Mehsa Mehdizade: Çağrı ve Not İran’a Tahrandan mı Tebriz’den mi bakmalıyız
Mehsa Mehdizade: Çağrı ve Not İran’a Tahrandan mı Tebriz’den mi bakmalıyız
İran’ın Kaosunda Azerbaycanlılar Kuzey Azerbaycanlıların Güney Azerbaycan meseleleri ve bölgede yaşananlara dair gösterdikleri hassasiyet beni derinden etkiliyor ve bunu son derece kıymetli buluyorum. Sağ olsunlar.
Meseleyi büyük ölçüde doğru okuyorlar ve gelişmelere Tebriz merkezli bakmaya çalışıyorlar. Ancak özellikle altını çizmek istediğim çok önemli bir husus var: Bugün çok ciddi bir enformasyon ve algı savaşı yaşanıyor ve bu savaşta İran’da yaşayan Azerbaycanlılar büyük ölçüde yalnız bırakılıyor.
Bu yalnızlık sadece görünürlükle ilgili değil; bilginin nerede üretildiği, kimler tarafından süzüldüğü ve hangi mutfakta pişirildiğiyle doğrudan ilgilidir. Türkiye’de çok değerli analistler, gazeteciler ve aydınlar var. Fakat üzülerek söylemeliyim ki, bunların önemli bir kısmı meseleyi fars merkezli, Pahlavi çevrelerinin ya da İran içinde gerçek bir toplumsal karşılığı olmayan grupların sponsor olduğu medya üzerinden takip ediyor.
Bu da Güney Azerbaycan gerçeğinin, başkalarının perspektifinden ve çoğu zaman çarpıtılarak aktarılmasına yol açıyor. İran’ı sosyolojik olarak tanımak zaten çok zordur; bu zorluk çoğu analizde yeterince hesaba katılmıyor. Bugün gerek ana akım medyada, gerek sosyal medyada, gerekse düşünce kuruluşlarında Güney Azerbaycan meselesinin doğru okunması ve doğru aktarılması için kolektif bir sorumluluğa ihtiyacımız var.
Özellikle Batılı ya da dış güçlerin sponsor olduğu, ciddi finansmanla görünür kılınan anlatıların otomatik olarak “doğru” kabul edilmesi son derece tehlikelidir. Görünür olan her şey gerçek değildir. Açık konuşmak gerekirse, mevcut kaosun kısa vadede sona ereceğine dair iyimser değilim.
Çünkü Tahran devleti sorunları çözmek yerine bastırmayı, susturmayı ve ertelemeyi tercih ediyor. Zaman zaman göreli bir sakinlik oluşsa da bu, sorunların ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, belli bir noktadan sonra mesele daha sert ve daha karmaşık aşamalara evrilebilir. Artık birçok şey kırılmış durumda. Öyle tarihsel bir eşikteyiz ki, yağmurdan çıkıp doluya yakalanma riskiyle karşı karşıyayız:
Görmezden gelinebiliriz, üzerimiz örtülebilir, bedel ödeyip hiçbir kazanım elde edemeyebiliriz. Bugün İran’da, toplumda gerçek bir karşılığı olmayan bazı çevreler, tüm ülke adına konuşuyormuş gibi etkide bulunmaya çalışıyor. Sahadaki gerçeklikle bu söylemler arasında ciddi bir kopukluk var.
Tam da bu nedenle bugün Türkiye ve Azerbaycan’daki aydınlara, akademisyenlere ve kanaat önderlerine her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Bu ihtiyaç sadece Türkiye ve Azerbaycan’la sınırlı değil; dünyanın her yerindeki vicdan sahibi insanlara yöneliktir.
Ben meseleye özellikle Tebriz–Bakü–Ankara hattı üzerinden bakıyorum. Çünkü Güney Azerbaycan bölgesinin Türkiye ile yaklaşık 700 kilometre, Azerbaycan ile ise 760 kilometre sınırı vardır. Bu mesele yalnızca Tebriz’den okunamaz; ama şunu net söyleyebilirim ki Tahran merkezli bir bakışla hiç okunamaz.
Tahran perspektifi, bu coğrafyanın gerçekliğini anlamaktan uzaktır. Bir diğer önemli noktayı da özellikle vurgulamak isterim. “Amerika yaptı”, “İsrail yaptı”, “Amerika İran’ı parçalamak istiyor” gibi söylemlerin tek başına açıklayıcı bir analiz çerçevesi olarak sunulmasını doğru bulmuyorum. Ancak bu, Amerika’yı ya da İsrail’i aklamak anlamına da gelmez. Aksine, şunu açıkça ifade etmek gerekir:
Yıllardır ekonomik olarak ağır bedeller ödeyen, siyasal temsilden yoksun bırakılan, baskı altında yaşayan bir ülkede, halkın özgürlük ve demokrasi mücadelesi ABD ve İsrail gibi güçler tarafından da çıkarları doğrultusunda istismar edilmektedir.
Bu güçlerin amacı demokrasi ya da özgürlük değildir; var olan kırılganlıkları kendi jeopolitik hesapları için kullanmaktır. Bu durum son derece acı vericidir. Asıl kaosu büyüten ve İran’ı içten içe parçalayan şey, dış müdahaleden önce, orada yaşayan insanların gerçek sorunlarını perdeleyen, inkâr eden ve bastıran yönetim anlayışıdır.
Dış aktörler bu kırılgan zemini sadece fırsata çevirir. Yani bu tablo bir neden değil, bir sonuçtur. Elbette yaşananların tamamı bizim kontrolümüzde değildir; hiçbir zaman da olmayacaktır. Ancak kendi bakış açımızı doğru kurmak bizim sorumluluğumuzdur.
Biz Tebriz merkezli bakıyoruz ve Tebriz’e sahip çıkmak zorundayız. Bu, bizim için hayati bir meseledir. Unutulmamalıdır ki Güney Azerbaycan meselesi sadece kültürel ya da etnik bir konu değildir. Bu mesele Türkiye açısından aynı zamanda jeostratejik ve siyasi bir öneme sahiptir. Konuyu basitleştirerek yalnızca “İran parçalanıyor”, “Amerika parçalamak istiyor”, “İsrail yaptı” düzlemine indirgemek hem yanlış hem de uzun vadede bizim zararımıza olacak bir yaklaşımdır. Bu nedenle çağrım nettir:
Türkiye’de Güney Azerbaycan meselesini doğru okuyan, sahayı tanıyan, Tebriz’den bakabilen ve bunu doğru şekilde aktarabilen insanlara ihtiyacımız var. Bu bir duygusal talep değil; tarihsel, stratejik ve insani bir zorunluluktur.
Dr. Mehsa Mehdizade Uluslararası İlişkiler Uzmanı



Yorum gönder