KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Rusya
  4. »
  5. Vitaly Naumkin: Kazakistan: Avrasyacılık mı Türk milliyetçiliği mi? Yoksa her ikisi de mi?

Vitaly Naumkin: Kazakistan: Avrasyacılık mı Türk milliyetçiliği mi? Yoksa her ikisi de mi?

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 12 dk okuma süresi
26 0

Kazakistan’da bu ayın başında meydana gelen olaylar, ülkenin Orta Asya cumhuriyetleri arasında en istikrarlı ve müreffeh olarak kabul edilmesinden dolayı herkes için sürpriz oldu. Bununla birlikte LNG fiyatlarına yapılan iki kattan fazla zam, daha sonra ülkeyi sarsan, kolluk kuvvetleri ve ordu mensupları da dahil olmak üzere ölümlerle sonuçlanan ayaklanmalara dönüşen kitlesel protestoları kışkırtmaya yönelik yapılmış kasıtlı bir eylemmiş gibi göründü. Ülkenin ekonomi başkenti Almatı, onlarca bina ve mekanın yağmalandığı ve tahrip edildiği olayların merkezi haline geldi. Son tahminlere göre ülkede yaşananların neden olduğu zarar 2 ila 3 milyar dolar arasında.

Genelde komplo teorilerine katılmam. Burada da protesto hareketinin ilk başta kendiliğinden başladığına ve ancak daha sonra, kendisine çeşitli yıkıcı güçler katıldığında siyasi sloganların eklendiği örgütlü bir harekete dönüştüğüne inanıyorum. Peki, bu yapılar aracılığıyla ülkede iktidarı ele geçirme misyonu mu belirlendi? Ancak bazı Rus uzmanlar da şunu soruyor: Öfkeli kalabalıklar hükümet binalarını korumaları ve sadece işgal etmeleri gerekirken neden vahşice yaktılar, tahrip ettiler ve yıktılar?

Kazak yetkililerin iddialarına göre yabancı ülke vatandaşları ayaklanmalarda aktif rol oynadılar. Birçok uzman da -rolleri halen soruşturuluyor olsa da- bundan şüphe duyuyor. Son günlerde yönetimin organları tarafından tutuklanan on binlerce kişi (yalnızca Almatı şehrinde iki bin kişi tutuklandı) arasında söz konusu yabancıların olup olmadıklarını ve sayılarını bilmiyoruz. Kazakistan hükümetinin olayların başlangıcında dünyanın gözü önünde sergilediği zayıflık ve safları arasındaki dağınıklık diğerleri gibi bir sürprizdi. Bu durum, Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’i 5 Ocak’ta terör tehdidinin üstesinden gelmek için Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ne (Rusya, Beyaz Rusya, Ermenistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Kazakistan’ı içerir) başvurmaya zorladı. Barışı koruma birlikleri şaşırtıcı bir hızla oluşturuldu ve Kazakistan’a nakledildi. Birlikler 9 Ocak’a kadar Kazakistan’daki konuşlanmalarını tamamladılar ve Baykonur Uzay Üssü de dahil olmak üzere önemli hükümet tesislerini güvence altına aldılar. Bu, devletin güvenlik aygıtına bağlı ve isyancılarla savaşmak için gönderilen bin 600 unsurun görevlerine odaklanmalarına olanak tanıdı. Nitekim Cumhurbaşkanı Kasım Tokayev 10 Ocak’ta yaptığı açıklamayla anayasal düzenin yeniden sağlandığını duyurdu. Ancak barışı koruma unsurları kendilerine verilen yetkilere sıkı sıkıya bağlı kalarak çatışmalara bizzat katılmadılar. Yine de birçok Batılı medya kuruluşu barışı koruma operasyonunu “müdahale” olarak nitelendirdi. Oysa söz konusu operasyon, yüzlerce Rus turist ve misafirin yanı sıra diğer bazı yabancı ülke vatandaşlarının Rus nakliye uçaklarıyla ülkeden tahliye edilmesine olanak sağladı. Hatta ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken tipik, diplomatik olmayan nezaketsiz üslubuyla barış gücü askerlerinden bahsederken “Ruslar evinize bir kere girdi mi çıkarmak çok zor olabilir” dedi. Halbuki çıkarması asıl zor olanlar ABD Dışişleri Bakanı’nın kendi devletinin vatandaşları. Örnekleri de halen mevcut: Irak ve Suriye.

