Ali Mazhar Karpuzoğlu: Uzun Yirminci Yüzyıl Gölgesinde: Para,Güç ve Çağımızın Kökenleri..

“İnsanlık tarihi, çoğu zaman insanların yaptıkları seçimlerden çok, farkında olmadan içinde yaşadıkları düzenlerin tarihidir.”

Giovanni Arrighi’nin Uzun Yirminci Yüzyıl: Para, Güç ve Çağımızın Kökenleri yalnızca kapitalizmin tarihini anlatan bir iktisat kitabı değildir. O, sermayenin zaman içindeki dolaşımını takip ederek insan uygarlığının görünmez psikolojisini ortaya çıkaran büyük bir tarihsel anatomidir. Kitap, devletlerin yükseliş ve çöküşünü, finansın üretim üzerindeki hâkimiyetini ve dünya sisteminin merkezinin neden sürekli yer değiştirdiğini açıklarken aslında tek bir sorunun peşindedir: Güç neden sürekli el değiştirir ama tahakküm neden değişmez? Arrighi’nin yaklaşımı, Fernand Braudel’in uzun dönem tarih anlayışından, Karl Marx’ın sermaye çözümlemelerinden ve Immanuel Wallerstein’ın dünya-sistem teorisinden beslenir. Fakat onun özgünlüğü, sermayeyi yalnızca ekonomik bir olgu değil, medeniyetlerin ritmini belirleyen tarihsel bir organizma olarak ele almasıdır. Bu organizma büyür, üretir, olgunlaşır, finansallaşır ve sonunda kendi ağırlığını taşıyamaz hâle gelir. Her büyük kapitalist çağ üretimle başlar; finansla sona erer. Bu tekrar eden döngü tesadüf değildir.Çünkü üretmek emek ister; finans ise beklenti satar. Ve insan zihni, çoğu zaman emeğin yavaş ödülünden çok umudun hızlı vaadine teslim olur. Bu noktada Arrighi’nin tarihsel çözümlemesi, yalnızca Batılı iktisat düşüncesiyle değil, İslam ve Türk düşünce geleneğinin önemli isimleriyle de beklenmedik biçimde kesişir. Sabri F. Ülgener’in zihniyet araştırmaları, kapitalizmin yalnızca sermaye birikimiyle değil, insanın dünyaya bakış biçimiyle de ilişkili olduğunu gösterir. Ülgener’e göre ekonomik yapı ile zihniyet arasında derin bir bağ vardır; üretim kültürü zayıfladığında yalnızca ekonomi değil, çalışma ahlakı, tasarruf anlayışı ve gelecek tasavvuru da değişir. Arrighi’nin üretimden finansa geçiş olarak tanımladığı tarihsel dönüşüm, Ülgener’in üretici zihniyetin çözülmesi tespitini küresel ölçekte doğrular gibidir. Burada Arrighi’nin satır aralarında yankılanan daha eski bir hakikat belirir. Herakleitos’un “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz.” sözü yalnızca doğa için değil, ekonomi için de geçerlidir. Sermaye sürekli akar; fakat yatağı değiştikçe dünya da değişir. Venedik’ten Cenova’ya, Hollanda’dan Britanya’ya, Britanya’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne uzanan hegemonya zinciri, tarihin doğrusal değil döngüsel işlediğini gösterir. İbn Haldun’un asabiyet teorisi burada Arrighi’nin analizine güçlü bir tarihsel derinlik kazandırır. Devletler ortak amaç, üretkenlik ve dayanışma ruhuyla yükselir. Zenginlik arttıkça mücadele azalır; refah yerini konfora, konfor ise çözülmeye bırakır. Asabiyet zayıflarken üretimden uzaklaşan toplumlar serveti korumanın yollarını arar ve sermaye fabrikadan borsaya göç eder. Böylece ekonomik çözülme ile toplumsal çözülme aynı anda başlar. Arrighi’nin finansallaşma evresi, İbn Haldun’un devletlerin yaşlanma dönemine ilişkin gözlemlerinin modern dünya ekonomisindeki karşılığı olarak okunabilir. Erol Güngör ise bu çözülmenin yalnızca ekonomik değil, kültürel bir mesele olduğunu hatırlatır. Ona göre medeniyet, teknik ilerlemeden önce ortak değerlerin