Cemil Hasanlı: İran Milli Kahramanı Muhammed Musaddık: Petrolün ve Onurun Hikayesi
Dostlar sık sık soruyorlardı: İran’daki Musaddık hükümeti hakkındaki kitabınızı nereden alabiliriz? Artık adresi belli: Qanun Yayınevi ve Ali ile Nino kitap ağından temin edebilirsiniz. Muhtemelen yakın günlerde diğer kitapçılarda da olacaktır.
Dedektif romanı gibi bir kitaptır; tarihi bir dedektif hikayesi. Musaddık’ın hayat hikayesini bir roman gibi okuyacaksınız. Coğrafi, tarihi ve kültürel açıdan İran bize çok yakın olsa da, ne yazık ki uzak Amerika hakkında bildiklerimiz, komşumuz İran hakkında bildiklerimizden çok daha fazladır.
Muhammed Musaddık bir İran milliyetçisiydi. Bugün İran’da yeniden iktidara talip olan Pehlevilerin ülkeden ilk kaçışı, tam da onun iktidarı döneminde gerçekleşmişti.
Bugün olduğu gibi 20. yüzyılın ortalarında da İran petrolü dünya siyasetinin parlayıcı maddesine dönüşmüştü. Musaddık’ın petrolü millileştirmesi, Soğuk Savaş’ın ilk petrol kriziydi. Onu araştıranlardan biri haklı olarak şöyle yazar: “Doktor Musaddık için petrol; hayatın, umudun ve özgürlüğün tecessümüydü.”
Ve bir de bizim daha yakından tanıdığımız Tude (İran Halk Partisi) ile ilgili muammalar var. Musaddık’a göre Tudeciler gerçek komünist değillerdi; onlar Sovyetlerin İran’ı kontrol altında tutma aracıydı.
Stalin ise Musaddık’ı “Amerika’nın oyuncağı olan burjuva milliyetçisi” olarak görüyordu. Bu doktrine uygun olarak Tahran’daki Sovyet Büyükelçisi İvan Sadçikov Moskova’ya şöyle yazıyordu: “Musaddık; ihanet, kurnazlık ve ikiyüzlülüğün inanılmaz bir sembolüdür.”
Tahran’daki Türkiye Büyükelçisi Ali Türkgeldi, Musaddık’a Amerikalılar hakkındaki fikrini sorduğunda o, şu cevabı vermişti: “Gayet iyi adamlardır, lakin onlar da sömürü afyonunu tatmışlar.”
Aynı zamanda Eisenhower ve Churchill de onu “Tudecilerle gizli ilişkisi olan bir Moskova adamı” olarak görüyordu. CIA ile bağlantılı dini-klerikal çevreler ise halk arasında şu şayiaları yayıyorlardı: “Eğer Musaddık iktidarda kalırsa; Sepah Meydanı’na Stalin’in, Baharistan Meydanı’na Marx’ın, 24 Esfand Meydanı’na Lenin’in heykelleri, Rah-Ahan Meydanı’na ise Malenkov’un büstü dikilecek.”
Ayetullah Behbehani’nin evinde toplanan hattatlar, İran’ın tanınmış ulemalarına Tude Partisi adına kırmızı mürekkeple yazılmış tehdit mektupları gönderiyorlardı. Mektuplarda şöyle deniyordu: “Yakında hepinizi kendi sarıklarınızla ipe dolayıp sokaklardaki elektrik direklerine asacağız.” Mektupların altına da “Hizb-i Tude-yi İran” imzası atılıyordu.
Ancak rakipleri bile Musaddık’ın bir halk adamı olduğunu itiraf ediyordu. 1951 yılında onu “Yılın Adamı” ilan eden meşhur Time dergisi, onun karakterini şöyle tasvir ediyordu:
> “Bir İngiliz iç çekerek diyordu ki: ‘Biz güvenilir bir alçakla iş yapabiliriz. Ama dürüst bir fanatikle nasıl iş kurabilirsin?’ Musaddık dindar değildir ve nadiren camiye gider. Ancak evinde veya parlamentodaki hücresinde, tıpkı inancının kurucusu gibi sert kurallarla yaşar; az yer, sadece iki takım elbisesi vardır ve şoföründen bile daha iyi giyinmeyi sevmez.”
>
Musaddık tam bir halk adamıydı. İktidara geldiğinde torunu, devlet bursuyla Avrupa’da okuyan İranlı öğrenciler arasındaydı. Başbakan olduktan sonra attığı ilk adımlardan biri, öz torununun devlet bursunu kesmek ve oğlunu bakan yardımcılığı görevinden almak oldu.
Tertemiz bir adamdı Musaddık. Beytülmala (devlet hazinesine) tenezzül etmez, onu göz bebeği gibi korurdu. İran petrolünü sadece yabancı işgalcilerin değil; şah ailesinin, rüşveti ve yolsuzluğu hayat tarzı haline getirmiş İranlı memurların elinden alıp halka verdi. Ama ne acıdır ki, bizzat o petrolün kurbanı oldu.



Yorum gönder