Metehan Türkmen: Tek Millet, İki Devlet; Peki Ya Ortak Strateji?

Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), retorik temelli bir iş birliği platformundan operasyonel bir jeopolitik bloğa dönüşme sancıları çekerken, Ankara’da toplanacak 13. Olağan Zirve öncesinde teşkilatın kurucu omurgasını sarsan derin bir stratejik fay hattı belirginleşmiştir. Dönem başkanlığının Bakü’den Ankara’ya devredileceği bu kritik kavşakta, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki geleneksel “tek millet, iki devlet” paradigması, sahada somut jeopolitik ve diplomatik çıkar ayrışmalarıyla doğrudan sınanmaktadır.

Bakü’nün Karabağ zaferi sonrası Kafkasya’da Rusya ve İsrail eksenli geliştirdiği özerk dış politika hamleleri ile Ankara’nın Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Batı ile ilişkilerindeki stratejik öncelikleri arasındaki asimetri, iki başkent arasında son günlerde gözle görülür bir koordinasyon krizine yol açmıştır. Zirve masasında dönem başkanlığı devri resmi bir seremoniden ibaret kalacak mıdır, yoksa Güney Kafkasya’daki bu diplomatik mesafeleşme TDT’nin karar alma mekanizmalarını felç eden yapısal bir vetoya mı dönüşecektir?

Lojistik Güzergâh Savaşları ve Hazar Boğazı

Gebele Zirvesi’nden devralınan en kritik miras olan Trans-Hazar Orta Koridor projesi, bu ikili gerilimin en doğrudan hissedildiği alandır. Zengezur Koridoru’nun açılması, İran sınırındaki jeopolitik denklemler ve Ermenistan ile yürütülen normalleşme süreçlerinde Ankara ile Bakü’nün benimsediği farklı taktiksel adımlar, Orta Koridor’un kesintisiz bir lojistik hatta dönüşmesini geciktirmektedir.

Çin ve Avrupa arasındaki küresel tedarik zincirinde Rusya’nın Kuzey Koridoru’nu by-pass etme hedefi rasyonel bir vizyon sunsa da, dönüş yükü dengesizliği ve Hazar geçişindeki yüksek navlun maliyetleri sahada ciddi bir operasyonel direnç yaratmaktadır. Koridorun yalnızca bir transit geçiş güzergâhı olarak kalması durumunda, TDT küresel aktörlerin lojistik taşeronu olmaktan nasıl kurtulacaktır? Hazar havzasındaki enerji kaynakları sanayileşmiş bir üretim kuşağına dönüştürülmeden, iki müttefikin rotalar üzerindeki nüfuz çekişmesi hattın güvenliğini kırılgan hale getirmeyecek midir?

Finansal Egemenliğin Sınırları ve Türk Yatırım Fonu

Ekonomik potansiyelin küresel bir güç odağına evrilememesinin temelinde yatan sermaye yetersizliği, Gebele Zirvesi’nde kararlaştırılan Türk Yatırım Fonu’nun henüz tam kapasiteyle sahaya inememesiyle kendini göstermektedir. Ankara Zirvesi’nde fonun ikincil mevzuatının tamamlanarak işler kılınması hedeflense de, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki siyasi mesafenin finansal entegrasyon protokollerine yansıması kaçınılmazdır. Üye ülkelerin ulusal bankacılık sistemleri arasındaki takas ve mahsup mekanizmalarının işletilmesi, yerel para birimleriyle ticaret ve çoklu döviz operasyonları, küresel finansal sistemin ve yaptırım mekanizmalarının getirdiği kısıtlarla doğrudan çatışmaktadır. Kaynak dağıtımında Bakü ve Ankara’nın öncelikleri örtüşmediğinde, fonun bağımsız bir kalkınma aracına dönüşmesi mümkün müdür, yoksa bürokratik elitlerin çıkarlarına hapsolmuş işlevsiz bir mali havuza mı tanıklık edilecektir?

Siber Egemenlik ve Ucuz Enerji Havzalarındaki Dijital Tehditler

Ankara Zirvesi’nin ana gündem maddeleri arasında yer alan Ortak Veri Altyapısı ve Yapay Zekâ projeleri, teşkilatın yumuşak karnını oluşturmaktadır. Yapay zekâ veri merkezlerinin (Data Center) ve bilgi işlem altyapılarının Orta Asya’daki ucuz hidrokarbon ve elektrik havzalarına konuşlandırılması ekonomik açıdan rasyonel bir model sunsa da, bölgesel telekomünikasyon altyapılarına hâkim Rus ve Çin menşeili siber aktörlerin etki alanı ciddi bir asimetrik tehdit barındırmaktadır. Türkiye ve Azerbaycan arasındaki istihbari koordinasyonun son dönemde yaşadığı pürüzler, ortak siber kalkanın inşasını doğrudan riske atmaktadır. Stratejik verilerini tek bir havuzda birleştirmeyi hedefleyen bir teşkilat, üye devletlerin istihbarat servisleri arasında tam bir siyasi güven tesis edilmeden veri egemenliğini nasıl garanti altına alabilir?

2027–2031 Strateji Belgesi ve Kurumsal Direnç Yönetimi

Teşkilatın gelecek beş yıllık vizyonunu tayin edecek olan 2027–2031 Strateji Belgesi, kağıt üzerindeki entegrasyon taahhütleri ile sahadaki kurumsal realitelerin çarpıştığı bir eşiktir. Türkmenistan’ın teşkilatın yapılarına gözlemci üye olarak eklemlenmesi ve “TDT+” açılımları kurumsal genişleme açısından olumlu bir ivme yaratsa da, ulusal standart denetim mekanizmalarının ve katı gümrük rejimlerinin varlığı mal ve sermaye hareketliliğini frenlemektedir.

Liderler düzeyindeki siyasi iradeye rağmen, yerel bürokrasinin statükoyu koruma refleksi ve Türkiye-Azerbaycan arasındaki son gerilimlerin yarattığı güvensizlik atmosferi, kararların sahaya yansımasını yavaşlatmaktadır. TDT, üye devletlerin iç bürokratik dirençlerini ve birbirleriyle olan mikro-jeopolitik rekabetlerini aşarak kurumsal bir supranasyonal yapıya evrilebilecek midir, yoksa her kriz anında ulusal reflekslerin esiri olan gevşek bir istişare forumu olarak mı kalacaktır?

Metehan Türkmen
Kafkassam/Aşkabat

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.