Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

Rus televizyon: O gece NATO neden Erdoğan’a yönelik olası suikasta göz yumdu

Putin Merkel görüşmesi

Sinan Çuluk; “Mir’at-i Hakikat”ten

Gündem 17 Ocak 2017
425

ANADOLUNUN TÜRKLÜĞÜ OSMANLININ AKLINA ASKER LAZIM OLDUĞUNDA GELİYORDU
Osmanlı Devleti son birkaç yılı hariç din esaslı milliyeti benimsemişti. Devleti oluşturan din esaslı milliyetlerin en belli başlıları İslam, Hrıstiyan (bunlar da mezheplerine göre tasnif edilirdi), Musevi toplumları idi. Türk milletini İslam potası içinde eritirken akla gelmeyen Türklük olgusu iş askerliğe gelince öne çıkıyordu. Mahmud Celaleddin Paşa’nın tabiriyle “Osmanlı, Türkleri esas mayası olarak görürdü. Bu yüzden Türk oğlu Türk askere istinat etmek isterdi.” Rumeli, Arabistan, Irak gibi bölgelerden asker istihdam edemiyordu. Var gücüyle Anadolu’nun zavallı, çaresiz halkına abandıkça abandı. Üretim çağındaki gençlerin askere alınıp gittikleri yerlerden bir daha dönememeleri hem maddi hem de nüfus servetini bir asırda eritti bitirdi.
Anadolu’yu sabit kadem tutamayınca asker ve lojistik açısından takviye edemediği ordu Rumeliyi de elde tutamadı. Bundan ayrı çok sayıda faktör de sıralanabilir elbette. Büyük felaketler ardı ardına yaşandı. Aşağıdaki paragrafı okuyanlar, anlamadıkları kelimeleri üşenmeden Google’da aratıp sorgulayanlar ibret alınması gereken bir metne sahip olacaklardır.
«Devlet-i Aliyye’nin kuvve-i umumiye-i askeriyesi yalnız İslam ahaliden mürekkep olup Rumili ve Arabistan ve Hıtta-i Irakiye’nin icab-ı siyasiye mebnî müstesna tutulan mahallerinden başka asker alınan yerlerinin nüfusu ise ihtiyacat-ı harbiyeye kâfi olmadığından vazife-i askeriye bâr-ı sakîlinin çoğu Saltanat-ı Osmaniye’nin mâye-i aslîsi ve Türk oğlu Türk olmakla müdafaa-i memleketin hâdim-i hakîkisi olan Anadolu halkına tahmîl edilmiş bulunması sebebiyle Anadolu’nun ziraat ve ticaret ve sanata müstaid olan halkı zaten o bâr-ı giran altında ezilerek cemiyetleri azalmakta ve memleket baştan başa harap olmakta ve bilakis Hıristiyanların günden güne nüfusları tezayüd ederek sanayi ve ticaretin en mühim kısmı onların ellerine geçmesiyle cemiyet-i İslamiye’nin kuvve-i maddiyesi bu suretle dahi bir hâl-i inhitâta uğramakta iken Hersek meselesinden başlayan ihtilalat-ı dâhiliye ve onu takip eden Rusya Muharebesi için askerliğin müstahfıza kadar sunuf-ı selasesi silah altına alınarak ve fariza-i cihadı ifa emeliyle binlerce halk ordulara katılarak Rumili ve Anadolu’da pek çok hane erkeksiz ve muinsiz kalmış ve bunları iaşe için devletçe hane başına maaş vermek gibi bir külfet-i azime ihtiyar olunmuş idi. Bulgaristan ehl-i İslam’ının sefalet-i elime ile terk-i dâr u diyar edişlerinde ise nüfus-ı kesire telef olarak ta’dâda gelmez İslam hanesi kapandı. Ba-husus Bulgaristan Emareti’nin teşekkülünden sonra ehl-i İslam’dan emlak ve akâra malik olan nice ashab-ı servet ahden tayin olunan hukuktan istifade edemeyerek emval-i menkuleleri esna-yı hicrette mahv olduğu gibi emval-i gayr-i menkuleleri dahi ya birer sebeb-i âdi ile zabt ve müsadere kılındı yahut her türlü desayis imaliyle yok bahasına sattırılmak mecburiyetine düşürülerek mağdur ve perişan edildi. Binaenaleyh birkaç yüz seneden beri eban an ceddin servet ve yesar sahibi olan hanedan-ı İslamiyan mübtela-yı bela-yı fakr ve hazelan olarak meydan-ı zillette kaldılar.»
Mahmud Celaleddin Paşa, “Mir’at-i Hakikat”ten aktaran Sinan Çuluk

Yorumlar