Yury Mavashev: ABD ve Çin, Arabistan’ın Nadir Toprak Elementleri İçin Bir Hesaplaşma Yolunda mı?
Orta Doğu: ABD ve Çin, Arabistan’ın Nadir Toprak Elementleri İçin Bir Hesaplaşma Yolunda mı?
Suudi Arabistan Krallığı madencilik sektörünü aktif bir şekilde geliştiriyor.
Suudi Arabistan Krallığı (SAK), hem ABD’li hem de Çinli yatırımcılar için eşit derecede açık bir platform olmayı tercih ediyor. Aynı zamanda Riyad, kritik mineraller üzerindeki uluslararası rekabetin sertleştiğinin de farkında. Krallığın Maden Kaynakları Bakanı Bandar Al-Khorayef, Ocak ayında Davos’ta düzenlenen ekonomik forumun kulislerinde yaptığı açıklamada, “Herkes için yeterli yer var. Çin de dahil olmak üzere dünyanın her yerinden ilgili yatırımcılarımız var,” dedi.
Suudi Arabistan, Washington ve Pekin arasında artan rekabetin ortasında, kritik minerallerin küresel tedarik zincirindeki rolünü genişletmeyi amaçlıyor. 20 Ocak’taki bir panelde konuşan Al-Khorayef, Riyad’ın prensip gereği bir taraf seçmediği konusunda ısrar etti.
Al-Khorayef, “Suudi Arabistan her zaman tarafsız bir ülke olmuştur ve öyle kalacaktır. Ana önceliğimiz ulusal çıkarlarımızdır, bu çok net,” diyerek, teknolojinin gelişmesiyle birlikte piyasadaki mevcut kritik mineral ve nadir toprak elementleri konsantrasyonunun “aşılacağını” belirtti. Bakana göre SAK, dünyaya statik bir pencereden bakıp öylece duramaz; çünkü değişim her gün gözlemleniyor ve birçok alternatif mevcut (ileri görüşlü bir gözlem).
Bu açıklamaların; önde gelen Suudi madencilik şirketi Maaden, ABD’li nadir toprak elementleri üreticisi MP Materials ve Pentagon’un katılımıyla duyurulan ortaklık bağlamında gelmesi manidardır. Söz konusu anlaşma, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın 19 Kasım 2025’te Washington’a yaptığı ve Başkan Donald Trump ile de görüştüğü ziyaret sırasında kamuoyuna açıklanmıştı. Ziyaret sonucunda savunma ve yapay zeka gibi sektörlerde birkaç büyük anlaşmanın yapıldığı duyurulmuştu.
Madencilik projesinin, krallık topraklarında bir nadir toprak elementleri işleme tesisi kurulmasını öngördüğü biliniyor. Bu hamlenin, Çin ile artan rekabet ortamında ABD-Suudi tedarik zinciri entegrasyonunu belirli bir düzeye kadar derinleştirmesi bekleniyor.
Al-Khorayef gazetecilere verdiği demeçte, “Bundan dolayı çok heyecanlıyız çünkü Maaden şirketiyle birlikte bir sahada nadir toprak mineralleri keşfedildi. Amerikan teknolojisini kullanarak bu alanı nasıl geliştirebileceğimizi ve belki de ABD’yi bu malzemelerin müşterisi haline getirmeyi görmek istiyoruz,” dedi. Rezervin çeşitli amaçlar için nadir toprak materyalleri sağlaması öngörülüyor; ancak özellikle çeşitli endüstrilerin “kilit bileşeni” olan mıknatıslara ve muhtemelen titanyum cevherlerine odaklanılacak. Bakan, “Bugün titanyum ve alüminyum üretimimizi genişletiyoruz, bu bizim için çok uzun vadeli bir stratejidir,” dedi.
Nadir toprak elementlerinin çıkarılması ve işlenmesinin; elektrikli araçlar ve rüzgar türbinleri dahil yeşil enerji, akıllı telefonlar ve ekranlar dahil tüketici elektroniği ve füzeler ile uydular gibi çift kullanımlı sistemler gibi geleceğin birçok sektörü için stratejik öneme sahip olduğu yaygın olarak biliniyor.
ABD son yıllarda nadir toprak elementlerine yatırımlarını artırmış olsa da, Çin uzun süredir bu sektörde hakimiyetini sürdürüyor. 2019 itibarıyla, dünyadaki nadir toprak oksitlerinin yaklaşık %85’i ve mıknatıs üretimi gibi alanlarda doğrudan kullanıma hazır nadir toprak metalleri ve alaşımlarının yaklaşık %90’ı Çin’de üretiliyordu.