sürekliliğidir. Üretim kültürü yalnızca fabrikalarda değil; ailede, eğitimde, ahlakta ve sorumluluk duygusunda inşa edilir. Bir toplum üretme iradesini kaybettiğinde, teknolojiye sahip olsa bile medeniyet dinamizmini koruyamaz. Arrighi’nin finansallaşma evresi bu nedenle yalnızca sermayenin değil, kültürel enerjinin de yaşlanması anlamına gelir. Bu nedenle Arrighi’nin anlattığı finansallaşma yalnızca ekonomik değildir; aynı zamanda psikolojiktir. İnsan üretirken gerçeklikle ilişki kurar. Spekülasyon yaparken ise gelecekle kumar oynar. Finans kapitalizmi bu nedenle insan zihninin zaaflarını keşfetmiş en gelişmiş sistemdir. Korkuyu fiyatlar, umudu paketler ve belirsizliği satar. Bugünün piyasalarında işlem gören şey çoğu zaman mal değil, beklentidir. Arthur Schopenhauer, “İnsan sahip olduklarından çok, sahip olamadıklarının tutsağıdır.” der. Modern finans sistemi de bu tutsağı yönetir. Çünkü sermaye artık insanın ihtiyaçlarını değil, arzularını finanse etmektedir. Reklam endüstrisi eksiklik üretirken finans sektörü bu eksikliğin borcunu satar. Bu nedenle kredi kartı yalnızca ekonomik bir araç değildir.
O, gelecekteki emeğin bugünden ipotek altına alınmasıdır. Borç, modern insanın görünmeyen zinciridir. Michel Foucault’nun iktidar anlayışı burada yeni bir anlam kazanır. Eski iktidarlar bedenleri yönetiyordu; modern finans ise beklentileri yönetiyor. İnsan artık zorla değil, gönüllü biçimde sisteme bağlanıyor. Çünkü tüketmeyi özgürlük sanıyor. Şerif Mardin’in merkez-çevre yaklaşımı bu dönüşümün toplumsal boyutunu anlamayı kolaylaştırır. Mardin’e göre toplumlar yalnızca ekonomik kurumlarla değil, anlam dünyaları ve meşruiyet ilişkileriyle şekillenir. Finansallaşma yalnızca sermayenin merkezileşmesi değildir; aynı zamanda kültürel ve sembolik gücün de belirli merkezlerde yoğunlaşmasıdır. İnsan, çoğu zaman ekonomik zorunluluktan çok, toplumsal kabul ve görünürlük ihtiyacı nedeniyle tüketim düzenine katılır. Böylece piyasa yalnızca malları değil, hayat tarzlarını da dolaşıma sokar. Jean Baudrillard’ın tüketim toplumu çözümlemesi Arrighi’nin tarihsel anlatısına psikolojik bir derinlik kazandırır. Artık nesneler ihtiyaç için değil, kimlik üretmek için satın alınmaktadır. İnsan otomobil kullanmaz; otomobil aracılığıyla statü taşır. Telefon yalnızca iletişim aracı değildir; sosyal görünürlüğün sembolüne dönüşür. Kapitalizm böylece mal üretmekten önce anlam üretmeye başlar. Ve anlamın piyasalaştığı yerde insan kendisini de metaya dönüştürür. Karl Polanyi’nin büyük dönüşüm dediği süreç tam olarak budur. Piyasa ekonomisi zamanla toplumun içine yerleşmez; toplum piyasanın içine çekilir. Eğitim yatırım olur, dostluk network olur, evlilik stratejik ortaklığa dönüşür, hatta kişisel gelişim bile verimlilik hesabının parçası hâline gelir. İktisat ve Sosyal bilimcilerin medeniyet tasniflerinde vurguladığı gibi, her medeniyetin kendine özgü bir zaman, mekân ve insan tasavvuru vardır. Buna benzer şekilde Ülgener, Mardin ve Güngör de ekonomik düzenlerin yalnızca maddi kurumlarla açıklanamayacağını; onların arkasında zihniyet, kültür ve değer sistemlerinin bulunduğunu ortaya koyarlar. Arrighi’nin dünya sistemi analizi bu bakımdan yalnızca ekonomi tarihi değil, aynı zamanda medeniyetler tarihidir. Böylece insan yaşamaz ve kendisini optimize eder. Fakat optimize edilen ruh, çoğu zaman derinleşemez.
