Zeynal Emreliyev: Lanetli Teokrasi: Trump, İranı Gerçek Bir Devlete Dönüştürebilecek mi?
ABD’de, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ve oğluna yönelik bir suikast planı hazırlandığı öne sürülüyor. Haberlere göre Amerikan yönetimi, İran’ın nükleer silah elde etmemesi şartıyla uranyumu “sembolik düzeyde” zenginleştirmesine izin verebilecek bir teklifi değerlendirmeye hazır.
Axios’un, adı açıklanmayan bir danışmana dayandırdığı haberine göre bu durum, Washington ile Tahran arasında sınırlı da olsa bir uzlaşma ihtimali doğuruyor. Ancak aynı zamanda ABD Başkanı Donald Trump’a, İran’ın Dini Lideri’ne doğrudan suikastı da içeren askeri seçeneklerin sunulduğu belirtiliyor. Bu senaryolar arasında, Hamaney’in olası halefi olarak görülen oğlu Mücteba’nın etkisiz hale getirilmesi de yer alıyor.
Bu çerçevede Trump’ın Hamaney’e bir tercih sunduğu ileri sürülüyor: Ya nükleer silah programından vazgeçmek ya da oğlunu riske atmak. Bu yaklaşım, Trump’ın “korku yarat, ardından pazarlık yap” taktiğine benzetiliyor. İran’ın uranyumu düşük oranlarda (örneğin yüzde 3–5) zenginleştirmesine izin verilmesi, Tahran’ın “nükleer güç” iddiasını zayıflatmayı ve ülkeyi ekonomik açıdan daha bağımlı hâle getirmeyi amaçlayan bir manevra olarak değerlendiriliyor. Trump’ın, selefi döneminde sonuç alınamayan bir dosyada İran’ı kendi şartlarıyla masaya oturttuğunu göstermek istediği yorumları yapılıyor.
Öte yandan, Hamaney ve oğlunun hedef alınmasına ilişkin plan iddiaları, ABD’nin İran’daki mevcut düzenin değil ama sistemin değişmesini arzuladığı şeklinde yorumlanıyor. Washington’un, “Trump Putin’le, Şi’yle, Macron’la konuşabiliyor; onlar devlet başkanı. İran’da ise Pezeşkiyan’la konuşabiliyor ama o gerçek anlamda devlet başkanı değil. Asıl sorun, Trump’ın Hamaney’le doğrudan konuşamaması” yönündeki değerlendirmeleri, ABD’nin ya muhatap olabileceği bir ismi devletin başına getirmek ya da mevcut cumhurbaşkanını fiili devlet liderine dönüştürmek istediği iddialarını güçlendiriyor. Bu da İran’daki “velayet-i fakih” sisteminin sorgulanması anlamına geliyor.
Geçmişte Mahmud Ahmedinejad, Hasan Ruhani ya da İbrahim Reisi gibi isimlerin görevde olduğu dönemlerde Washington’un böyle bir dönüşüm beklentisi içinde olmadığı belirtiliyor. Mevcut Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın da sistemin içinden gelen ve Hamaney’in onayıyla göreve gelmiş bir isim olduğu hatırlatılıyor. Aksi takdirde, Muhammed Bakır Galibaf ya da Dini Lider’e yakınlığıyla bilinen Said Celili gibi rakipleri geride bırakmasının zor olacağı ifade ediliyor.
Bununla birlikte Pezeşkiyan’ın görece daha liberal görüşlere sahip olduğu, Batı ile diyaloğa açık bulunduğu, savaştan yana olmadığı ve özellikle Devrim Muhafızları’nın (SEPAH) siyasi-bürokratik kanadına mesafeli durduğu ileri sürülüyor. ABD’nin, onunla bir uzlaşma zemini bulabileceğine ve İran’ı daha az teokratik, daha liberal bir yapıya yönlendirebileceğine inandığı yorumları yapılıyor.
Ancak böyle bir senaryonun kolay olmayacağı açık. Olası bir dönüşüm sürecinde Pezeşkiyan’ın hem rejimin dini-siyasi kanadının hem de ekonomik-askeri gücü elinde tutan yapının hedefi hâline gelebileceği belirtiliyor. Hamaney sonrası dönemde kapsamlı bir tasfiye süreci yaşanması ve sistemin yeniden yapılandırılması ihtimali dile getiriliyor. Bunun gerçekleşebilmesi için ise temel şartın, ABD ile İran (ya da İran’ın yeni yönetim yapısı) arasında bir uzlaşmanın sağlanması olduğu ifade ediliyor.
Zeynal Emreliyev



Yorum gönder