Zeynep Aybüke CAN: SSCB’nin Afganistan Müdahalesi ve Bu döenmde Türkiye – SSCB İlişkileri
SSCB’nin Afganistan Müdahalesi ve Bu döenmde Türkiye – SSCB İlişkileri
Giriş
İkinci Dünya savaşı yıllarında tarafsızlığını koruyan Afganistan, Soğuk Savaş yıllarında Pakistan’ın ABD tarafında yer alması, SSCB ile yakınlaşmasına neden olmuştur. Bu dönemde Bağdat Paktı ile CENTO çerçevesinde Pakistan ile İran’a yapılan ekonomik ve askeri yardımlar, Afganistan’ı gittikçe Batı bloğundan uzaklaştırmıştır. Bu durumda Sovyetler Birliği ile iletişimini güçlendirmiş ve müttefiğinden çeşitli yardımlar temin etmin etmiştir. Birlik, ekonomik yardımın aynında askeri öğrencilerini Sovyet Harp okullarına göndererek burada eğitim alamalarını sağlamıştır.
İkinci Dünya Savaşı döneminde Afganistan yönetiminde, Kral Muhammed Zahir Şah bulunmaktaydı. Savaşın sona ermesiyle, amcası Muhammed Haşim Han, devlet yönetimini ele almış Zahir Şah ise, 1963’te Başbakan Davut Han’ın istifasını talep ederek demokratikleşme sürecini başlatmıştır. İstifadan bir yıl sonra 1964’te yeni bir anayasa ilan edilmiş ve ülkede meşruti monarşi hakim olmuştur. Bu dönemde kurulan partiler arasında öncelikle “Afganistan Demokratik Halk Partisi” (ADHP) yer almaktadır. İdeolojik olarak sol temelinde örgütlenmiş, liderleriğini Nur Muhammed Taraki, Hafızullah Emin ve Babrak Karmal yapmıştır. Özellikle Emin ve Karmal Afganistan’ın SSCB’ile yakın ilişkiler kurulmasının önemi ile alakalı açıklamaları bulunmuştur.
1. Müdahalenin Arka Planı
Sol ideolojiye sahip ADHP’nin Marxist/Leninst fikirlerin toplumda yayılmaya başlaması halkın tepki göstermesine neden olmuş muhafazakar ideolojiye sahip üniversite öğrencilerini Afganistan’ı İslami yönetime kavuşturma amacı etrafında birleşmeye başlamıştır. Böylece 1970 yılında komunizmi benimseyen Sovyetler Birliği ile yakınlıktan rahatsız olan muhafazakar liderler Kabil’de toplanmaya başlanmışlardır. Hükümet, halk içerisindeki huzursuzlukları uzlaşma yoluyla çözmek için görüşmeler yürütmüş ancak bu görüşmeler sonuçsuz kalmıştır. 1973 yılına gelindiğinde eski Başbakan “Davud Han”, ülkede darbe gerçekleştirerek parlamenter monarşiye son vermiş ve Cumhuriyeti ilan etmiştir. Orduda sol ideolojideki askerlerin ADHP üyelerinden oluşması Kruşçev liderliğindeki Sovyetler Birliği’nin, yeni yönetimi desteklemesini sağlamıştır. Davud Han, iktidarlığının başlarında ülke içinde sol ideolojidekileri desteklerken rakiplerini baskı altında tutan bir politika izlemesi toplum içindeki huzursuzluğun ve çatışmaların artmasına neden olmuştur. Davud Han, 1975’te “Ulusal İnkılap Partisi’ni” (Hizb-i İnqilâb-i Millî) kurmuş diğer siyasi partilerin etkinliklerini durdurmuştur. Zamanla gerilimin şiddetlenmesiyle muhafazakâr kesimlerin desteğini elde etmek amacıyla solcu liderleri tutuklama yoluna gitmiş ve ADHP partisinin kurucu liderlerinden Hafızullah Emin, 27 Nisan 1978’de “Saur Darbesi” adı altında devrimi gerçekleştirerek Davud Han rejimine son vermiştir.
Bu dönemde islami liderlerin öldürülmesi devam etmiş bu durum, halkın huzursuzluğunu körüklemiştir. 1979’da Sovyetlere yakın konumda olan “Babrak Karmal” Cumhurbaşkanı olarak ülke yönetimine geçmiştir. Komünizme karşı tutum izleyen halk, birleşerek İslami Direniş Örgütlerini kurmuş ülke içindeki gerilim tırmanarak devam etmiştir. Ülkedeki huzursuzluk ortamı derinleşirken Karmal, SSCB’den yardım talebinde bulunmuştur. Ayrıca bu dönemde, Amerika’nın Afganistan’daki hükümet karşıtı İslamcı Mücahitleri teçhizat desteği sağlayarak silahlandırması da Sovyetler Birliği’nde jeopolitik kaygılara yol açmış Afganistan’a müdahalesine neden olmuştur.