Her halükarda bu açıklamada görülen kıskançlığın nedeni anlaşılabilir. Ruslar, dost bir devletin talebi üzerine savunmaya yardım etmeye geldiler, misyonlarını çabucak yerine getirdiler ve çabucak da gidecekler. Kaldı ki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ne (KGAÖ) bağlı barış güçleri 13 Ocak’ta korumaları altındaki mevkileri Kazak kolluk kuvvetlerine devretmeye başladılar. KGAÖ kuvvetlerinin operasyonunun tamamlandığı duyuruldu. Rusya Savunma Bakanlığı, KGAÖ barış güçlerinin ülkelerine dönme sürecinin Kazak tarafıyla iş birliği içinde yürütüldüğünü ve 19 Ocak’ta sona ereceğini bildirdi.

Bana öyle geliyor ki Tokayev bu günlerde güçlü, iradeli, iktidarı kontrol altına alabilen, ulusu harekete geçirebilen ve dostlarına güvenen bir lider olduğunu gösterdi. Hükümeti görevden almaktan ve onunla anlaşarak Nazarbayev’i Ulusal Güvenlik Komitesi başkanlığı görevinden alıp yerine geçmekten, reformlar açıklamaktan, krizin sorumlularının cezalandırılacağını ve hızla yeni bir hükümetin kurulacağını duyurmaktan korkmadı. Bu yaptıkları yurt dışında anlayışla karşılandı. Sadece Washington dışında. ABD, Tokayev’in KGAÖ’ne yönelmesini ve uluslararası hukuka tamamen uygun olan yardım talebini kınadı. Devlet kurumlarına saldıran isyancılarla diyalog çağrısında bulundu. Tokayev, teröristlerle müzakere edilecek bir şey olmadığını söyleyerek diyalog çağrısını kesin olarak reddetti. Londra’nın tutumu ise dengeliydi. Her ülkenin müttefiklerini seçme hakkı vardır. Tokayev’in izlediği kendine güvenli yol, Rusya dahil Kazakistan’ın müttefikleri ve dostlarında olumlu karşılık buldu.

Ankara tarafından kurulan (yakın bir zamanda Şarkul Avsat’ta hakkında bir yazı yazmıştım) Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nde önemli bir rol üstlenmek de dahil olmak üzere, Kazak devletinin son zamanlarda belirgin bir şekilde kendisiyle yakınlaştığı Türkiye’nin pozisyonu Kazakistan’da her zamanki gibi yakından takip edildi. O zamanlar bile Rus analistler Kazakistan siyasetinde iki eğilim arasındaki çatışmaya dikkat çekmişlerdi: Moskova liderliğindeki Avrasya eğilimi ile Ankara liderliğindeki Türk eğilimi. Yine de Kazakistan’da ülkenin dış ilişkilerini çeşitlendirme yaklaşımında ısrar ediliyor. Türk medyası ocak ayının başlarında patlak veren olayların başlangıcında tarafsız haberler yaptı. Ardından bazı değerlendirmelerde Tokayev’in hamleleriyle ilgili olumsuz tonlar baskın gelmeye başladı.

