Şimdi yükleniyor

Məhsa Mehdizadə: İran Güvenlik Riskleri ve Olası Senaryolar Üzerine Bir Değerlendirme

İran’daki Mevcut İtirazlar, Çok Merkezli Muhalefet Yapısı ve Güney Azerbaycan Gerçeği: Yapısal Kriz, Güvenlik Riskleri ve Olası Senaryolar Üzerine Bir Değerlendirme

İran’da son dönemde yaşanan protestolar ve toplumsal itirazlar, geçici ya da tekil bir siyasi dalga olarak okunmamalıdır. Ortaya çıkan tablo, uzun süredir biriken yapısal sorunların farklı merkezlerden ve toplumun çeşitli kesimlerinden dışa vurumudur. Bu süreç ne yalnızca mevcut yönetimin uygulamalarına indirgenebilir ne de tek bir muhalefet odağıyla açıklanabilir. İran’daki muhalefet yapısı çok merkezlidir; Tahran bu merkezlerden yalnızca biridir. Ülkenin farklı bölgelerinde ve toplumun farklı kesimlerinde, adaletsizlik, siyasal temsil eksikliği, ekonomik kriz, sosyal eşitsizlikler ve hukuki mekanizmaların işlememesi gibi nedenlerle itirazlar ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle İran’daki mevcut durum, tek boyutlu değil; çok katmanlı, çok aktörlü ve yapısal bir kriz olarak ele alınmalıdır.
Bu bağlamda temel gerçek şudur: İran’da sorunlar bastırıldıkça ortadan kalkmamakta, çözülmeden birikmekte ve her seferinde yeni bir istikrarsızlık potansiyeli üretmektedir. Ya mevcut yönetim bu taleplere siyasi ve hukuki çözümler üretecektir ya da baskı arttıkça problemler yerinde duracak, yalnızca daha karmaşık ve daha zor yönetilir bir hale gelecektir. Bugün yaşananlar, bu riskin artık teorik değil, fiili bir gerçeklik olduğunu göstermektedir.
Muhalefetin Merkezleri, Pehlevi Faktörü ve Güven Sorunu
Uluslararası alanda en fazla görünür kılınan muhalif figürlerin başında Pehlevi ailesi gelmektedir. Ancak bu görünürlük, İran içindeki toplumsal ve siyasal gerçeklikle örtüşmemektedir. Sahada belirleyici bir karşılığı olmayan bu figürün sürekli öne çıkarılması, İran’daki itirazların doğal ve çok merkezli karakterini gölgelemektedir. Bu durum, gerçek toplumsal taleplerin sağlıklı biçimde görünür olmasını engelleyen bir etki yaratmaktadır.
Tahran merkezli muhalefet ile mevcut siyasi yapı arasında, özellikle Güney Azerbaycan açısından dikkat çekici bir ortak nokta bulunmaktadır: Her iki yaklaşım da uzun yıllardır Güney Azerbaycan’a ilişkin talepleri ya görmezden gelmiş ya da inkâr etmiştir. Bu nedenle Güney Azerbaycanlı vatandaşlar açısından yalnızca mevcut yönetime değil, Tahran merkezli muhalefete karşı da ciddi bir güven sorunu oluşmuştur. Bu güven sorunu, son protestolara yönelik temkinli yaklaşımın temel nedenlerinden biridir.
Güney Azerbaycan’daki Tutum: Sessizlik Değil, Şuurlu ve Temkinli Bir Duruş
Güney Azerbaycan’da gözlemlenen tutum sıklıkla “sessizlik” olarak tanımlansa da bu değerlendirme eksiktir. Bu yaklaşım, geçmiş deneyimlere dayanan bilinçli ve temkinli bir duruştur. İran’da daha önce yaşanan birçok siyasi kırılmada, farklı muhalefet merkezlerinin hareketlenmesi Güney Azerbaycan açısından kalıcı kazanımlar üretmemiş, aksine yeni mağduriyetler doğurmuştur. Bu tarihsel tecrübe, bugün daha ihtiyatlı bir pozisyon alınmasının temel nedenidir.
Bu tutum, ne mevcut yönetimin politikalarına koşulsuz bir destek anlamına gelir ne de Tahran merkezli ya da dışarıdan yönlendirilen çağrılara angaje olmayı ifade eder. Aksine bu, süreci izleyen, olası sonuçları hesaplayan ve kendi toplumsal gerçekliğini merkeze alan aktif bir bekleyiştir.
Dış Aktörler, ABD–İsrail Yaklaşımı ve Trump Faktörü
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik söylemlerinde demokrasi ve özgürlük vurgusu sıkça öne çıksa da, sahadaki tercihler bu söylemle örtüşmemektedir. Özellikle Trump döneminde, sahada karşılığı sınırlı olan aktörlerin öne çıkarılması; buna karşılık toplumsal tabanı olan, çok merkezli itirazların görmezden gelinmesi dikkat çekicidir. Pehlevi figürünün sistematik biçimde parlatılması, bu yaklaşımın somut bir göstergesidir.
Bu durum, ABD ve İsrail’in İran’da gerçek bir demokratik dönüşümden ziyade kontrol edilebilir bir belirsizlik ve yönetilebilir bir kaos arayışında olduğunu düşündürmektedir. Güney Azerbaycan meselesi de bu nedenle özellikle temkinle yaklaşılan bir başlık haline gelmiştir. Türkiye ve Azerbaycan ile güçlü bağlara sahip bir Güney Azerbaycan dinamiği, dış aktörler açısından öngörülemez sonuçlar doğurabilecek bir unsurdur. Bu da Güney Azerbaycanlıların dış güçlere yönelik mesafeli tutumunu daha da pekiştirmektedir.
Güvenlik Boyutu: PEJAK ve Kaos Riski
İran’daki çok merkezli muhalefet yapısı ve çözümsüz kalan talepler, uzun vadede ciddi güvenlik risklerini de beraberinde getirmektedir. Özellikle Batı Azerbaycan bölgesi ve Türkiye sınır hattında PEJAK terörü önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Sorunların yalnızca bastırılması ve siyasi kanalların kapalı tutulması, bu tür yapıların hareket alanı bulmasına zemin hazırlamaktadır.
Bu nedenle İran’daki gelişmeler, yalnızca siyasi bir kriz olarak değil; aynı zamanda bölgesel güvenliği etkileyebilecek çok boyutlu bir süreç olarak değerlendirilmelidir.
Türkiye Boyutu: Jeostratejik Gerçeklik ve Devlet Aklı
Güney Azerbaycan’ın Türkiye ile yaklaşık 700 kilometrelik bir sınır hattına sahip olması, İran’daki gelişmelerin doğal olarak bölgesel düzeyde yakından izlendiğini göstermektedir. Bu jeostratejik gerçeklik, sürecin yalnızca İran içi bir mesele olarak ele alınamayacağını açık biçimde ortaya koymaktadır. Türkiye’nin devlet aklının bu süreci dikkatle takip ettiği ve olası tüm senaryoları değerlendirdiği açıktır. Burada söz konusu olan herhangi bir müdahale beklentisi değil; sınır güvenliği, bölgesel istikrar ve uzun vadeli risklerin sağduyulu biçimde analiz edilmesidir.
Güney Azerbaycanlıların Türkiye’ye ve Azerbaycan’a duyduğu yakınlık ve güven, belirsizlik dönemlerinde önemli bir toplumsal denge unsurudur. Bu bağlamda sürecin dikkatle izlenmesi, olası kaos senaryolarının önceden öngörülmesi ve gelişmelerin soğukkanlılıkla değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Bastırma Politikası ve Kaçınılmaz Senaryolar
İran’da bundan sonra ne olacağına dair tek bir senaryodan söz etmek mümkün değildir. Ancak şu husus nettir: Sorunları yalnızca bastırarak çözmek mümkün değildir. Tahran yönetimi, talepleri karşılamadan, siyasal temsil ve adalet mekanizmalarını işletmeden, yalnızca baskı uygulayarak toplumsal itirazları susturmaya çalıştıkça sorunlar ortadan kalkmamaktadır. Aksine, bu yaklaşım problemleri derinleştirmekte ve yeni kırılganlık alanları yaratmaktadır.
Her seferinde dış müdahaleleri hedef göstererek iç taleplerin üzerini örtme çabası da sürdürülebilir değildir. Çözümsüzlük, kaçınılmaz olarak istikrarsızlık riskini canlı tutmaktadır. Bu nedenle olası bir kaos ortamının ihtimal dışı olmadığı gerçeğiyle hareket etmek gerekmektedir. Böyle bir durumda yalnızca devletler değil, toplumlar da hazırlıklı olmak zorundadır.