Operasyon kararı, 5 Aralık 1978 tarihli Sovyet-Afgan “Dostluk, İyi Komşuluk ve İşbirliği Antlaşması’nın 4. Maddesi ve BM Şartı’nın 51. Maddesi uyarınca (devletlerin dış saldırılara karşı öz savunma hakkı – о праве государств на самооборону от внешней агрессии ) ve Afgan liderliğinin askeri yardım talepleri doğrultusunda uygulanmıştır. Sovyet Savunma Bakanı Dmitriy Ustinov’un 24 Aralık 1979 tarihli talimatı doğrultusunda, Sovyet askerlerinin konuşlandırılması ve önemli tesislerin güvenliğini sağlamaları amaçlandığı duyrulmuştur.
2. Müdahaleye Uluslararası Gelen Tepkiler ve Türkiye’nin Politikası
SSCB’nin Afganistan müdahalesi öncesinde Türkiye’deki siyasal ortam 1974 yılında gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekatı’nın etkilerinin güçlü bir şekilde hissedildiği dönemdir. Bu dönemde ABD’nin güçlü silah ambargosuna maruz kalmış olması Türkiye’de güvenlik kaygılarına neden olmuş ve Sovyetlerlediplomatik görüşmeler başlatılmıştır. Eylül 1975’te Büyükelçi Rodionov Türkiye’yi ziyaret etmiş ardından 25 Ocak – 6 Şubat 1976’da Sovyet birliklerinin Gürcistan ve Ermenistan’da icra ettiği “Kafkas” isimli tatbikata Türkiye’den askeri uzmanlar çağırılmıştır. 1978 yılında ise Sovyet Genelkurmay Başkanı
Mareşal Ogarkov Türkiye’ye gelerek görüşme gerçekleştirmiş ve silah yardımı yapabileceklerini açıklamıştır. İkili arasında diplomatik temaslar devam ederken Başbakan Ecevit 21- 25 Haziran 1978’de SSCB’yi ziyaret etmiştir. Ardından Türkiye 28 Nisan 1979’da Sovyet uçak gemisi “Kiev”’in Boğazlardan geçmesine izin vermiştir.
Müdahalenin başladığı gün Türkiye’den de tepkiler gelmeye başlamış dönemin CHP Başkanı Bülent Ecevit, Milliyet gazaetesinde: “Kaygı verici olaylardır ancak resmî herhangi bir bilgi almış değilim. Şu anda size bilgi verecek durumda değilim, gelişmeleri takip ediyorum” sözlerine yer verilmiştir.
Bu dönemde uluslararası alanda hakimeytini sürdüren Soğuk Savaş dönemi ve ideolojik yarış gereği müdahaleye en sert tepki ABD tarafından gelmiştir. Aynı zamanda Sovyetler Birliği’nin etki alanını genişleterek komunizmin yayılmasını tehdit olarak algılayan Çin ve Pakistan da bu müdahaleye karşı politikalar geliştiren önemli aktörler arasında yer almışlardır. Bu durumda bölge kısa sürede küresel güçlerin mücadele alanına dönüşmüştür. Ayrıca, Afganistan’daki direniş hareketi dini bir hüviyet ile bağdaştırılarak sadece savaşın tarafında olan ve akademi ve siyaset yapıcılarla birlikte “Cihad”, muhalif grupların ise “Mücahit” olarak tanımlanmıştır.
ABD, ülkenin hürriyetini kazanmak için Afgan halkına her türlü yardımın yapılacağını belirterek SALT II Anlaşması’nın senatoda onaylanmasını reddetmiştir. Sovyetlere karşı çeşitli ambargolar uygulamaya konmuştur. Ayrıca Haziran 1980’de Moskova’da düzenlenecek olan olimpiyatları iptal etmek için de birçok girişimde bulunmuştur. Afganistan ile aynı sınırı paylaşan Pakistan, komunizmin bu kadar yakınına kadar gelmesi ve Hindistan tehditine karşı ABD ile uzlaşma yoluna gitmiştir. Müdahalenin ardından Ziya ül-Hak Afganistan işgalini kınayan bir açıklamada bulunurken Çin ise BM’ye başvurmuş Sovyet askerlerinin Afganistan’dan çekilmesini talep ettiğini açıklamıştır. İşgali kınayan bir diğer ülke olarak İran öne çıkmıştır. Hatta İran, içindeki Hazara ve Şiilerin Sovyet etkisinden kurtulmalarını istediğinden bu gruplara müdahale karşısında destekte bulunmuştur.