Tokayev ve Nazarbayev arasında bir ihtilaf olduğundan söz ediliyor. Tokayev’in Kremlin’in has destekçisi olduğu, Nazarbeyev’in ise bağımsız Kazakistan’ı temsil ettiği iddiası dillendirilir oldu. Rusların ülke nüfusunun sadece beşte birini oluşturmasına ve ayrıca birçok Kazak vatandaşının Rusçayı Kazakçadan daha iyi bilmelerine rağmen Kazakistan Cumhurbaşkanı halka Rusça hitap etmekle bile suçlandı. KGAÖ güçleri ülkeye girdiğinde birçok Türk yazılı basın organı Kremlin’in olaylardaki parmağından ve barışçıl protestoların bastırılmasına planlı katılımından bahsetmeye başladı. Aşırı milliyetçi medya organları, Ankara’yı Kazakistan’da kararlı arabuluculuk girişimlerinde bulunmaya çağırdı. Aksi takdirde “Rusya’nın bu ülkede uzun süre tutunacağı” belirtildi. Ancak Sergey Lavrov’un da 14 Ocak’ta Moskova’da düzenlediği basın toplantısında vurguladığı gibi; Ankara’dan KGAÖ’nün yürüttüğü barışı koruma harekâtı ile ilgili resmi düzeyde olumsuz bir tepki gelmedi.

Pratik olarak Moskova ve müttefiklerinin kardeşçe yardımı ve barışı koruma güçlerinin doğru davranışı Moskova ile Nursultan arasındaki ilişkileri güçlendirdi ve ekonomik iş birliğini derinleştirmek için yeni ufuklar belirledi. Bununla birlikte yanlış anlaşılan unsurlar da var. Ancak bunlar genel olarak ilişkilere gölge düşürmüyorlar. Aşırı milliyetçi Kazak seçkinlerini ve Rus karşıtı bir eğilimi temsil ettiği için Moskova’da tamamen reddedilmesi gereken Askar Umarov’un yeni hükümette Enformasyon Bakanı olarak atanması da bu unsurlar arasında. Umarov’un daha bakan olmadan önce Rusya’ya yönelik açıklamaları genellikle saldırgan ve aşağılayıcıydı. Sovyetler Birliği’nin faşizme karşı kazandığı zaferin yıl dönümünde şu söyledikleri buna örnek gösterilebilir:

“Herkes anlaşılmaz bir zafer bayramını kutlarken, votka içip sarhoş olurken, onlara yabancı bir savaştan dönmeyen talihsiz atalarımızı dualarla anın. Onlar acaba kime karşı ve ne kazandılar?”

Bu sözleri, Rusya ve diğer Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkeleri için kutsal bir mücadele olan faşizme karşı kurtuluş savaşıyla ilgili yorumunda sarfetti.

Bu atamadan sonra eski Rusya Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Yevgeny Primakov’un torunu olan BDT İşleri Federal Ajansı (Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın bir parçası) Başkanı Yevgeny Primakov, Telegram kanalında, ajansın bu tür görüşlere sahip bir bakanla çalışmayı ve iletişim kurmayı reddettiğini duyurdu. Diğer yandan Rus Federal Uzay Ajansı “Roscosmos” Başkanı Dmitry Rogozin, Umarov’a Baykonur Uzay Üssü’nü ziyaret etmemesini tavsiye etti. Çünkü orada hoş karşılanmayacağını belirtti. Daha sonra Rusya Dışişleri Bakanlığı Resmi Sözcüsü de Umarov’un açıklamalarını kınadı.

Başkanlığın tepkisi ise daha yumuşak oldu. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Basın Sözcüsü Dmitry Peskov, Umarov’un atanmasıyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, Rusya’nın yeni Kazakistan Bakanlar Kurulu’nun tüm üyeleriyle çalışmaya hazır olduğunu söyledi. Bakan Umarov’un daha öncekilere göre değil yeni görevinde yapacağı açıklamalara göre değerlendirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

Tokayev’in yeni hükümeti kurarken ülkedeki çeşitli siyasi güçler arasındaki dengeyi dikkate almaya çalıştığı aşikar. Öyle ya da böyle, çok yönlülük Kazakistan’ın dış politikasının ana ilkesi olmaya devam edecek gibi görünüyor. Hem Avrasyacılığın hem de Türkçülüğün (veya Turancılığın) etkili savunucuları bulunuyor.
Vitaly Naumkin
Rusya Bilimler Akademisi ve Doğu Bilimleri Enstitüsü Bilim Direktörü

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.