Zhanat Momynkulov: İran’daki Dini-Siyasi Rejim Korunacak mı? ABD Müdahale Edecek mi?
Yaptırımlar altındaki İran’ın mali-ekonomik ve su-enerji krizi 2009, 2019 ve 2022 yıllarında büyük kalkışmalara dönüşmüştü; şu anki 2026 yılı durumu ise bu derin krizlerin mantıksal bir devamı niteliğindedir. Buna ek olarak, İsrail ve ABD’nin geçen yıl bölgede yürüttüğü askeri-siyasi hamleler, İran’ın yayılmacı pozisyonuna ve (direniş kabiliyeti) prestijine ağır bir darbe vurdu. Eğer önceki grev ve eylemlere esasen yoksul işçi sınıfı öncülük ettiyse, mevcut gerilimlerde tüccarlar (“bazari”), gençler ve orta sınıf temsilcileri aktif rol alıyor. Bu durum, İran toplumunun sosyal tabanının kötüleştiğini ve protesto yapısının değiştiğini göstermektedir.
Yani jeopolitik baskıdan kaynaklanan ekonomik kriz, kademeli olarak iç siyasi krize dönüştü. Siyasi rejim ve kalkınma modeli durgunluğa girdi; teokratik sistemin Batı ve küresel düzenle uyum sağlayamayıp çatışması, yönetim kaynaklarının zayıflamasına yol açtı. Dinci klerikallerin siyasi gücü, hem ülke içinde hem de bölgede pragmatizmden ziyade ideolojik bir katılığa dayanıyor. İran, Şii devrimiyle kurulan bir “İslam Cumhuriyeti” olarak Orta Doğu’da uzun yıllar boyunca çok pahalı ve verimsiz bir bölgesel politika yürüttü. Arap ülkelerinin büyük bir kısmı İran’ı stratejik bir rakip olarak algılıyor.
İran halkı da ülkenin bölgesel dış politikasına ve ekonomik kararlarına tepki gösteriyor. Son aylarda İsrail ve ABD’nin İran’a doğrudan değil ama sistematik bir baskı uygulaması, İran’ın vekil (proksi) yapılarının zayıflaması ve bilişim-siyasi saldırıların yoğunlaşması iç huzursuzluğun dinmemesine neden oldu. Ancak burada mesele sadece demokrasi talebi değildir; İran halkı her şeyden önce ülkenin büyük gelişim potansiyeline rağmen toplumun yoksullaşmasına, uluslararası izolasyona ve yönetim sisteminin verimsizliğine karşı çıkıyor.
İnternetin kesilmesi ve sert güç kullanımı; iktidar dikeyinin sarsılmaya başladığını hisseden rejimin radikal adımlar attığını gösteriyor. Bilgi izolasyonu yoluyla ayaklanmanın detaylarını dış dünyadan gizlemek ve iç kamuoyuna protestocuları “yabancı ajanlar” olarak sunmak, eskiden beri kullanılan bir yöntemdir. Bu durum, rejimin tamamen çöktüğünü değil, krizi yönetirken sadece kaba kuvvete başvurmak zorunda kaldığını gösterir. Genel olarak, halk ayaklanmalarında interneti kapatma ve ateş açma yöntemi “yabancı bir tecrübe” mi yoksa yerel eğitmenlerin bir yöntemi mi sorusu doğuyor.
Benim kanaatime göre, İran’ın güvenlik birimleri tamamen iktidarın yanında durduğu sürece rejimin hızla yıkılması pek olası değildir. Ancak kan dökülmesi protestoları geçici olarak bastırsa da krizin temel nedenlerini ortadan kaldıramaz. Bu sebeple gerilim, belirli bir süre sonra tekrar güçlenebilir. İktidarın toplum önündeki meşruiyeti zayıflamış olsa da siyasi elit nezdindeki hukuki varlığı değişmedi.
ABD’nin pozisyonuna gelince; Washington’ın İran’daki krize doğrudan askeri müdahale olasılığı düşük görünüyor. Trump’ın son açıklamaları, her şeyden önce siyasi ve psikolojik bir baskı aracıdır. ABD, İran’a karşı askeri bir operasyondan ziyade yaptırımlar, diplomatik izolasyon ve enformasyon desteğiyle etki etmeyi tercih etmektedir. Topyekûn bir savaş senaryosu hem bölge hem de ABD için çok tehlikelidir. Dışarıdan bir saldırı olursa, iktidar toplumu kendi etrafında kenetleyebilir.
Yine de ABD’nin rejimin sert tutumunu yumuşatmak, rejimin niteliğini ve formatını değiştirmek üzere İran siyasi elitiyle müzakereler yürütmesi ve çeşitli baskılar kurması muhtemeldir. ABD askeri müdahalesi ihtimal dahilinde olsa da ne tür bir askeri operasyonun gerçekleştirileceğine dair henüz kesin bir karar yoktur.
Önümüzdeki dönemde birkaç senaryo mümkündür:
1. İktidar için en uygun senaryo: Güç kullanarak protestoları kademeli olarak bastırıp rejimi korumak. Dini bir karakteri olan bu derin siyasi ideoloji öyle kolayca yok olmayacaktır.
2. Krizin derinleşmesi senaryosu: Trump’ın manevi desteğiyle protesto dalgalarının sıklaşması ve elit içi bölünmelerin artması. Şimdiye kadar böyle bir ayrışma yaşanmadı. Bu senaryoya göre ABD, etkili bir siber-askeri operasyonla İran’ın kilit askeri isimlerini hedef alarak rejim gücünü kırmayı amaçlayabilir. İran’daki reformistlerin, siyasi rejimin gelecekteki hali konusunda Trump ile anlaşması ihtimal dahilindedir.
3. En muhtemel senaryo: İktidar protestoları bir nebze bastırdıktan sonra, dış güçlerin baskısıyla kapalı bir anlaşmaya varıp kısıtlı “sosyo-ekonomik tavizler” içeren bir “reform paketi” ve iyileşme vaat ederek zaman kazanmaya çalışacaktır. Yakın zamanda Hamaney’in yerine geçecek olan yeni dini lider adayının netleşmesi ve açıkça telaffuz edilmesi muhtemeldir.
Her halükârda, siyasi değişimler yaşanmadığı sürece İran eski haliyle kalamaz. Dış politikada pragmatik bir değişim olmadıkça yaptırımlar sürecektir. Dolayısıyla ekonomik çöküş, gençlerin ve toplumun baskısının artması ve siyasi güvenin kaybolması önümüzdeki dönemde protestoların daha da sıklaşmasına yol açacaktır. Rejim hemen yıkılmasa bile, İran toplumu büyük bir dönüm noktasına yaklaştığını açıkça göstermiştir. İran halkı, dökülen kana ve baskılara rağmen sesini ve özgürlüğe olan milli arzusunu dünyaya duyurmuştur. Bu nedenle siyasi rejim, gelecekte toplumun taleplerine göre dönüşebilir ya da protestolara tepki olarak daha da sertleşip tarihin akışıyla meşruiyetini tamamen yitirebilir.



Yorum gönder