Türkiye’nin bu işgale tutumu ise mensup olduğu NATO bloğuna ters düşmeyecek şekilde gelişmiştir.Ankara, bu doğrultuda ilk olarak müdahaleyi kınayan br açıklamada bulunmuştur. Ardından Afgan hükümeti ile ilişkiler dondurulmuş ve işgalin sonuna kadar ilişkilerde çözünme görülmemiştir. Türkiye’nin Pakistan ile diplomatik ilişkisi bu dönemde devamlılık göstermiş ve 1980 yılında Celal Bayar’a karşı darbe gerçekleştirerek başa gelen Kenan Evren, 1981’deki ilk yurt dışı gezisini Pakistan’da gerçekleştirmiştir. Ziyaret sonrasında ise Afganistan’dan Pakistan’a Sığınan Türk Soylu Göçmenlerin Türkiye’ye Kabulü ve İskanına Dair Kanun Tasarısı” milli güvenlik konseyi tarafından kabul edilmiştir.
Özbekleri ve Türkmenleri içeren başkanlığında Abdülkerim Mahdum’un yardımcılığını Azad Beg’in yaptığı Kuzey Afganistan İlleri İslam Birliği Türkiye ile görüşmeler gerçekleştirmiştir. Sözü geçen kanun tasarısı ile 4500 Türk soylu Afgan göçmen Türkiye’ye yerleştirilmiştir. 1987 yılında iktidara Necibullah geçmiş, SSCB lideri Gorbaçov’un desteği ile ülkedeki idelojik savaşı sonlandırmak için girişimlerde bulunmuştur. Birleşmiş Milletler (BM) gözleminde Cenevre’de gerçekleşen müzakerelerin ardından 15 Şubat 1988 tarihinde ise Sovyet askerlerin çekmesi ile işgal dönemi kapanmıştır.
Soğuk Savaşın hakim olduğu uluslararası sistem Türkiye iç konjuktürüne sağ sol davaları şeklinde yansımıştır. Bu bağlamda Türkiye’den Afganistan’a gönüllü olarak gidenler motivasyonlarını ideolojik temelden aldıklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Anti-komunizm söylemini ilerleterek “Cihad” fikrinin gerçekleştirme hedefi doğrultusunda gönüllü savaşçılar Afganistan’da yerlerini almışlardır.
3. Türkiye’nin SSCB ile olan İlişkileri
1952’de Türkiye’nin NATO üyeliği başlamış bundan sonraki dönemlerde aralıklarla ikili ilişkiler devam etmiştir. Bu dönemde Kıbrıs meselesi bağlamında “Johnson Mektubu” gibi gelişmeler ABD’den uzaklaşmaya neden olurken Türk Dış Politikasında çok yönlü siyaset izlenerek SSCB ile özellikle ekonomik ve siyasal ilişkilerin geliştirilmesi için adımlar atmıştır. 1965-1980 tarihleri arasında işbirliği dönemi başlamıştır.
Öyle ki bu tarihte Sovyetler Birliği Komite Başkanlığı, “Türkiye ile ilişkileri kökten iyileştirme” politikasını benimsemiştir. Bu, dönemin Dışişleri Bakanı A.A. Gromyko ve G. Erkin arasında Kasım 1964’te imzalanan anlaşmaların geliştirilmesini amaçlamaktaydı. Bu bağlamda Türk siyasi ve ekonomik figürleriyle müzakerelerin sıklaştırılması, ticari ilişkilerin geliştirlmesi (hidroelektrik ve metalurji alanlarında büyük projelerin hayata geçirilmesi ve Türkiye’ye petrol ve petrol ürünleri tedarik edilmesi) vb. projeler önerilmiştir. Bu dönemde Türkiye ile geliştirilen iyi ilişkiler Rusya’nın Cezayir, Suriye ve BAC’deki konumunu güçlendirmesi açısından önem taşımıştır. Ortadoğu’daki stratejisinin yanında Akdeniz’deki mevcudiyetini de pekiştirmek isteyen SSCB, Karadeniz Filosu’nun (gelecekteki 5. OPESC) özel bir birleşik harekât timi oluşturulmasına karar vermişti. 1965 yılına gelindiğinde bu filo 28 denizaltı, 24 su üstü gemisi ve 37 yardımcı gemiden oluşmuştur.