Carl Gustav Jung’un uyarısı da burada önem kazanır: “İnsan dışarı baktığında rüya görür; içine baktığında uyanır.” Modern kapitalizm tam tersini öğretmektedir.Sürekli dışarı bakın, daha çok kazanın, daha çok görün ve aha çok tüketinder. İç dünyaya ayrılan zaman ise ekonomik olarak verimsiz kabul edilir. Oysa anlamın üretildiği yer piyasa değil, bilinçtir. Kemal Sayar’ın modern insan üzerine yaptığı psikolojik çözümlemeler bu tabloyu tamamlar. Sayar’a göre çağımızın temel sorunu yoksulluktan çok anlam yoksunluğudur. Sürekli hızlanan hayat, insanın kendisiyle kurduğu bağı zayıflatmaktadır. Tüketim, yalnızlığı örten geçici bir teselliye dönüşürken başarı, iç huzurun yerini alamamaktadır. Arrighi’nin finansallaşma evresi yalnızca ekonominin değil, insan ruhunun da soyutlaşmasıdır. Sermaye maddeden uzaklaştıkça insan da kendi iç dünyasından uzaklaşmaktadır. Arrighi’nin kitabı aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nin finansal hegemonya dönemini de büyük bir tarihsel döngünün son halkası olarak yorumlar. Üretim merkezleri Asya’ya kayarken finansın Wall Street’te yoğunlaşması ona göre yükselişin değil, olgunlaşmanın ve yaşlanmanın işaretidir. Tarihte her hegemon güç, üretim üstünlüğünü kaybettikten sonra finans üstünlüğüne sığınmıştır.
Roma, Hollanda, Britanya bunu yaptı ve Amerika da aynı yolu izliyor. Bu döngü yalnızca ekonomik değildir. İnsanın psikolojik eğilimleriyle de ilgilidir.
Çünkü güç sahibi olan, gücü üretmek yerine onu korumaya çalışır. Koruma arzusu ise yenilikten çok riskten kaçınmayı doğurur. Riskten kaçınan toplumlar finansallaşır. Finansallaşan toplumlar ise üretme cesaretini yitirir. Nietzsche’nin “Güç istenci” kavramı burada yeni bir yorum kazanır. Gerçek güç yaratma cesaretidir. Finans ise çoğu zaman yaratılan değeri yönetmenin tekniğidir. Yönetim arttıkça yaratıcılık azalır. Bürokrasi çoğaldıkça girişimcilik zayıflar. Servet büyüdükçe cesaret küçülür. Bu nedenle tarih boyunca en büyük ekonomik dönüşümler zengin merkezlerden değil, yükselen çevrelerden çıkmıştır. Arrighi’nin Çin üzerine yaptığı değerlendirmeler de bu çerçevede okunmalıdır. Çin’i yalnızca yeni bir hegemon olarak değil, dünya ekonomisinin ağırlık merkezini değiştiren uzun tarihsel dalganın parçası olarak görür. Ancak onun yaklaşımı kesin bir kehanet değildir; daha çok tarihsel eğilimlerin dikkatli bir okumasıdır. Çünkü tarihin yönü tek bir aktör tarafından belirlenmez. Teknoloji, çevre, demografi, savaşlar ve toplumsal hareketler bu eğilimleri değiştirebilir. Kitabın belki de en önemli katkısı, kapitalizmi ahlaki övgü ya da mahkûmiyet düzeyine indirmeden tarihsel bir süreç olarak anlamaya çalışmasıdır. Bu tutum, Spinoza’nın “Ağlama, gülme, nefret etme; anlamaya