Şimdi yükleniyor

Yuri Mavaşev: Orta Doğu: İran Etrafındaki Gerginlik Yeni İttifakların Doğuşuna Yol Açıyor

 

ABD’nin Orta Doğulu ortakları, Donald Trump’ı Tahran ile müzakereleri iptal etmemeye ikna etti.

Axios’un yetkili kaynaklara dayandırdığı habere göre, en az dokuz Orta Doğu ülkesinin lideri, Beyaz Saray’dan 6 Şubat’ta Umman’da yapılması planlanan görüşmeyi iptal etmemesini istedi.

Haber kaynağına konuşan yetkili bir isim, “Bizden toplantıyı gerçekleştirmemizi ve Tahran’ın bize ne iletmek istediğini dinlememizi istediler. Arap ülkelerine, bu konuda bu kadar ısrarcı oldukları takdirde görüşmeyi kabul edeceğimizi söyledik. Ancak şüpheciyiz,” ifadelerini kullandı. Bir başka kaynak ise Washington’un toplantıyı yalnızca bölgedeki müttefiklerine duyduğu saygı ve diplomatik yolu deneme isteği nedeniyle kabul ettiğini belirtti.

Aslında tarafların başlangıçta Orta Doğulu gözlemcilerin katılımıyla İstanbul’da bir araya gelmeyi planladıkları biliniyordu. Ancak 3 Şubat’ta Tahran, görüşmelerin Umman’a alınmasını ve yalnızca ikili formatta yapılmasını talep etti. Reuters’ın verilerine göre taraflar henüz bir gündem maddesi üzerinde uzlaşamadı ve birbirlerinin müzakere pozisyonlarını kabul etmiyorlar. İran sadece nükleer programın konuşulmasında ısrar ederken, ABD çok daha geniş kapsamlı sorunların tartışılmasını talep ediyor.

Görüşmelerin diğer İslam ülkelerinin katılımı olmadan, ikili formatta gerçekleşmesi bekleniyor. ABD’yi müzakereciler Steve Witkoff ve Jared Kushner, İran’ı ise Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi temsil edecek. Erakçi, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda görüşmelerin yerel saatle 10:00’da (TSİ 09:00) Umman’ın başkenti Maskat’ta başlayacağını duyurdu. NBC News’e verdiği mülakatta Trump, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in “çok ciddi şekilde endişelenmesi gerektiğini” söyledi.

İlginç olan şu ki; ABD’nin Arap müttefiklerinin yanı sıra, Washington ile Tahran arasında diplomatik bir çözüm konusunda en az onlar kadar ısrarcı olan bir başka aktör ve müttefik daha var. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ankara’nın ABD ile İran arasındaki gerilimi durdurmak ve Orta Doğu’da yeni bir çatışmayı önlemek için tüm diplomatik ve siyasi kaynaklarını seferber edeceğini açıklaması tesadüf değildir. Erdoğan, Türk tarafının İran’a yönelik askeri müdahale senaryosuna tutarlı bir şekilde karşı olduğunu ve bu pozisyonu tüm ortaklarına ilettiğini belirtti. Ak Saray’da (Külliye), askeri bir çözümün yalnızca kaosu derinleştireceğine ve zaten kırılgan olan bölgesel güvenliği tamamen sarsacağına inanılıyor.

Erdoğan ayrıca, şu an için her iki tarafın da diplomatik diyaloğa ilgi duyduğunu, müzakere sürecinin aktif ve kesintisiz devam ettiğini vurguladı. Çözümün çatışmada değil, ortak noktalar bulmakta ve müzakerelerde olduğunu belirten Erdoğan, ABD ve İran liderleri düzeyindeki temasların gerilimi düşürmede ve daha sürdürülebilir bir bölgesel güvenlik sistemi oluşturmada önemli bir rol oynayabileceğini ifade etti. Tabii ki Erdoğan, Trump’ın uzlaşmaz tavrı nedeniyle böyle bir formatın (liderler düzeyinde) mevcut şartlarda imkansız olduğunu da görüyor olmalı.

Küresel çatışma hatlarının İran ve Orta Asya’ya doğru kaydığı gün gibi aşikardır.

