arasında bir geçiş yaşandığı görülüyor. İran’ın Güney Kafkasya politikası, hem tarihsel hafızayı korumaya çalışan hem de mevcut koşullara cevap veren hibrit bir aşamadan geçiyor.

Azerbaycan ve İran

İran’ın Azerbaycan ile ilişkilerinde çelişkili unsurlar hâlâ mevcut. Bununla birlikte Bakü-Tahran ilişkilerindeki mevcut hareketlilik siyasi gerilimin azaltılmasına yönelik.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasındaki telefon görüşmelerine ilişkin resmî açıklamalarda ve yüz yüze görüşmelerinde daha yumuşak bir atmosfer açıkça hissediliyor.

Azerbaycan ile İran arasındaki ekonomik ve ticari ilişkiler, ortak projeler ve **Uluslararası Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru**ndaki ortak çıkarlar, işbirliğinin temel alanlarını oluşturuyor.

Devrim Muhafızları ve ona bağlı medya kuruluşlarının sorunları büyüten bilgi kampanyaları ise Bakü ile Tahran arasında doğrudan askerî çatışma riskini yaratmıyor. İran’ın Azerbaycan’la silahlı çatışmaya girmesi teorik olarak mümkün olsa da oldukça düşük ihtimalli bir senaryo olarak değerlendirilebilir. Çünkü İran, Azerbaycan’la işbirliğindeki önceliklerini askerî bir senaryoya feda etmeyecektir.

İran gibi karmaşık siyasi ve hukuki yapıya sahip bir ülkenin Kafkasya’daki gelecekteki adımlarını belirlerken değişen statükoyu dikkate alması kaçınılmaz. Bu değişimin temel aktörü Azerbaycan olduğundan Tahran’ın Bakü ile ilişkileri daha sert bir aşamaya taşımayı tercih etmesi beklenmez.

Gürcistan neden önemli?

Gürcistan ise İran açısından kendine özgü bir önem taşıyor. İran, Batı’nın artan yaptırımları karşısında Karadeniz limanlarına ulaşmak ve ticaret yollarını çeşitlendirmek amacıyla Gürcistan’la daha yakın ilişkiler kuruyor.

Tahran’ın ekonomik ve lojistik manevraları bölgesel düzeyde Gürcistan’la ilişkilerinde de görülüyor.

Bunun yanında Gürcistan’daki Azerbaycanlı topluluk da dikkat çekiyor. Azerbaycanlıların yoğun olarak yaşadığı bölgeler, İran’ın ideolojik ağını yeniden şekillendirmesinde kendine özgü bir rol oynuyor.

İran’ın Kafkasya politikasındaki önceki önceliklerine bakıldığında, insan kaynağına dayalı vekâlet direniş hareketlerine yatırım yapma çabası görülüyor.

İran’ın Gürcistan’daki Şii topluluğuna yönelik ilgisi de insan sermayesi üzerinden bölgesel bir etki alanı oluşturma refleksine dayanıyor. İran bu topluluğu kendi stratejik çıkarları doğrultusunda şekillendiriyor ve gelecekte önemli bir unsur olarak değerlendiriyor.

“Tehdit” dilinin yönü değişiyor

Ancak önemli bir değişiklik var:

Artık tehdit söyleminin yöneldiği adres değişiyor.

Ermenistan örneğinde bu eğilim ayrıca değerlendirmeyi gerektiriyor.

Geçmişte İran siyasetinde ağırlıklı olarak Ermenistan lehine Azerbaycan Cumhuriyeti’ni hedef alan açıklamalar öne çıkarken, bugün bu söylemin giderek Erivan’a yöneldiği görülüyor.

2025 yılının Ağustos ayından itibaren İran’ın Erivan’a yaklaşımında kademeli bir değişim yaşandığı söylenebilir.

Özellikle Azerbaycan ve Ermenistan liderlerinin ABD arabuluculuğunda Washington’da vardığı anlaşmaların ardından İran’ın TRIPP güzergâhı bağlamında Erivan’a yönelik üstü kapalı mesajları arttı.

TRIPP konusunda anlaşmaya varılmasından sonra İran’ın siyasi ve toplumsal söyleminde Ermenistan henüz açık biçimde düşman ilan edilmedi. Ancak “Mehr” ve “Tasnim” gibi haber ajanslarında Erivan’a yönelik üstü kapalı analitik ve bilgilendirici mesajlar yayımlandı. Bunlar, içeriden gelen analizlere dayalı mesajlar olarak okunabilir.

Özellikle bu görüşlerden birinin eski stratejist Ali Ekber Velayeti’ye ait olması dikkat çekici.