çalış.” çağrısını hatırlatır. Anlamak, onaylamak değildir; fakat değiştirebilmenin ön koşuludur. Bugün dijital platformlar, yapay zekâ, algoritmalar ve veri ekonomisi yeni bir sermaye biçimi üretmektedir. Para artık yalnızca fabrikalarda ya da bankalarda değil; verilerde, dikkat ekonomisinde ve davranış tahminlerinde birikmektedir. İnsanın dikkati yeni petrol, davranışları yeni maden, zamanı ise en kıymetli sermaye hâline gelmiştir. Arrighi’nin tarihsel döngüleri, bu yeni çağın da üretimden çok finansal ve dijital soyutlama ekseninde ilerlediğini düşündürmektedir. Bu yeni dönemde Ülgener’in zihniyet analizi, Mardin’in toplumsal meşruiyet çözümlemeleri, Güngör’ün kültür vurgusu, Sayar’ın insan ruhuna yönelik eleştirileri ve İbn Haldun’un medeniyet döngüsü birlikte okunduğunda önemli bir bütünlük ortaya çıkar: Sermaye biçim değiştirirken insanın anlam dünyası da değişmektedir. Ekonomik krizler çoğu zaman önce bilanço tablolarında değil, insanın değer sisteminde başlar. Bununla birlikte hiçbir tarihsel model geleceği mutlak biçimde belirlemez. Arrighi’nin döngüleri güçlü bir açıklama çerçevesi sunar; ancak iklim krizi, biyoteknoloji, yapay zekâ ve küresel yönetişim gibi yeni dinamikler, önceki dönemlerden farklı sonuçlar doğurabilir. Tarihin ritmi tekrarlar içerir, fakat hiçbir tekrar birebir aynı değildir.
Sonuçta Uzun Yirminci Yüzyıl, para hakkında yazılmış gibi görünen; fakat aslında insan hakkında yazılmış bir kitaptır. Çünkü sermaye kendi başına hareket etmez. Onu hareket ettiren korkudur, arzudur, güven ihtiyacıdır, iktidar isteğidir ve geleceği kontrol etme arzusudur. Kapitalizmin gerçek motoru makineler değil, insan zihnidir. Belki de kitabın en sessiz cümlesi hiç yazılmamıştır: Her uygarlık önce servet üretir. Sonra servet insanı üretmeye başlar. Ve insan, kendi kurduğu sistemin efendisi olmaktan çıkıp onun psikolojik mahkûmu hâline geldiğinde, tarih yeni bir döngünün kapısını aralar. İşte Arrighi’nin en büyük uyarısı budur: Dünya ekonomisinin merkezleri değişebilir; para biçim değiştirebilir; imparatorluklar yükselip çöker. Fakat insan, gücü amaç yerine araç olarak göremediği sürece tarihin döngüleri yalnızca yeni aktörlerle yeniden sahnelenir. Gerçek dönüşüm, sermayenin değil; insanın zihniyetini, ahlakını ve bilinç dünyasını dönüştürebildiği anda başlar. Belki de bu yüzden Arrighi’nin kitabı, Ülgener’in zihniyet tarihiyle, İbn Haldun’un asabiyetiyle, Mardin’in toplumsal çözümlemeleriyle, Güngör’ün kültür anlayışıyla ve Kemal Sayar’ın modern insan eleştirisiyle birlikte okunduğunda yalnızca kapitalizmin değil, insanlığın uzun hikâyesini anlatan kapsamlı bir medeniyet metnine dönüşmektedir…

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.