Sovyet Başbakanı Aleksey Nikolayeviç Kosigin tarafından 20-27 Aralık tarihleri arasında 1966’da Türkiye’ye ziyaret gerçekleşmiştir. Bu ziyaret, bir Sovyet Başbakanının Türkiye’yi ilk kez ziyareti olması nedeniyle ve Türk-Sovyet ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuştur. Ziyaret, 25 Mart 1967’de imzalanan ekonomik ve teknik işbirliği anlaşmasının temelini oluşturmuştur. Kosigin’in ziyareti sırasında yapılan görüşmeler ve müzakereler ikili arasında ekonomik işbirliğini genişletmiş ve Türkiye ile SSCB arasındaki sınırın dostluk ve barış sınırına dönüşmesine yardımcı olmuştur. 5 Mart 1967 tarihli Türkiye-SSCB ekonomik ve teknik işbirliği gelişmeleri kapsamında Sovyetler Birliği desteği ile Türkiye’de birçok fabrika kurulmuştur: İskenderun Demir-Çelik Fabrikası 1970 yılında açılmıştır, Seydişehir Alüminyum Fabrikası, 1973 yılında açılmıştır. 2002 yılında özelleştirilmiştir, Aliağa Petrol Rafinerisi (1987 itibarıyla), 1972 yılında açılmış 2005 yılında özelleştirilmiştir, Bandırma Sülfürik Asit Üretim Tesisi 1972’de faaliyete geçmiş 2002 yılında özelleştirilmiş ve 2004 yılında kapatılmıştır. Artvin Lif Levha Üretim Tesisi 1975 yılında açılmıştır. Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye sağladığı teknik, mali ve ekipman desteğiyle kurulmuş bu fabrikalar Türkiye’nin sanayileşmesine önemli katkılar sağlamıştır. Aynı zamanda bu destek, iki ülke arasındaki ekonomik iş birliğinin somut bir göstergesi niteliği taşımıştır.
SSCB’nin 1979 yılında başlattığı Afganistan’a müdahalesi Türkiye tarafından olumsuz bir gelişme olarak karşılansa da Türkiye tek taraflı bir tepki göstermemiş NATO bünyesinde diplomasi yürütmüştür.Bu sırada Türkiye’de gerçekleşen 12 Eylül darbesi sonrasında SSCB yeni yönetime karşı son derece duyarlı yaklaşmış, ülke iç siyasetine tepki göstermemiştir. Aralık 1983 tarihinde Turgut Özal tarafından kurulan ilk sivil hükümetin Dışişleri bakanı Vahit Halefoğlu’nun eski Moskova büyükelçisi olmasıyla SSCB’yle sınırın düzenlenmesine ilişkin hükümetin imzaladığı anlaşma ilk anlaşma olmuştur. Bir sene sonra 18 Eylül 1984 tarihinde imzalanan “Doğal Gaz Antlaşması” iki ülke arasındaki ilişkilerde dönüm noktası olmuştur. İki yıl süren müzakerelerin ardından imzalanan ticari anlaşmalar ikilinin iş birliği için yeni fırsatlar ortaya çıkarmıştır.
1990’lı yılların başında iktidarda olan Mihail Gorbaçov, uyguladığı Perestroyka ve Glasnost gibi Batı yanlısı reformlar SSCB’nin dağılmasını hızlandıran faktörleri oluşturmuştur. Rusya, bu dönemde bir yandan birliği muhafaza etme çabasında bulunurken diğer yandan, Kafkasya ve Orta Asya bölgelerindeki çatışmalarla odaklanmak zorunda kalmıştır. Batı’ya karşı daha ılımlı politiklar yürüten Mihail Gorbaçov, Türkiye ile de ilişkilerin güçlü seviyede devam etmesi için gerekli müzakereler gerçekleştirmiş 1992 yılında da ikili arasında “Dostluk, İyi Komşuluk ve İşbirliği Antlaşması imzalanmıştır”.
1975-1990 yılları arasında Türkiye-Sovyet ilişkileri, Soğuk Savaş ve bölgesel güvenlik kaygılar ve ekonomik zorunluluklara rağmen pragmatik bir denge siyasetinin izlendiği dönem olarak özetlenebiiilmektedir. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası ABD’nin uyguladığı silah ambargosu, Türkiye’yi Moskova ile ilişkilerinönünü açmıştır. 1978’de Sovyet Genelkurmay Başkanı Mareşal Ogarkov’un Ankara ziyareti sonrasında ve Başbakan Bülent Ecevit’in Moskova ziyaretinde imzaladığı “Siyasi İşbirliği Belgesi”, bu yakınlaşmanınen öenmli göstergeleridir. Ancak 1979 sonunda gerçekleşen Sovyetlerin Afganistan müdahalesi ve Türkiye’deki 1980 askeri darbe, siyasi ilişkilerin önünü tıkamıştır. Siyasal ve askeri olarak ilişkiler durma noktasına gelmiş olsa da ticari ilişkiler devamlılığını korumuş bu dönemde, “Doğal Gaz Anlaşması imzalanmış ve ardından ekonomik ve teknik işbirlikleri kurularak Türkiye’de birçok fabrikanın açılımı gerçekleşmiştir. Bu dönem, 1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin dağılmasına kadar sürecek olan, karşılıklı ekonomik işbirliğine dayalı istikrarlı birilişkiyle tanımlanabilmektedir.
Zeynep Aybüke Can


Yorum gönder