Bu eğilim, 2026’nın başlarında İran’ın geniş çaplı protesto dalgasıyla karşı karşıya kalması sırasında daha sert biçimde ortaya çıktı.

İran’ın Ermenistan politikasındaki değişim

Konuyu anlamak için biraz geriye gitmek gerekiyor.

Tahran, 2025 yılının sonlarında Erivan’daki diplomatik misyonunun başkanını değiştirdi. Devrim Muhafızları mensubu Mehdi Sobhani’nin yerine diplomat Halil Şirqolami getirildi.

Bu, sıradan bir diplomatik kadro değişikliği değildi. Aynı zamanda İran’ın Güney Kafkasya’daki bölgesel stratejisinin yeniden yapılandırıldığına işaret ediyordu.

Devrim Muhafızları ile yakın ilişkileri bulunan ve daha önce Suriye’de Beşşar Esad rejimi ile Hizbullah arasındaki koordinasyondan sorumlu olan Mehdi Sobhani’nin yerine diplomat Halil Şirqolami’nin getirilmesi, koşulların değiştiğini gösteriyor.

Sobhani döneminde Ermenistan’ın hava sahası Tahran’ın bölgesel vekil ağlarına destek sağlayan bir koridor olarak kullanılırken, Orta Doğu’daki stratejik başarısızlıklar ve Suriye rejiminin çökmesi bu imkânların büyük ölçüde ortadan kalkmasına neden oldu.

TRIPP başta olmak üzere jeopolitik mimariyi değiştiren yeni transit projeleri ve Azerbaycan’ın Ermenistan’a yönelik ulaşım kısıtlamalarını kaldırması, Erivan’ın ekonomik bağımlılık haritasını yeniden çiziyor.

Bu ortamda kriz yönetimi ve senaryo planlama konusunda deneyimli Şirqolami’nin atanması, Tahran’ın kayıplarını en aza indirmeye yönelik bir hamle olarak değerlendirilebilir.

İran yeni dönemde üç temel önceliğe odaklanmış durumda:

Azerbaycan-Ermenistan barış sürecinin mantığına uyum sağlamak, ancak geleneksel söylemini korumak;
Erivan’ın Azerbaycan’la, daha geniş anlamda ise ABD-Azerbaycan bölgesel güvenlik ekseniyle yakınlaşmasını engellemek;
Artan izolasyon ortamında kuzey sınırındaki görece istikrarlı ortaklığı korumak.

Ancak Tahran-Erivan hattındaki iç çatlaklar artık gizlenemiyor.

İran’daki protesto dalgasının ardından Ermenistan’daki İran diasporasının rejimin devrilmesi talebiyle büyükelçilik önünde gösteriler düzenlemesi, iki ülke ilişkilerinde ciddi bir gerilim yarattı.

Yeni büyükelçi Şirqolami’nin Erivan’ın bu gösterilere göz yummasını sert biçimde eleştirmesi ve Ermenistan’ın “İran karşıtı güçlerin merkezine dönüştüğüne” yönelik imalarda bulunması, ortaklığın zayıfladığını gösteriyor.

Bu açıklama, değişen jeopolitik gerçeklik karşısında Tahran’ın yaşadığı derin stratejik kaygının açık bir yansımasıydı.

Bugün ise Mücteba Hamaney ve Ahmed Vahidi tarafından şekillendirilen muhafazakâr askerî elit, Ermenistan’ın Batı ile giderek derinleşen ilişkileri karşısında yeni bir tepki matrisi oluşturuyor.

Olası sonuçlar

Mücteba Hamaney’in doğrudan kadroları kamuoyunda açık biçimde görülmüyor. Ancak onun Ahmed Vahidi ve Muhsin Rızai üzerinden eski muhafızların askerî-güvenlik elitine dayanarak fiilî bir **“gölge kabine”** oluşturduğu ve stratejik kararları yönlendirdiği ihtimali güçleniyor.

Tahran’ın Azerbaycan’daki ideolojik ve vekil ağları üzerinden sahip olduğu nüfuz imkânlarının zayıflaması karşısında bölgesel stratejisini yeniden düzenlemesi bekleniyor.

Bu çerçevede İran’ın ideolojik ve istihbarat alanındaki dikkatini Gürcistan’a, özellikle de bu ülkedeki Azerbaycanlı toplumunun sosyal tabanına yönelterek yeni yumuşak güç ve nüfuz araçları oluşturmaya çalışması ihtimal dışı değil.

Azerbaycan’la ilişkilerde Kuzey-Güney Koridoru’nun yarattığı bölgeler arası bağlantı ve tedarik imkânları dikkate alındığında, Bakü’ye karşı sert bir çizgiye geçilmesi ise beklenmiyor.
Aqşin Kerimov

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.