Şimdi yükleniyor

Mehmet BOZKUŞ: AB–HİNDİSTAN ANTLAŞMASINA STRATEJİK BAKIŞ

Avrupa Birliği ile Hindistan arasında imzalanan kapsamlı anlaşma, yalnızca ikili ticari ilişkileri değil, küresel güç dengelerini de yeniden şekillendirebilecek nitelikte stratejik bir hamle olarak öne çıkmaktadır. Bu anlaşma ile Avrupa Birliği, Rusyaya yönelik yaptırımların enerji ve hammadde başta olmak üzere çeşitli alanlarda yarattığı kısıtları, dolaylı biçimde Hindistan üzerinden aşabilecek yeni bir manevra alanı elde etmiştir.

Öte yandan Avrupa BirliğiABD ilişkilerinde, Donald Trump döneminde belirginleşen siyasi ve ekonomik soğuma, Avrupayı alternatif ortaklıklar arayışına yöneltmiştir. Bu bağlamda Hindistan, hem Çinin dengelenmesi stratejisinde merkezi bir aktör olarak görülmekte hem de Avrupanın ABDye bağımlılığını azaltma hedefiyle örtüşen bir ortak profili çizmektedir. Avrupa Birliği, Hindistan’ı ABD–Çin rekabetinde dengeleyici bir güç merkezi olarak konumlandırırken, aynı zamanda 21. yüzyılda stratejik özerkliğini güçlendirme hedefi doğrultusunda yeni bir jeopolitik açılım gerçekleştirmektedir.

Bu imzalanan antlaşma ile HindistanAB Serbest Ticaret Anlaşması, hacmi ve kapsamı itibarıyla küresel ticarette yeni bir ağırlık merkezi oluşturmuştur. Anlaşma, IMEC projesinin mimarları arasında yer alan küreselci Avrupa açısından, Asyaya açılan yeni ve kurumsal bir çıkış hamlesi niteliği taşımaktadır. Bu adım yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir yeniden konumlanma anlamı da ifade etmektedir. ABD–Çin gerilimiyle şekillenen çok kutuplu düzende Avrupa, Asyaya doğrudan bağlanma arayışını bu anlaşma üzerinden kurumsallaştırmıştır.

Avrupa Birliği açısından bu hamle, yeni bir enerji jeopolitiğinin inşasını mümkün kılarken, savunma sanayi alanında da derinleşen iş birliklerini beraberinde getirecektir. Özellikle pahalı enerji ve savunma sanayi ürünlerinde ABDye olan bağımlılığın azaltılması, Hindistan üzerinden teknoloji ve üretim temelli yeni süreçlerin geliştirilmesiyle hedeflenmektedir.

Hindistan’ın konumu ise daha karmaşık bir tabloyu işaret etmektedir. ABD açısından Çinin çevrelenmesi ve Asya-Pasifikte dengeleyici güç olarak Hindistan’ın rolü kritik önemdedir. Bu nedenle anlaşma sonrası ABDnin nasıl bir stratejik karşılık vereceği henüz netlik kazanmamıştır. Bu süreç, kaybedilmiş bir Hindistantartışmasını mı doğuracaktır, yoksa Emmanuel Macronun Çin ziyaretiyle sembolleşen ABD dışı ittifak arayışlarına, Hindistan üzerinden verilen bir cevap olarak mı okunmalıdır? Bu soru, önümüzdeki dönemin temel stratejik tartışma başlıklarından biri olacaktır.

Hindistan pazarı, ABDnin artan gümrük vergileri sonrası zorlanan ekonomik yapılanması karşısında Avrupa için kritik bir denge unsuru haline gelmiştir. Anlaşma; sanayi, otomotiv ve teknoloji ihracatını güvence altına alırken, Avrupa Birliğinin stratejik özerklikiddiasını da somut biçimde güçlendirmiştir. Aynı zamanda yeni iş birlikleri, Avrupalı şirketlerin yönetim kademelerinde Hintli yöneticilerin daha fazla yer almasının önünü açabilecek yapısal bir dönüşümü de beraberinde getirecektir.

Rusya ve Çin açısından tablo daha çok katmanlıdır. Rusya, Avrupanın Hindistan üzerinden yeni ortaklıklar kurmasıyla daha fazla yalnızlaşma riskiyle karşı karşıya kalırken, aynı zamanda yaptırımları aşma ve ürünlerini küresel pazarlara ulaştırma noktasında Hindistan üzerinden yeni imkânlar elde edebilir. Bu durum, RusyaHindistan ilişkilerinin ekonomik boyutunu daha da derinleştirebilir.

Çinin bu gelişmeden nasıl etkileneceği ise yalnızca AB–Çin hattı üzerinden okunamaz. Çinin Hindistan ve Avrupa ile geliştireceği ekonomik ve stratejik ilişkiler, sürecin yönünü belirleyecektir. Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Çin; CPEC üzerinden Pakistandan Hint Okyanusuna, Basra Körfezi ve Irak hattıyla Orta Doğuya, İran ve Suudi Arabistan üzerinden enerji güvenliğine, Türkiye üzerinden ise Avrupa pazarına uzanan çok katmanlı bir ekonomik ve lojistik ağ inşa etmiştir.

Avrupa Birliği, Hindistan anlaşmasıyla Çinin hegemonik ekonomik alanlarına karşı elini güçlendirmiş, aynı zamanda alternatif ve stratejik bir yatırım alanı kazanmıştır. HindistanAB anlaşması, bu kuşağın merkezinde yeni bir ticaret koridoru oluşturarak Çin merkezli bağlantılara alternatif bir eksen yaratmış ve Asyadaki güç dengesini daha rekabetçi bir yapıya taşımıştır.

Bu süreç, Pakistan’ın bölgesel güç dengesi üzerindeki rolünü farklı bir alana taşırken, Hindistan’ın ÇinTürkiyePakistan eksenli olası ekonomik iş birlikleriyle yeni bir karşı boyut kazanmasına da zemin hazırlayabilir. Bu gelişmeler; Türk Devletleri Teşkilatı, Türkiye ve Orta Doğudaki jeopolitik ve ekonomik dengeleri derinden etkileme potansiyeline sahiptir. Avrupa ile Asya arasındaki üretim ve lojistik zincirlerinde Türkiyenin jeostratejik önemi daha da artmaktadır.

Bu bağlamda, Çinin alternatif üretim merkezleri oluşturma stratejisinİ ortaya koyması gerektiği , sürecin ne denli stratejik bir zeminde ilerlediğini göstermektedir.

Yeni eksen, Türkiyenin yalnızca bir geçiş hattı değil, aynı zamanda sanayi ve teknoloji ortağı olarak konumlanmasının önemini ortaya koymaktadır. Türkiye, üretim odaklı yeni küresel ekonomik sistemde, merkez ülkelerden biri olma potansiyelini bu dönüşümle birlikte daha görünür hale getirmektedir.

Mehmet BOZKUŞ

Stratejist / Siyaset Bilimci

Yorum gönder