Ahvaz saldırısı ve 88. kuruluş yıldönümünde Suudi Arabistan!

Rus uzman: Aliyev ve Nazarbayev SSCB’nin başına geçseydi ülke dağılmazdı

İranı ahvazda kim vurdu ?

İdlib anlaşmasına Amerika təhlükəsi

ZEYTİN DALI HAREKÂTI İLE İLGİLİ İRAN’IN TUTUMU

Gündem, İran, Türkiye 24 Şubat 2018
339

Prof.Dr. Selçuk DUMAN

İran; Türkiye, Rusya ve ABD gibi Suriye’de fiili anlamda bulunan ve 2011 yılından itibaren Türkiye’nin Suriye yönetimine yönelik politikası nedeniyle Esat üzerinden Türkiye ve İran arasında bir tampon bölge olarak Suriye’ye yerleşen bir ülkedir.

İran’da politik planlar her ne kadar mezhep üzerinden yapılıyor gibi görünse de aslında; İran’ın bölgedeki hakimiyetini pekiştirmek ve muhtemel rakip olabilecek devletleri yıpratmak, hatta mümkünse etkisizleştirmek için yapılır.

Bu anlamda İran için bölgede rakip görülen ülkeler; Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye’dir.

İran’ın dış politikasında her ne kadar ABD, İsrail karşıtlığı gözlense de aslında bu devletlere karşıtlığı bile bu ülkelerin İran yerine Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye ile ilişkili olmaları ile doğrudan alakalıdır.

Çünkü İran’da bulunan Fars yönetimi 1925 yılından günümüze şu ya da bu şekilde emperyal ülkelerle yürüttüğü başarılı işbirliği sayesinde ayakta kalmakta ve bölgede etkili bir devlet olarak her şeye rağmen hayatını parçalanmadan devam ettirmektedir.

Türkiye’nin 2002 sonrası geliştirdiği politikalarda ihvan merkezli bir yaklaşımın gözlenmesi ve bölgede Türkiye’nin 2016 yılına kadar ciddi anlamda yıpranması nedeniyle İran bu dönemde Türkiye’nin bu faaliyetlerinden bırakın rahatsız olmayı ciddi anlamda memnun olmuştur.

Çünkü Türkiye’nin bu politikaları nedeniyle bölgede etkisizleşmesi, Mısır’ın darbe sonrası tamamen ABD’nin güdümüne girmesi ve Suudi Arabistan’daki kral değişimi ile ABD ve İsrail’in etkisinin artması nedeniyle İran ambargo uygulanan, ciddi ekonomik ve sosyal sorunları olan ve içerisinde ciddi anlamda tartışmalar yaşanan bir ülke olmasına rağmen gerek Irak ve gerekse Suriye’ye yerleşmiş ve bu ülkelerin merkezi yönetimlerini yönetebilecek konuma yükselebilmiştir.

Ancak Türkiye’nin 15 Temmuz 2016 tarihinde çoklu dış istihbaratların desteklediği FETÖ darbesini bertaraf etmesi ve akabinde içerisindeki terör yuvalarını ve teröristleri etkisiz hale getirmesi İran’ı tedirgin etmiştir.

Özellikle Türkiye’deki iktidarın Türk Milliyetçileri ile olan yakınlaşması ve Türk Milleti’nin menfaatleri doğrultusunda dışarıya yönelik adımlar atmaya başlaması da İran’ı rahatsız eden durumlardır.

Şöyle ki; Türkiye Irak’ta merkezi yönetimle anlaşarak ve bölgedeki Türkmenleri destekleyerek gerçekten başarılı bir politika ile fiili bir müdahale de bulunmadan Irak’ta ABD ve İsrail destekli oluşacak Barzanistan’ı engellediği gibi Türkmenlerin örgütlü bir hale gelmeleri ve silahlı bir güce dolaylı da olsa ulaşmaları nedeniyle kalıcı bir çözüm ortaya çıkmıştır.

Ancak bu Türkmen etkinliği Türkiye’den İran’a bağlı Batı Azerbaycan Eyaleti’ne kadar uzanması, İran’ı ciddi anlamda rahatsız ettiği için Barzani yönetimi ile görüşmeye başlamıştır.

Çünkü İran için birinci tehdit Türk tehdididir. Barzani gibi emperyalistlerin etkisi ile oluşan yapılanmaları her şekilde gerektiği zaman etkisiz hale getirebileceğini bilmektedir.

Türkiye’nin Fırat Kalkanı Harekatı ile Suriye’de etkili olması ve yerleşik düzene geçmesi ve akabinde Zeytin Dalı Harekatı ile Kuzey Suriye’den Irak sınırına kadar ulaşacağını resmi ağızlardan açıklaması İran’ı daha da endişelendirmiştir.

Çünkü bu harekatla birlikte bir hilal gibi Türkmen bölgeleri birleştirilecek ve İran çepe çevre sarılacağı gibi İran’da bulunan ve sayıları 35 milyona ulaşan Türkleri de heyecanlandıracağı için İran bu konuyu ulusal anlamda riskli gördüğü için Türkiye’nin bu harekatının başarısız olması ve Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki etkisinin ortadan kaldırılması için adımlar atmaktadır.

Bu anlamda bu harekat boyunca İran vatandaşı olan bazı Kürt kökenli milletvekilleri ve Kürt kökenli din adamları kullanılarak Türkiye’nin Kürtlere yönelik bir operasyon yaptığı ve Kürtleri yok etmek istediği yalanını BM dahil uluslararası platformlarda politik propaganda aracı olarak kullanmaktadır.

Diğer yandan İran, Suriye’de milislerini kullanarakj Türkiye’nin Suriye’deki operasyonunu proveko etmeye çalışmaktadır.

Bütün bu gerçekler ışığında Türkiye’nin yapması gereken Irak ve Suriye yönetimleri ile sıkı bir işbirliği sürecini başlatmaktır. Mümkün olursa bu işbirliği askeri ittifak antlaşmalarına kadar ulaştırılmalıdır.

Yorumlar