Turan Rzayev: Orta Doğu’da İran Hareketliliği: Koalisyon Arayışları ve Stratejik Dengeler
BÜE ve Ürdün İran’a yönelik acil bir saldırı için her türlü askeri, ekonomik ve istihbari desteği vermeye hazır olduklarını açıkladılar. Bölgedeki diğer ülkeler ise tereddütlü. Özellikle Suudi Arabistan Katar ve Türkiye müdahaleye karşı çıkıyor.
Washington’da “Şahinler” ve “Temkinliler” Karşı Karşıya
ABD Başkanı Donald Trump liderliğindeki yönetim içerisinde bir görüş ayrılığı yaşanıyor:
* Saldırı Yanlıları: Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth; Birleşik Krallık , İsrail ve BAE ile birlikte Washington’u derhal saldırıya çağırıyor.
* Karşı Çıkanlar: Trump’ın damadı Jared Kushner ve Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ise böyle bir müdahaleye sıcak bakmıyor.
Türkiye’nin Tavrı: Ankara, ABD’ye İran’a yönelik bir saldırıda yer almayacağını net bir şekilde iletti. Ancak Kürt meselesi (PKK/YPG) bağlamında Tahran ile istihbarat paylaşımına devam edeceği belirtiliyor.
Neden BAE ve Ürdün?
Bu iki ülkenin “acil saldırı” desteği vermesi sürpriz değil:
* Ürdün: Uzun süredir Hizbullah’ın sızma girişimlerinden ve İran-İsrail çatışmasında hava sahasının ihlal edilmesinden rahatsız. Amman yönetimi, tarafsızlığını bozarak İsrail’in İran füzelerini havada imha etmesine yardımcı olmuş ve de-facto olarak cephenin bir parçası haline gelmiştir.
* BAE: İran’ı Körfez güvenliği için temel “yapısal tehdit” olarak görüyor ve ABD ile askeri koordinasyonunu bu eksende yürütüyor.
ABD’nin Müdahale Modeli: “Karadan Değil, Bölgesel Aktörlerle”
ABD, İran’da Irak ve Afganistan senaryosunun (tam ölçekli işgal) tekrarlanmasından maliyet ve askeri kayıplar nedeniyle çekiniyor.
* Strateji: ABD hava, deniz ve istihbarat üstünlüğünü sağlayacak; ancak kara operasyonu yükünü bölgesel aktörlerin üzerine yıkmak istiyor. Bu, savaşı bir “bölgesel güvenlik sorunu” olarak çerçeveleme çabasıdır.
Sorun: Bölgenin gerçek askeri ağırlık merkezleri (Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır) olmadan bu planın başarı şansı çok düşüktür. BAE ve Ürdün’ün desteği siyasi bir jestten öteye geçemez; İran gibi derinliği olan bir devleti sarsmaya yetmez.
Türkiye ve Suudi Arabistan’ın Kritik Pozisyonu
* Türkiye: Ankara, İran’da kaos istemiyor. Aynı zamanda tamamen ABD-İsrail kontrolünde bir İran’ı da çıkarlarına aykırı buluyor. Türkiye için ideal olan; çökmeyen ancak sınırlandırılmış, bölgesel dengeleri bozmayan bir İran’dır. Türkiye’nin tutumu, Irak işgali sırasındaki temkinli duruşuyla benzerlik gösteriyor.
* Suudi Arabistan ve Katar: Riyad, açık bir savaşın enerji altyapısına zarar vereceğini ve kontrolsüz bir gerilimin iç istikrarı bozacağını biliyor. Katar ise diplomatik arabuluculuk rolünü kaybetmek istemiyor.
Sonuç ve Beklenti
Şu aşamada ABD, diplomasi penceresinin kapanmak üzere olduğu mesajını vererek bölgesel aktörleri B planına (savaşa) ikna etmeye çalışıyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye hattı değişmezse, geniş kapsamlı bir işgal çok riskli kalacaktır. Bu durum, yakın gelecekte topyekûn bir savaştan ziyade “nokta atışı/sınırlı hava saldırıları” ihtimalini güçlendiriyor.
#ABD #İran #OrtaDoğu #Savaş #Koalisyon
Kafkassam’ın bu analizinde geçen “Kürt meselesinde istihbarat paylaşımı” detayının, olası bir savaşta Türkiye’nin sınır güvenliğini nasıl etkileyebileceği üzerine kafa yormamı ister misiniz?



Yorum gönder