Suudi Arabistan’da Amerikancı veliahtta kraliyet darbesi!

Kürdistan Devlet Tasavvuru Ve Barzani’nin Tutarsızlığı

‘Cemaat Radikalleşecek veya diasporada yeni bir mezhep olarak örgütlenecek’

The Sovietization of Azerbaijan The South Caucasus in the Triangle of Russia, Turkey, and Iran, 1920-1922

Çin Devletinin Uygurlara Baskısı

Gündem 2 Eylül 2019
113

Türklerin en eski boylarından biri olan Uygur Devletinin kökü Hun devletine dayanmaktadır. Hun devletinin devrilmesiyle beraber, Göktürk devleti kurulmuş ve Türk Birliği ortaya çıkmıştır. Uygurların Hun devletinden sonraki devamı ise Töles boyları ile olmuştur. Ayrıca Çin Devleti Türklere karşı 645’li yıllarda Uygurları desteklemiş ve Türk birliğinin bozulmasını istemiştir. Büyük Göktürk devletinin çökmesi sonucu onları kendi lehine cesaretlendiren yine Çin devleti olmuştur ve Uygur Devleti bu destekle kurulmuştur.
Şuan da Çin Devletinin elinde bulunan Uygur devletinin lokasyonu Doğu Türkistan Bölgesinde bulunmaktadır. Bu alanda yaşayan Türk sayısı 35 milyonu bulmuştur. Bir devlet politikası olarak Çin de bu orandan çok daha fazla bir şekilde çoğalmıştır. Urimçi de yaşama koşulları diğerlerinden daha farklı olarak iç içe bulunmaktadır. Çin ve Uygurlar birbirleri ile aynı ortamda bulunduğundan Çinin Uygurlara uyguladığı asimilasyona maruz kalmak oldukça kolaylaşmıştır. Çok önemli bir sebebe gereksinim duyulmadan dahi bu iki ülke arasında gerginleşmeyi yakalamak oldukça mümkündür. “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” olarak dünyaca bilinen bu bölgede son günlerde oldukça endişeli durumlarda söz konusudur. Zulümler ve Katliamlar geçmişten günümüze süre gelmeyi başarmıştır. Geçmişte çok sık yaşanan olayları incelemek gerektiğinde ise ilk dikkatimizi çeken olay Çinin Uygurlara karşı yaptığı yaptırım ve baskılar olacaktır. Bu baskılar 1949 yılında başlamış Uygur’un ileri gelenleri kurşuna dizilmiştir, fakir kesim köle olarak çalıştırılmıştır, binlerce anne bebek katledilmiştir. Başörtüsü ve sakal bırakan erkekler için araçlara binme yasağı alınmıştır ayrıca Uygur devleti dinini kendi ‘çabalarıyla’ nesillerine öğretebilmek için uğraşmıştır. Bir Uygur ailesi iki çocuktan başka çocuğa sahip olamayacaktır. Üçüncü bir çocuğa sahip olmaları durumunda nüfusa yazılamayacak ve Çinliler tarafından bir süre sonra alınıp, belli bir kırsal kesimde köle olarak çalıştırılacaktır. Uygurların tahsilli olmasını istemeyen Çin Devleti onların daha çok tarım ve ticarete yönelmesinin sağlamakta ve eğitim hayatının önünü kesmektedir.2007 yılında Uygurca dilinin kaldırmasıyla beraber resmi dil Çince olmuş ve halk Çinin komünist rejimiyle yaşamaya devam etmiştir. Ayrıca bir süre Urimçi de ki camileri açtırmayı da yasaklamış, ibadeti zorlaştırmışlardır. Yinede dinlerini öğretmek isteyen Uygurlular çocuklarını camiye yollayarak Kuranı Kerim eğitimini devlet yardımı almaksızın yapmışlardır. Beraber yaşasalar dahi farklı ırk olduklarının bilincinde olup asla birbirleri ile evlilik düşünmemektedirler ki ayrıca Uygur Devleti birbirine oldukça bağlı bir millet olduğundan bu yasak zor olmamıştır. Anlaşıldığı üzere Çinin yoğun baskısını gören bu halk daha birçok acımasızlıkla karşı karşıyadır ki göç nedenleri elbette bu baskılardır. Yemekleri, kültürleri, yazarları, sanatçıları birbirinden oldukça farklıdır. Uygurlar kendilerine ait giysilerle dolaşmayı tercih ederler. Ayrıca din adamları yetiştikten sonra hükümetten para aldığı için istenenin dışında hutbe verememektedirler. Çin kendi halkını Uygurların olduğu yere yerleştirmek ister ve taşınanlara ise ev, iş vs. imkânlarını sunmaktadır. Bu sebeple kendi halkını çoğaltmaya ve kendi milletinin üstünlüğünü kanıtlamaya çalışmaktadır. Ne yazık ki bunu sadece zulümle yapabileceğini düşünmektedir. Uygur Devleti de kendine ait bir imalat barındırmadığından, üretim yapamadığından ve eğitimsiz oluşundan Çin Devletinin işini de bir nebze kolaylaştırmaktadır.
İstanbul Gelişim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler 3.sınıf Öğrencisi ve Kafkassam Stajyeri Ceren Güloğlu

Yorumlar