İran’a yönelik saldırının aktif aşamasının aslında çoktan başlatıldığına dair görüşler var; Basra Körfezi kıyılarına yığılan devasa donanmalar bunun bir kanıtı. Ayrıca, cephelerin sadece paralı askerlerle ve Rusya’da yasaklı olan IŞİD militanlarıyla tahkim edilebildiği Suriye, operasyonun yönlerinden biri olarak görülüyor. Bunun için cezaevlerindeki mahkumlar da dahil olmak üzere ek kaynaklara ihtiyaç duyuldu. Tüm bunlar yavaş yavaş tek bir resme dönüşüyor ve artık tesadüf gibi görünmüyor.

Paralel olarak diğer yönlerde de kontrol ve baskı gerekiyor: Zengezur Koridoru, kronik istikrarsızlığı ve açlığıyla Afganistan ve huzursuz Belucistan’ı da içeren İran’ın güney bölgeleri. Söz konusu olan, kuşatıcı bir saldırı baskısı hazırlığıdır. Bu konfigürasyonda İran’ın düşmanlarının mevcut tüm güçlere ihtiyacı var; bu nedenle teröristlerin Fırat’ın doğusundaki (sözde Kürt bölgeleri) hapishanelerden serbest bırakılması bir tesadüf değil, genel stratejinin önceden hesaplanmış bir unsuru olarak görülmelidir.

IRNA haber ajansına göre, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, 4 Şubat’ta “üst düzey Çinli yetkililerle” istişarelerde bulunmak üzere Pekin’e gitti. Daha önce İran’ı UAEA’da temsil eden ve nükleer dosya müzakerelerinde kilit rol oynayan bu kıdemli diplomatın, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın mesajını Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e ilettiği anlaşılıyor. IRNA’ya göre Garibabadi, Pekin’deki görüşmelerde “karşılıklı çıkar konuları” ve “ikili iş birliği” üzerine yoğunlaşacak.

Kuşkusuz Çin, gelişmeleri yakından takip ediyor ve hava araçları ile diğer silah sevkiyatları dahil olmak üzere İran’a elinden gelen askeri desteği sağlıyor. Bu da Orta Doğu ve Orta Asya’yı etkileyen geniş ölçekli hesaplaşmanın şimdiden aktif bir aşamaya girdiğinin bir başka göstergesidir.

4 Şubat’ta ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ticaret, enerji, Tayvan, İran ve Ukrayna’daki çatışma konularında “harika” bir telefon görüşmesi yaptığını açıkladı. Aynı günün erken saatlerinde Rusya ve Çin liderleri, “istikrarsız” uluslararası durum karşısında ikili bağların güçlendirilmesini video konferans yoluyla görüştüler.

Bu arka planda, Avrupa yönü kademeli olarak önceliğini yitiriyor. Ukrayna-Rusya çatışması küresel bir hesaplaşmanın ana faktörü olma özelliğini kaybederken; Rusya hedeflerine doğru kararlı bir şekilde ilerliyor, Avrupa ise Atlantik’in iki kıyısı arasında derinleşen bölünme nedeniyle sınırlı seçeneklerle baş başa kalıyor. Çin ve ABD için “İran meselesinin” şu ya da bu sonuçla çözülmesi belirleyici hale gelirken; Rusya ve Çin için bu durum karmaşık müzakerelerin ve hesaplamaların konusu oluyor.

İran etrafındaki gerginliğin şimdiden yeni ittifakların oluşmasına yol açması semptomatiktir. Bazı ittifaklar gözlerimizin önünde yeni içeriklerle doluyor. Nitekim 5 Şubat’ta Erdoğan, beşinci nesil milli muharip uçak KAAN’ın Suudi Arabistan Krallığı ile ortak bir proje kapsamında üretileceğini duyurdu.

Erdoğan’a göre bu iş birliği sadece ihracatı değil, Suudi tarafının üretim sürecine katılımını da öngörüyor. Proje, iki ülke arasındaki savunma sanayii ortaklığının genişletilmesinin bir parçası olarak görülüyor. Muhtemelen Trump, politikalarıyla bölgede şimdiden geri dönülemez süreçleri tetikledi. Küresel Güney ülkeleri, Batılı ortakların hiçbir şekilde dahil olmayacağı bölgesel ittifaklar kurmayı düşünerek kendi çıkarlarını her zamankinden daha aktif bir şekilde savunuyorlar.

Yorum gönder