Şimdi yükleniyor

Asif Nerimanlı: Venezuela Operasyonu: Başlangıç mı, Sonuç mu?

Venezuela operasyonu; ABD için yerel, kıtasal ve küresel hedefleri bünyesinde barındırmaktadır. Ancak Maduro’nun tutuklanması Washington’un hedeflerine ulaşması değil, sürecin başlangıcıdır.
Yerel düzeyde Maduro’nun tutuklanması Washington için iki bağlamda önemlidir:
1. Doğal Kaynaklar Üzerinde Kontrol: Kanıtlanmış 303,8 milyar varil petrol ve 5,6 trilyon metreküpten fazla doğal gaz rezervine sahip Venezuela üzerinde kontrol sağlamak. ABD, Latin Amerika’ya öteden beri bir “kar coğrafyası” olarak bakmış ve bu bölgeyi kontrol etmek için askeri müdahale, darbe ve ekonomik bağımlılık (John Perkins’in “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” kitabı bu mücadeleyi anlamak için önemlidir) gibi yöntemler kullanmıştır. Trump, Maduro sonrası Venezuela’yı kontrol altına alabilirse, Latin Amerika stratejisinde ciddi bir başarı kazanmış olacaktır.
2. Trump’ın “Kas Gösterisi”: Operasyon, dünya çapında ABD’nin gücünü göstermenin yanı sıra, özellikle Kongre’nin bilgilendirilmemesi gibi iç tartışmalara rağmen Trump’ın pozisyonunu güçlendirmektedir.
Kıtasal düzeyde Washington, Batı Yarımküre olarak gördüğü kıtayı “dış etkilerden” temizleme ve kontrol altına alma planını uyguluyor. Trump, henüz göreve başlamadan önce Kanada, Panama, Grönland ve Meksika iddialarıyla bunu gündeme getirmişti; yeni kabul edilen Milli Güvenlik Stratejisi’nde ise bu hedefler resmileşti: Çin’in Amerika kıtasındaki etkisi ya yok edilmeli ya da kontrol altına alınmalıdır.
• Washington, Pekin’in bölgedeki askeri-ekonomik iş birliğini ve lojistik üzerindeki etkisini ortadan kaldırmaya çalışıyor.
• En azından, Çin’in kıtadaki faaliyetlerinde ABD’yi ana otorite olarak kabul etmesini istiyor.
• Venezuela planının bölgede bir “domino etkisi” yaratması ve diğer ülkelerin Washington’un isteklerini dikkate alması için bir emsal oluşturması muhtemeldir.
Küresel düzeyde bu plan, Monroe Doktrini’ne bir “Trump yaklaşımı” olarak değerlendirilse de ABD’nin küresel hedefleriyle de bağlantılıdır: Amerika kıtasını sağlama alıp, “süper güç” sistemindeki rakibi Çin ile mücadeleyi Avrasya’da sürdürmek.
2020’den itibaren aktifleşen küresel mücadelede ABD’nin ana motivasyonu, Çin’in ikinci bir kutup olarak güçlenmesini engellemek olmuştur. Ukrayna savaşı da jeopolitik düzeyde buna hizmet ediyordu: “Bir Kuşak Bir Yol” projesinin lojistiğini dağıtmak, Çin ile iş birliği yaparak ABD etkisinden kurtulmak isteyen Avrupa’yı cezalandırmak. Ne kadar garip gelse de, bu hedefte Washington ve Moskova’nın çıkarları uzlaşmıştır.
Trump döneminde bu süreç daha açık bir evreye geçti:
• Orta Koridor’un iki merkezinde; Güney Kafkasya (Zengezur Koridoru) ve Orta Asya’da faaliyetlerini artırdı.
• Yeni Orta Doğu siyaseti (İran’ın dizginlenmesi, Türkiye’nin bölgesel rolünün kabul edilmesi) ve özellikle “İbrahim Anlaşmaları” üzerinden Pekin’i bölgede sıkıştırmaya çalışıyor.
• En önemlisi, Rusya ile Ukrayna meselesinde anlaşarak, Moskova’yı Pekin’e karşı bir araç olarak kullanmak istiyor.
Bu bağlamda, Venezuela operasyonunda Rusya’nın şu veya bu şekilde ABD ile iş birliği yapmış olması ve Çin’in Latin Amerika’daki etkisinin azaltılmasına yardımcı olması muhtemeldir. Karşılığında Rusya, Soğuk Savaş sonrası beklediği “küresel güç” rolünün kabul edilmesini istiyor. ABD için, süper güç rolünü korumak şartıyla, Çin’e karşı bir “denge unsuru” olarak kontrol altında tutulan (bağımsız değil, yönetilebilir bir güç olarak) Rusya daha makbuldür.
Karşı Etkiler ve Riskler:
• ABD’nin kendi kıtasına odaklanması, Rusya ve Çin’in Avrasya’da aktifleşmesine zemin hazırlayabilir.
• Moskova, uluslararası hukukun hiçe sayıldığı bu müdahale tarzını Ukrayna’daki işgalini meşrulaştırmak; Pekin ise Tayvan üzerinde kontrol sağlamak için kullanabilir.
ABD’nin bu kaotik durumu bilerek yarattığı söylenebilir. Çünkü bu durum, Avrasya’da hakimiyet için bir Avrupa-Rusya-Çin çatışmasına yol açar ve II. Dünya Savaşı sonrası oluşan uluslararası hukuku devre dışı bırakarak güç kullanımının önünü açar. Kendi coğrafyasındaki müdahaleleri engelleyen ABD, böylece Avrasya’daki mücadelede “oyun kurucu” rolünü üstlenerek yeni nizamın kendi çıkarları doğrultusunda şekillenmesini yönetebilir.
Sonuç:
Avrasya’nın iki dünya savaşı arasındaki dönemini hatırlatan bu mevcut durumda; Washington’un BM sistemini ve uluslararası hukuku tasfiye etme hamlelerinin somut hedeflere dayandığı görülüyor. Avrasya’da yeni güç dağılımı uğruna, ABD’nin yöneteceği çatışmalar devam edecek gibi görünüyor. Washington hedeflerine tam ulaşabilecek mi? Bu soru açık kalıyor; zira Çin’in potansiyeli, Rusya’nın kendi oyun planı, Avrupa’nın geri adım atmama isteği ve en önemlisi ABD ile İngiltere’nin Avrasya planındaki çatışan çıkarları bu süreci belirleyecektir

Yorum gönder