Sonuç:
(Güney Azerbaycan Açısından Yol Haritası)
İran’daki mevcut tablo, ne kısa vadeli bir dalgalanma ne de tek bir muhalefet merkezinin ürünü olan bir süreçtir. Sorunlar çözümsüz bırakıldıkça ve yalnızca bastırma yöntemleri tercih edildikçe, istikrarsızlık ihtimali sürekli canlı kalacaktır. Önümüzdeki dönemde ya siyasi akıl devreye girecek ve vatandaşların meşru taleplerine çözüm üretilecektir ya da farklı merkezlerin eş zamanlı hareketlenmesiyle daha karmaşık ve öngörülmesi zor bir kaos ortamı ortaya çıkacaktır.
Bu süreçte Güney Azerbaycan açısından en doğru yol, aceleci ve tepkisel pozisyonlar almadan; sahadaki gelişmeleri soğukkanlılıkla izlemek, çok merkezli muhalefet yapısını ve olası senaryoları doğru okumaktır. Ne mevcut sorunları inkâr eden baskıcı yaklaşımlara ne de sahada karşılığı olmayan, dışarıdan parlatılan aktörlere angaje olmak rasyonel bir seçenektir. Güney Azerbaycan’ın tarihsel tecrübesi, bu tür süreçlerde en büyük zararın genellikle aceleci ve kontrolsüz hamlelerden doğduğunu açık biçimde göstermektedir.
Bu nedenle öncelik, meşru taleplerin korunması, toplumsal dayanıklılığın güçlendirilmesi ve sürecin kendi iç dinamikleriyle olgunlaşmasının beklenmesidir. Temkinli duruş, pasiflik değil; uzun vadeli bir siyasi aklın ve kolektif hafızanın ürünüdür. Aynı zamanda Güney Azerbaycan’ın Türkiye ve Azerbaycan ile olan güçlü tarihsel ve toplumsal bağları, belirsizlik dönemlerinde önemli bir güven ve denge unsuru oluşturmaktadır.
Sonuç olarak Güney Azerbaycan için en sağlıklı yol; duygusal dalgalanmalara kapılmadan, bölgesel dengeleri ve güvenlik risklerini gözeterek, dış yönlendirmelere alan açmadan ve kendi meşru taleplerini koruyarak süreci dikkatle izlemektir. Bu yaklaşım, kısa vadeli kazanımlardan ziyade uzun vadeli güvenliği ve siyasi bilinçle hareket etmeyi esas alan en gerçekçi ve en sorumlu yoldur.
Məhsa Mehdizadə

Yorum gönder