Oğuzhan ERKAN: Türkiye–Ermenistan Barış Diplomasisi: Güney Kafkasya’da Stratejik Dönüşümün Anahtarı
Türkiye ile Ermenistan arasında yürütülen barış süreci, ikili ilişkilerin ötesine geçen ve Güney Kafkasya’daki güç dengelerini doğrudan etkileyen stratejik bir dönüşüm potansiyeli taşımaktadır. 1993 yılından bu yana kapalı olan sınırlar ve askıya alınmış diplomatik ilişkiler, uzun süre bölgesel statükonun değişmez unsurları olarak kabul edilmiştir. Ancak özellikle 2020 İkinci Karabağ Savaşı sonrasında ortaya çıkan yeni jeopolitik tablo, bu statükonun sürdürülemez olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur.
Bugün Türkiye–Ermenistan arasında yürütülen Barış Diplomasisi, geçmişteki gibi sembolik ve kırılgan bir diplomatik açılım değil; bölgesel güç dengeleri, ulaşım hatları ve ekonomik entegrasyonla doğrudan bağlantılı, çok boyutlu bir stratejik süreçtir. Bu yönüyle mesele, yalnızca tarihsel sorunların aşılması değil, Güney Kafkasya’da yeni bir düzenin inşası bağlamında ele alınmalıdır.
Sınırların açılması durumunda Türkiye ile Ermenistan arasında, kısa vadede sınırlı ancak süreklilik arz eden bir ekonomik etkileşimin ortaya çıkması beklenmektedir. Türkiye’nin üretim kapasitesi, lojistik altyapısı ve bölgesel pazarlara erişim imkânları, Ermenistan açısından yakın ve maliyet avantajı bulunan bir ekonomik ortaklık zemini sunmaktadır. Ermenistan ise mevcut üretim yapısı ve kaynaklarıyla Türkiye merkezli ekonomik ağlara kademeli biçimde entegre olma potansiyeline sahiptir. Ticaret hacmi mutlak rakamlar bakımından yüksek seviyelere ulaşmasa dahi, özellikle sınır bölgeleri ve Güney Kafkasya ölçeğinde yaratacağı ekonomik hareketlilik, normalleşme sürecinin stratejik değerini artıran temel unsurlardan biri olarak öne çıkmaktadır.
Bu noktada sınırların açılmasının kısa vadede sınırlı, orta ve uzun vadede ise stratejik etkiler doğuracağı açıktır. Türkiye açısından bu adım, Güney Kafkasya’daki ekonomik ve lojistik etkinliğini artıran tamamlayıcı bir unsur niteliği taşımaktadır. Ermenistan için ise uzun süredir devam eden ekonomik izolasyonun kırılması ve bölgesel sisteme dâhil olma açısından kritik bir fırsat anlamına gelmektedir. Dolayısıyla ekonomik normalleşme, siyasi sürecin yalnızca bir sonucu değil, aynı zamanda süreci ileri taşıyan temel dinamiklerden biridir.
Normalleşme sürecinin ekonomik boyutu, Türkiye açısından ayrıca stratejik bir kaldıraç işlevi görmektedir. Sınırların açılması, Doğu Anadolu bölgelerinin ekonomik canlanmasına katkı sağlarken; Türkiye’yi Güney Kafkasya, Türkistan ve Hazar Havzası arasında daha etkin bir lojistik merkez hâline getirecektir. Bu durum, Türkiye’nin bölgesel ulaştırma ve ticaret projelerindeki ağırlığını artırırken, Ermenistan’ın ekonomik izolasyonunu azaltarak daha dengeli ve öngörülebilir bir bölgesel yapının oluşmasına zemin hazırlayacaktır.
Türkiye açısından Ermenistan ile normalleşme, Güney Kafkasya’da söz sahibi olma ve bölgesel düzen kurucu aktör olma hedefinin ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye, Azerbaycan ile geliştirdiği stratejik ortaklık sayesinde bölgede askerî ve siyasi etkisini belirgin biçimde artırmış; bu etkinlik, 2020 Karabağ Savaşı sonrasında sahada somut sonuçlar üretmiştir. Mevcut dengeler içerisinde Ermenistan’ın da bölgesel entegrasyona dâhil edilmesi, Türkiye’nin Güney Kafkasya’da kalıcı ve istikrarlı bir nüfuz alanı oluşturma stratejisini tamamlayan bir unsur olarak öne çıkmaktadır.
Sonuç olarak Türkiye–Ermenistan normalleşmesi, Türkiye açısından yalnızca ikili ilişkilerin iyileştirilmesi meselesi değildir. Bu süreç, Türkiye’nin Güney Kafkasya’da etkinlik, söz hakkı ve uzun vadeli istikrar üretme kapasitesini güçlendiren bütüncül bir stratejinin parçasıdır. Ankara, askeri, ekonomik ve diplomatik araçları birlikte kullanarak bölgesel hakimiyetini yumuşak güç unsurlarıyla tahkim etme imkanı elde etmektedir. Normalleşmenin kalıcı hale gelmesi, Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki konumunu sürdürülebilir ve kurumsal bir zemine taşıyabilecek en önemli adımlardan biri olmaya adaydır.



Yorum gönder