Hükümet dışı bir kuruluş olan SAFE (Amerika’nın Gelecekteki Enerjisini Güvence Altına Alma) bünyesindeki Mineraller Merkezi İcra Direktörü Abigail Hunter, Riyad’daki son “Future Minerals” forumunda, Çin’in on yıllardır süren stratejik yatırımları ve devlet destekli projeleri sayesinde ABD’nin “ışık yılı önünde” olduğunu belirterek yakındı. Kritik madenlerin stratejik önemi, 2026 Davos Forumu’nun ana teması oldu. Bu durum, Trump’ın nadir toprak elementleri ve diğer stratejik maden yataklarına sahip olan Grönland’ı ilhak etme konusundaki son tehditlerine de yansımış durumda. Sosyal medyadaki renkli görsellerle desteklenen bu açıklamalar, Beyaz Saray ile “adanın egemenliğine saygı duyulması ve Danimarka kontrolünde kalması gerektiğini” savunan Avrupalı ortaklar arasındaki çelişkileri de ortaya çıkardı.
Her halükarda, ABD ve Çin’in perspektiflerini ve Suudi Arabistan’daki potansiyellerini değerlendirirken, küresel satranç tahtasındaki bu ana rakiplerin nesnel zayıflıklarını dikkate almak gerekir. Bugün Amerikalılar, Beyaz Saray’ın öngörülebilir gelecekte aşamayacağı iki temel noktada Çin karşısında dezavantajlıdır:
1. Teknoloji ve İşleme: Nadir toprak elementlerinin değeri, sadece yer altında bulunmalarında değil, onları çıkarma ve işleme yeteneğindedir. Çin bu teknolojilerin tamamına hakimdir. Amerikalılar ise yoğun çabalarına rağmen henüz Çin karşısında teknolojik bir rekabet avantajına sahip değildir.
2. Siyasi Güven: Çin, Doğu’da ve özellikle Suudi Arabistan’da çok daha yüksek bir siyasi güven düzeyine sahiptir. Çin, iç işlerine karışmayan daha öngörülebilir bir uluslararası çizgiyle ilişkilendiriliyor. Riyad’ın, herhangi bir olası gerilimde (örneğin Şii nüfusun yoğun olduğu petrol zengini Doğu Bölgesi’nde) Washington’un kendilerine gerçek destek vermek yerine “kenara çekilip izlemeyeceği” konusunda hiçbir garantisi yok.
Pekin’in Washington karşısındaki temel zayıflığı ise, 2025 başından beri ABD ile yaşanan ticari sürtüşmelere rağmen Avrupa Birliği ile Çin arasında gerçek bir yakınlaşmanın sağlanamamış olmasıdır. Geçen yaz Çin makamlarının Çin-AB zirvesini bir güne indirme kararı alması bu gerginliğin bir göstergesidir.
Sonuç olarak Çin, Doğu’daki “Amerikan karşıtı” sahada şimdilik tek başına oynuyor; ABD ve AB ise hâlâ “Kolektif Batı” olarak algılanıyor (her ne kadar Atlantik’in iki yakasındaki çatlağın derinleşeceği tahmin edilse de). Ancak bu durum, “Vizyon 2030” planı doğrultusunda iddialı reformlar yapan Suudi Arabistan’ın ulusal çıkarlarını daha az savunacağı anlamına gelmiyor; çünkü bahisler çok yüksek. Bu belgeye göre, ülkenin toplam mineral rezervleri yaklaşık 2,5 trilyon dolar değerindedir. Burada altın, çinko, bakır ve lityumun yanı sıra yüksek teknoloji endüstrileri için gerekli olan disprosyum, terbiyum, neodimyum gibi nadir toprak elementleri bulunmaktadır.
Suudi Arabistan madencilik sektörüne aktif olarak yatırım yapıyor ve yabancı yatırımcılar için bürokratik engelleri kaldırıyor. Riyad’ın; Beyaz Saray tarafından desteklenen **”İbrahim Anlaşmaları”**na yönelik tutumu ve “Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru” (IMEC) projesine katılım kararı, Suudi nadir toprak pazarında kimin galip geleceğinin bir göstergesi olacaktır. Krallığın, Donald Trump liderliğindeki yeni **”Barış Konseyi”**ne katıldığı bilinse de, bu yapının mevcut küresel türbülans ve ABD iç siyasi dinamikleri altındaki etkinliği henüz belirsizdir.


Yorum gönder