Kabardey-Balkar Cumhuriyetinde Türkler ve Kabardeyler Arasında Gerginlik

Поставка С-300 в Сирию повысит безопасность в регионе, считает эксперт

Siber Güvenilir Bir Türkiye Olmak Çok Mu Zor!

Rusya İsrail’i vurmaya hazırlanıyor!

Uluslararası Koruma Kapsamında Türkiye’de ki Suriyeliler

Gündem 15 Mayıs 2018
77

Bilindiği üzere 16 Aralık 2013 Tarihinde imzalanan Türkiye ve AB Arasında Vize Serbestisi Diyaloğu Mutabakat Metni ve Geri Kabul Andlaşması’na göre herhangi bir üçüncü ülke vatandaşı, Türkiye üzerinden, kaçak yollarla Avrupa ülkelerinden birine giriş yaptığı tespit edilerek,; söz konusu AB ülkesi tarafından yakalanırsa Türkiye’ye geri gönderebilecektir. Türkiye de, andlaşma gereği bu kişileri kabul etmek zorunda olacaktır. Yine bu kişiler; ülkelerine geri dönene kadar Türkiye’de barındırılacaktır. Hal böyle iken, Türkiye’nin, özellikle 1951 Sözleşmesi’ne, “Avrupa ülkeleri dışındaki ülkelerden gelecek kişilerin mülteci olarak kabul edilmeyeceğine dair” koyduğu çekincesi imzalanan geri kabul andlaşmaları ile bir nevi kaldırılmış olmaktadır. Yine de, coğrafi sınırlama çekincesinin, kağıt üzerinde kalmış mevcudiyeti dahi Avrupalı Devletler tarafından Türkiye’yi eleştiriye maruz bırakmıştır. Türkiye bu düzenlemelere imza koyarken ve taraf olurken çekincelerini dile getirmiş ve tüm dünyaya bu çekincelerini uluslararası anlaşmaların çerçevesini aşmadan Deklarasyon ile ilan etmiştir. Egemen bir devlet olarak bu hak, Türkiye’nin en doğal hakkıdır. Türkiye coğrafyasına yakın bulunduğu çatışma alanlarındaki devletlerin halklarına kapılarını açarak, taraf olduğu uluslararası andlaşmaların ve Avrupa müktesebatı uyum süreci içerisinde açılan başlıklarla ilgili yapılması gerekleri yerine getirmiştir. Türkiye son beş yılda sınırlarına özellikle Suriye’den topluca gelen sığınmacıları zaten ülkeye kabul etmiştir. Bu kişilere mülteci statüsü vermese dahi geçici koruma altına almıştır. Türkiye bu kişilere uluslararası geçici korumanın çerçevesinin dışına çıkıp ve hatta mültecilik statüsünün dahi çok üzerinde bir uygulamayla barınma imkanı sağlamıştır.
Elbette, realist düşünüldüğünde bir ülkenin kendi vatandaşlarına teslim ettiği haklardan hemen hepsinin farklı bir toplumda o ana kadar yaşamış kişilere de bir anda sağlanabilmesi olasılığı düşük bir ihtimaldir. Hepsinden önemlisi, devletler kendi vatandaşlarına öncelik vermek zorundadır. Ancak, insancıl hukuk bağlamında, konu değerlendirildiğinde, her insanın eşit şartlar altında yaşama hakkından yola çıkarak mültecilerin ya da sığınmacıların, sığınma talep ettikleri ülkelerde asgari haklardan faydalanmaları gerektiğinin de göz ardı edilmemesi gerekmektedir.
Belirli bir alanda farklı toplumlara mensup kişilerin, birbirleriyle entegre olabilmeleri sorunsalı ise, konunun asıl can alıcı noktalarından biri olarak değerlendirilmektedir.
Sınır güvenliği, kamu düzeni, ülkenin ulusal güvenliği konuları ülkeleri sığınmacı veya mülteciler konusunda temkinli hareket etmeye yöneltmektedir. Türkiye, son yıllarda gelişen ekonomisi nedeniyle, doğu sınırlarından ve Kuzey Afrika ülkelerinden gelen yasa dışı göçmenler için de artık bir hedef ülke haline gelmiştir. AB ülkeleriyle imzalanan geri kabul andlaşmalarıyla bu ülkelerin sınırlarının bekçisi konumuna düşürülmeye çalışılan ülkemiz, evvela kendi sınır güvenliğini sağlamak amaçlı önlemleri almak zorundadır. Toplumun, dışarıdan gelen bu insanlara bakış açıları ise, tamamen sosyolojik bir inceleme alanına yöneltmektedir. Farklı kültürlerden gelen insanların bir potada eritilmesi gibi bir anlayış reel politik etkenler de söz konusu olduğunda, yıllar sürecek bir süreçtir. Ancak, topluma uyum ve toplum tarafından kabul görme yalnız sığınılan ülke halkının çabaları ile de sonuç verebilecek bir olgu olmadığı düşünülmektedir. Devletin bu uyum süreci içerisinde, en etkin önlemleri harekete geçirip, bu önlemlerin uygulanabilmesi için de ilgili uluslararası kurumlarla işbirliğini sürdürmesinin önemli olduğunu vurgulamakta yarar görülmektedir.
Uluslararası koruma sağlamak, devletlerin ekonomik, sosyal veya kültürel şartlarını zorlayan bir uygulama olmaktan ziyade insani değerleri korumak ve insan hayatının önemini vurgulayan ve yaşama hakkını ön planda tutan bir uygulama olmak zorundadır. Uluslararası koruma statüsü verilirken özellikle geçici koruma uygulamasında sorumlulukların bir devletin sırtına yüklenmeyip yükümlülüklerin paylaşılması aşamasında tüm dünya devletlerinin üzerine düşeni yapması gerekmektedir. Vatansız kalmış kişilerin veya ülkesini koşullar gereği terk etmiş kişilerin yine geçici koruma kapsamında verilen uluslararası koruma statüsünde ülkede en fazla 3 yıl kalarak mülteci kabul eden üçüncü ülkelere gönderilmesi gerekmektedir. Ancak dünya da sadece üç ülkenin “ güvenli üçüncü ülke” olarak mülteci kabul etmesinden ve dünya genelinde mülteci sayısının giderek artması artık bu ülkelerin de kendi demografik yapısının olumsuz etkilenmesi nedeniyle mülteci kabul etmeme veya geçici koruma sağlayan ülkeye kişileri geri göndermesinden kaynaklı sıkıntılar doğmaktadır. Tüm bunların ışığında global bir hal alan dünyanın ulus devlet anlayışından sıyrılıyor olması iddiasında bulunan söylemlere rağmen görülüyor ki Avrupa başta olmak üzere dünya toplumları sınırlarının yabancı olarak nitelendirilen diğer devlet vatandaşlarına açılmasından çok da hoşnut değillerdir.
Z.DENİZ ALTINSOY
KAFKASSAM /ULUSLAR ARASI HUKUK UZMANI

Yorumlar