Şimdi yükleniyor

Nesrin Sipahi Kıratlı: Bulgaristan’da Yeni Siyasi Düzen, A B ve Türklerin Bilinçli Parçalanmışlığı

Bulgaristan’da Yeni Siyasi Düzen, Avrupa Birliği ve Türklerin Bilinçli Parçalanmışlığı

Fenomenolojik bir yaklaşım

Yazan: Nesrin Sipahi Kıratlı / Nesrin İspova

Bulgaristan siyasetinde yeni bir döneme girilmektedir. Bu dönem, yalnızca iç politik dengelerin değil, aynı zamanda Avrupa Birliği merkezli yeni Balkan stratejisinin de bir yansımasıdır. Aşırı uçların törpülendiği, Rusya’ya olduğu kadar Avrupa Birliği’ne ve Türkiye’ye karşı da daha ılımlı, daha kontrollü ve çıkar odaklı bir siyasal çizginin inşa edilmek istendiği görülmektedir.

Bu yeni siyasi düzenin temel hedefi, Bulgaristan’ı daha “öngörülebilir”, daha “istikrarlı” ve nihayetinde daha “müreffeh”bir ülke hâline getirmektir. Zira Bulgaristan, bugün Avrupa Birliği’nin “en fakir üyesidir”. Bu tablo, Bulgaristan halkının tercihi ya da kaderi değildir. Halk bunu hak etmemektedir.

Mevcut yoksulluk, uzun yıllar boyunca ülkeyi kuşatan “mafiyotik yapılanmaların”, devlet–sermaye–siyaset hattında kurulan kapalı güç ağlarının ve hesap vermeyen iktidar pratiklerinin doğrudan sonucudur. Avrupa Birliği’nin Bulgaristan’a dönük “istikrar” vurgusu da esasen bu yapının kontrol altına alınması arayışından kaynaklanmaktadır. Ancak burada sorulması gereken soru şudur:
Bu istikrar kimin için ve hangi bedel karşılığında sağlanacaktır?

Bulgaristan, coğrafi konumu itibarıyla sıradan bir Balkan ülkesi değildir. Doğu ile Batı arasında yalnızca bir geçiş hattı değil; aynı zamanda Avrupa Birliği’nin Balkanlar’daki sınır karakolu, Rusya ile Batı arasında bir denge alanıdır. Bu nedenle ülkedeki siyasal düzen, demokrasi söyleminden çok, jeopolitik ihtiyaçlar doğrultusunda şekillenmektedir.

Bu tabloda Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in, hem iç siyasette hem de dış dengelerde ipleri daha doğrudan eline alacağı açıktır.

Ancak bütün bu yeniden yapılanma, refah ve istikrar söylemleri içinde asıl mesele sistematik biçimde geri plana itilmektedir:”Bulgaristan’da kalan Türklerin durumu.”

Bu yazıda dile getirilenler, on beş yılı aşkın süredir sahada edindiğim doğrudan gözlemlerin, tanıklıkların ve fenomenolojik (olgubilimsel) çalışmaların bir sonucudur. Söylenenler masa başı analizler değil; sahada yaşanmış, tekrar tekrar doğrulanmış gerçekliklerdir.

Türklük perspektifinden bakıldığında tablo nettir ve rahatsız edicidir. Cumhurbaşkanı Radev’in, dönemin HÖH (Hak ve Özgürlükler Hareketi) Genel Başkanı Mustafa Karadayı’ya, Türkiye ile yakınlaştığı bir dönemde yönelttiği “Senin anavatanın neresidir?” sorusu, Bulgaristan’daki Türk varlığının hâlâ sorgulanabilir görüldüğünü açıkça ortaya koymuştur.

Onursal Başkan Ahmet Doğan döneminden itibaren ise, özellikle 1999 sonrasında, Türklük adına kurucu ve dönüştürücü bir siyasal irade üretildiğini söylemek güçtür. Siyaset, hak mücadelesi olmaktan çıkmış; mevcut düzenin idaresine ve sürdürülmesine indirgenmiştir.

Ancak burada hayati bir yanlışı düzeltmek gerekir:
Sorun, Bulgaristan Türklerinin sessizliği değildir.

Türkler suskun değildir; “bilinçli biçimde parçalanmıştır.
Ve bu parçalanmışlık, tesadüfî değil; sistemin arzu ettiği ve beslediği bir sonuçtur.

Bugün Bulgaristan Türkleri çok sayıda partiye dağılmış durumdadır. Her partiden bulgarca konuşan Türkler vardır.. Ancak bu çokluk, siyasal bir güç üretmemekte; tam tersine, “Türk’ün Türk’e karşı konumlandırıldığı” bir düzeni kalıcı hâle getirmektedir.

Fenomenolojik açıdan bakıldığında burada açık bir kırılma vardır:
Kimlik temsil edilmemekte, ?
“dağıtılmaktadır”

Bu durum, “Türk Türk’e düşman” hâlini sıradanlaştırmakta; kolektif hafızayı, ortak bilinci ve siyasal refleksi aşındırmaktadır. Sistem açısından bakıldığında ise bu tablo son derece işlevseldir. Parçalanmış bir topluluk denetlenir; dağınık sesler etkisizleşir.

Dolayısıyla mesele Türklerin konuşmaması değil; “aynı hakikat etrafında bilinçli olarak bir araya getirilmemesidir”.

Son on yıldır yürüttüğüm olgubilimsel çalışmalar, anadilimizin içine sürüklendiği ?”hasta evreyi” bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Balkanlar gibi çok katmanlı bir coğrafyada, anadili sorunlarını dil biliminin alanına taşıdım. Buna rağmen ne Bulgaristan’daki Türk asıllı siyasetçiler ne aydınlar ve ne de Türkiye’deki muhataplar bu meseleye gerçek bir hassasiyet göstermiştir.

Bugün Bulgaristan’da Türkçe anadili eğitimi alan öğrenci sayısının 100 binlerden 2.700’lere düşmüş olması, bu sistematik ihmalin inkâr edilemez sonucudur. Bulgaristan’daki Türklük artık geniş bir toplumsal gerçeklik olarak değil, “iğne ucundan, makaron deliğinden bakılarak” görülebilen kırılgan bir kalıntı hâline gelmiştir.

Türkiye’de yaşayan göçmenlerin Bulgaristan siyasetine oy yoluyla müdahil olmasının da beklenen katkıyı sağlamadığı açıktır. Aksine bu durum, Bulgaristan Türklerini “kalanlar” ve “Türkiye’dekiler” olarak daha da ayrıştırmış; ortak kader bilincini zayıflatmıştır.

Önümüzdeki seçimlerde oy oranlarının yükselmesi, sandığa gitmeyen Bulgar vatandaşlarının sürece katılması beklenmektedir. Statüko çatlamıştır. Ancak bu çatlak, Bulgaristan Türkleri için otomatik bir kazanım anlamına gelmemektedir.

Şu gerçeği artık açıkça söylemek gerek.

Parçalanmış Türk toplumu,
birbirine düşürülmüş kimlikler,
temsilsiz ama denetimli bir azınlık,
ne demokrasiye katkıdır ne de refaha.

bu çatlak, Bulgaristan Türkleri için otomatik bir kazanım anlamına gelmemektedir.

Şu gerçeği artık açıkça söylemek gerek.

Parçalanmış Türk toplumu,
birbirine düşürülmüş kimlikler,
temsilsiz ama denetimli bir azınlık,
ne demokrasiye katkıdır ne de refaha.
25 Ocak 2026
Filibe, Bulgaristan
Nesrin Sipahi Kıratlı

Yorum gönder