Şimdi yükleniyor

Arzu Qaziyeva: The Jerusalem Post yazıyor ki, Pehlevi birleştirici bir figür değil

The Jerusalem Post yazıyor ki,
❗️ Rıza Pehlevi birleştirici bir figür değil; “tecrit edilmişliğin” bir sembolü olarak kalıyor.
❗️ İran’ın geleceği açısından önemsizdir ve liderlik yapabilecek güçte değildir.
❗️ Çok uluslu İran’a bir başka Fars diktatörünü zorla dayatmayın.

Gerçeği yazmışlar. Büyük ihtimalle Beyaz Saray’da da böyle düşünüyorlar.
Pehlevi hanedanı ABD’nin bir uyduydu. Halk Şah’a karşı ayağa kalktığında, üzerine tank sürülmesini de Beyaz Saray tavsiye etmişti. Bu durum, o dönemde İran’da büyükelçilik yapmış ve İran krizinin başlıca aktörlerinden biri olmuş William Sullivan tarafından hatıralarında oldukça açık biçimde anlatılmıştır.

Pehleviler utanç verici bir şekilde ülkeden kaçtılar. Kaçmak korkaklıktır, zayıflıktır ve bir yönüyle ihanettir. Üçüncü bir ülkeye sığınmak, zamanı kollamak ve ilk fırsatta yeniden ortaya atılmak; intikam saatini beklemek duygusundan başka bir şey değildir. Pehlevi bugün, bir zamanlar kendilerini utanç içinde kovan halktan ve ülkeden o kovuluşun intikamını almak için İran’a dönmeye, ailesinin bir dönem yaşadığı lüks hayatı geri getirmeye çalışıyor. Onu savunanların büyük bölümü de Şah’la birlikte kaçan ileri gelenler, onların aileleri ve akrabalarıdır; bir zamanlar Şah’ın sofrasından kendilerine düşen kırıntıları özleyenlerdir.

Ben İran uzmanı değilim, İran’ı analiz etme niyetim de yok; yalnızca gözlemlerimi paylaşmak istiyorum.
İran’ın çok istisnai, özel bir ülke olduğu; karmaşık ve girift bir sisteme sahip bulunduğu görüşüne de pek katılmıyorum. İran da Müslüman Doğu’ya özgü, dini diktatörlükle yönetilen ülkelerden biridir. Rejimi koruyan çok sayıda kurumu vardır; din Müslümanların hassas noktası olduğu için bu alan üzerinden kurnazca manipülasyon yapılabilmiştir. Tecritten çıkmak için milyarlarca dolar harcanmıştır. Rejim ne kadar sert olursa olsun, Doğu’ya özgü aşiret ve klan yapıları tamamen tasfiye edilememiştir. Aslında oldukça basit bir sistemdir.

Ya Şah rejimi ya molla rejimi; biçim değişse de içerik değişmemiştir. Diktatörlükler bir asırdır birbirinin yerini alıyor. İran hikâyesinde dikkat çeken ve gerçekten alkışı hak eden bir nokta varsa, o da halkın bu yüz yıl boyunca mücadele ve itiraz ruhunun ölmemiş olması; acımasız baskılara rağmen zaman zaman kendini göstermesidir. Bu, İran’ın karanlık tablosundaki parlak bir ışıktır. İnsanlarda bu irade, güç ve cesaret nereden geliyor? Mantıken yüz yıl, istibdadın halkın mücadele bağışıklığını çökertmesi için yeterli bir süredir. Ama bu olmadı. Ne var ki mücadele eden halk, yüz yıldır uğruna savaştığı hedefe de ulaşamadı. Bir diktatörlük yıkılıyor, yerine diğeri geliyor; 45 yıl sonra ikincisi de yıkılmak üzereyken bu kez önceki diktatörlüğün tortuları yeniden sahneye çıkıyor.

Sokaklara dökülen insanlar kolektif biçimde hareket etseler de, bu kalabalığı kör bir öfke hâlinden çıkarıp hedeflerine doğru sistemli şekilde peşinden sürükleyecek, yönetecek güçlü liderler —bizim klasik anlamda bildiğimiz bir muhalefet— açık biçimde görünmüyor. Ya yok, ya da fiilen yok.

Diktatörlüklerin halka karşı işlediği en ağır suç, liderlerin ortaya çıkmasına izin vermemeleridir. Ortaya çıkar çıkmaz başları kesilmiştir. Diktatörlüğün miras yoluyla aktarılması sonsuz değildir.

Latin Amerika’da, örneğin Venezuela’da muhalefet vardır, liderleri vardır; diktatörlük yıkıldığında devletin B planı devreye girer. Halkların seçim yapabileceği birçok adres bulunur.
B planı yoksa, bir diktatörlük gittiğinde içeride onun yerini alacak bir güç bulunamaz; yerini başka bir diktatör alır —Müslüman Doğu’da olduğu gibi. Arap Baharı başladığında diktatörler birbiri ardına devrildi; ancak siyasal alandaki boşluk nedeniyle yerlerini radikal İslamcı gruplar aldı; diktatörlüğün başka bir biçimi ortaya çıktı.

İran’da insanların protestoları barışçıl biçimde gerçekleşmiyor. Rejime duydukları nefreti yakarak, kırarak, devirmeye çalışarak, yıkarak; yani kendiliğinden ve kontrolsüz biçimde ifade ediyorlar. Devletin ise bu eylemleri provokasyon sayıp zor kullanarak bastırma içgüdüsü var. Bu içgüdü her zaman işe yarar mı? İran’ın Şah dönemindeki tecrübesi gösteriyor ki, Pehlevilerin iktidarı, tankları halkın isyanını bastırmak için halkın üzerine sürdüğü anda fiilen bitmişti.

Hayat o kadar cömert değildir ki aynı şansı iki kez versin. İran’da istisnaen ikinci bir şans doğmuş görünüyor; onu Türk köküne, geleneklerine ve yönetim anlayışına geri döndürmek için. Tarih gösterdi ki, Fars rejimi İran’ı bir asır geriye götürdü; Türk kökenli devlete yakınlaşmak bir yana, tersine yabancı bir unsur olarak kaldı.

Görünen o ki bu yabancı unsur kolay kolay teslim olmaya niyetli değil.
Ama eğer gerçekten tarih ikinci bir şans veriyorsa ve bu kaçınılmazsa, bu şans en çok Güney Azerbaycan için parlasın.

Yorum gönder