SƏRKİSYANIN İSTEFASINDAN KEÇƏN 1 İLDƏ YENİ DETAL NƏDİR?

Rusya’nın yıldız oyuncusu: Türkler dünyanın en iyi taraftarları!

AB KARŞITI İKEN AVRUPA PARLAMENTOSU İÇİN YARIŞMAK

Ukrayna’da, Poroşenko devlet başkanlığı koltuğunu kaybetti

ÜSKÜDAR SELİMİYE CAMİİNİN CEPHANE VE MÜHİMMAT DEPOSU OLARAK KULLANILMASI

Gündem 3 Kasım 2018
155

Osmanlıyı bitiren savaşların en büyüklerinden 93 Harbi (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı) sırasında Ruslar Ayastefanos’a (günümüzün Yeşilköy’ü) kadar gelmişlerdi. Savaş süresince Balkanlarda yaşayan Türklerin büyük bir kısmı evlerini, barklarını, çiftini, çubuğunu terk edip can havliyle Rusların önünden kaçmışlardı. Edirne’den öteye İstanbul önlerine yığılan göçmen kitlesi Büyükçekmece’de durdurulmuş, akrabalarının yanına gidebilenler, firaren İstanbul’a girebilenlerin haricinde çoğunluğu Güney Marmara’ya yerleştirilmişti. Osmanlının savunma ve savaş gücü kalmayınca Rusların İstanbul’a girmesi an meselesi olmuş, devlet ricali tarafından Sultan II. Abdülhamid’in haremiyle birlikte Konya’ya veya İç Anadolu’da daha korunaklı bir şehre gitmesi önerilmişti. Sultan Abdülhamid bizzat savaşmayı göze alıp bu teklifi geri çevirmişti ama sonuçta anlaşma yoluna gitmeyi tercih etti.

3 Mart 1878’de Ayastefanos Anlaşması çok ağır şartlar dayatılmasına rağmen imzalandı. Uluslararası dengeyi tamamen Rusların lehine değiştiren bu anlaşmaya Düvel-i Muazzama’nın tepkisi çok sert oldu. İmzalanan anlaşma yürürlüğe girmeden Berlin Kongresi toplandı ve 13 Temmuz 1878’de oradaki anlaşmayla dengeler korunmaya çalışıldı. Tabii ki Mart-Temmuz arasında Rus Ordusu İstanbul’un yanı başında mevzilerini terk etmeden durumun alacağı şekle göre hareket etmeyi bekliyordu.

İşte bu sıralarda İstanbul’da heyecan had safhadadır. 19 Nisan 1878 tarihli ve Nusret (muhtemelen Çerkes Nusret Paşa) mühürlü bir jurnalde yaşanan telaşın izleri görülüyor. Jurnalde İngiltere ile Rusya’nın Berlin’e giden yolda görüşmeleri kesilirse Rus Ordusu’nun İstanbul’a saldırı emri aldığı bildiriliyor. Rus subaylarının gerek tebdil-i kıyafetle gerekse resmi üniformalarıyla İstanbul’un sokaklarında serbestçe gezerek keşif faaliyetleri yürütmelerine bir çare bulunması talep ediliyor.

En can alıcı husus Tophane’de bulunan cephane ve mühimmatın, geceleyin karşı yakaya, Üsküdar’da Selimiye Camii’ne nakledilmesidir. Böylesine tarihi bir caminin mühimmat deposu olarak kullanılması hemen yanında Selimiye Kışlasının bulunmasından kaynaklanmıştır. Muhtemelen tek bir yere cephane ve mühimmat yığılması durumunda sabotaja maruz kalınırsa tahribatın büyüklüğü düşünülerek bu durumun korkutucu olduğu vurgulanmıştır.

Bu savaşta Balkanlarda birçok caminin arpa-buğday-cephane deposu olarak kullanılması dolayısıyla tahrip olduğu ve Berlin Anlaşması sonrasında kurulan Bulgaristan Prensliği devrinde bu camilerin izi-bucağı kalmadığı kayıtlıdır. Üsküdar Selimiye Camiinin ne kadar süre depo olarak kullanıldığını henüz tespit edemediysem de çalışmalarım sürmektedir.

Belgede renkli işaretlenen kısım:
«Geceleri Tophane’den mühimmat ve cephanenin Üsküdar’a naklolunduğu ve yalnız Selimiye Cami-i Şerifi’ne konulduğundan muhataradan salim olmadığını Üsküdar ahalisinden bazı asdıka haber vermiş olduğu. »
Sinan Çuluk

Yorumlar