Türkiye’ye karşı Arap cephesi

Kaşif Kozinoğlu’nun ölümünden Fetö’nün altın çocuğu Zeki Güven’in ölümüne Ergenekon ve Balyoz kumpası!

Cumhurbaşkanına küfür eden Genelkurmay Başkanı kim?

Зачем Турция заигрывает с крымскими татарами

ufuk doruk: ingiliz en umulmadık perdenin arkasında çıkıveren kuklacının adıdır

Gündem 9 Aralık 2020
94

akdeniz’i kızıldeniz’e bağlayan süveyş kanalı 1859-1869 tarihinde fransız mühendis ferdinand de lesseps tarafından yapılmıştı.

fransa nüfuzuna ve menfaatine yarayışlı olduğu için kanal’ın yapılmasına karşı olan britanya, mehmet ali paşa’nın torunlarından müsrif mısır hidiv’i ismail’in kendine düşen hisselerini satmak zorunda kalması üzerine fırsatı kaçırmayacaktı.

zira britanya, 1875 tarihinde süveyş kanalı şirketi’nden yönetimde söz sahibi olacak kadar hisseyi satın alacaktı.

artık süveyş’in kontrolü britanya krallığındaydı …

süveyş; britanya krallığı’nın can boğazıydı, çünkü kanaldan en çok britanya-hindistan arası sefer yapan britanya gemileri geçiyordu. hindistan o tarihte britanya’nın en bereketli, en kâr getirici sömürgesiydi.

sadece hindistan da değil tabi, atlantik’ten cebelitarık boğazıyla akdeniz’e, akdeniz’den süveyş kanalıyla kızıldeniz’e, kıızıldeniz’den babelmendep boğazı’yla umman denizi’ne, umman denizi’nden hem doğu ve güney afrika’ya, hem hürmüz boğazı’yla basra denizi’ne de uzanan uzun bir su yolunun can boğazıydı süveyş…

britanya, görüntüde bir osmanlı toprağı olan mısır’da gittikçe daha etkin oluyordu, afrika için de, ortadoğu için de, hindistan için de olmak zorundaydı.

ve 1881 kahire’si…

mısır’ı yöneten mehmet ali paşa’nın torunlarından hidiv tevfik dönemi…

“mısır mısırlılar içindir” sloganıyla hareket eden kendi gibi iki asi arap albay, bin beş yüz adam ve 18 top ile hidiv tevfik’in sarayına yürüyen mısır yönetiminde etkin olan albay ahmet arabî ya da daha sonra bilinen adıyla urabi paşa gerek mısır yönetimindeki türk ve çerkez etkinliğine, gerekse mısır’da gittikçe yoğunlaşan ingiliz ağırlığına gösterdiği tepkiler mısır’da belli bir kesim üzerinde akis buluyordu. bu tepkiler büyük bir ayaklanmaya dönüşünce can boğazı tehlikeye giren britanya, 1882’de mısır’ı işgal etti…

“ister çalmak olsun, ister satın almak; mısır’da ilk ısıracağımız yer, kesinlikle bir kuzey afrika imparatorluğu’nun tohumu olacak ve bu imparatorluk, beyaz nil’in göl kaynakları olan bir başka victorya veya bir başka albert gölü sınırlarımızı dahil olana kadar ve ekvator üzerinden natal ve cape town ile birleşene kadar büyümeye devam edecek; güneyde transvaal ile orange river veya habeşistan veya zanzibar’ı da yolculuğumuz sırasında kumanya gibi yutacağımızı belirtmeye gerek bile yok” diyordu 1887’de osmanlı, türk ve müslüman düşmanı britanya başbakanı ihtiyar gladstone…

ingilizleri, türkleri ve çerkezleri mısır’dan atmak için ayaklanmaya önderlik eden urabi paşanın mısır’ın britanya işgaline bahane olması urabi paşa’nın eylemlerinde bir ingiliz parmağı var mı düşüncesini akla getirmemesi namümkündür.

zira; ziya gökalp’ın,

“nerede varsa bir ingiliz

orada ara kötülükten bir iz”

mısraları bir ön yargı da olsa şaşmaz bir hakikattir.

biraz araştırınca urabi paşa’nın yanında, yakınında bir dost olarak yazar, şair, diplomat, siyaset adamı bir oryantalist(ve muhakkak ki casustur) bir ingiliz’in olduğunu görünce hiç şaşırmadım.

wilfred s. blunt’tı bu …
belki de kendine göre haklı sebepleri de olsa samimi de olsa arabi paşa’yı gaza getirip ayaklanma çıkarmasına sebep olan ve ingiltere’nin bunu bahane göstererek mısır’ı işgal etmesinin zeminini hazırlayan blunt’tır.

edward said ; blunt için “on dokuzuncu yüzyıl oryantalistlerinin en anlayışlısıydı” dese de bence oryantalistlerin en tehlikelilerinden birisiydii dese de abduh, afgani ve arabi paşa gibi arap eksenli islamcılarla dostluk kuran blunt, kodları “islam’ın geleceği” kitabında zuhur eden bir şekilde islam’ı arap’ın tekeline almaya/aldırmaya çalışan bir oryantalist/casustu.

wilfred s. blunt’a göre türkler ve osmanlı, islam’ın önünde en büyük engeldir ve halifelik araplarda ve halifeliğin merkezi de ya kahire ya da mekke olmalıydı.

mehmet s. aydın’ın “varoluş yolunda” adlı kitabında müşahede ettiği gibi “bazı arap aydınları, islam’ı en iyi biz biliriz. bu din zaten arap kolektif kimliğinin “merkezinde” yer alır. araplıkla islam o kadar iç içe girmiştir ki, müslüman olmayan arapların kimliğinde bile islam etkili olmuştur” anlayışından yola çıkmaktadırlar. aslında bu görüşün kaynaklarından biri, batılı oryantalistlerdir. onlar arasında da dil ve kültür farklılığından dolayı türkler islam’ı anlamakta güçlük çekmişlerdir” diyenler olmuştur. bu görüşler, napolyon’un mısır’ı işgal ettiği 1798’den beri “propaganda piyasasında” varlığını muhafaza etmiştir”

mehmet s. aydın’ın bu çıkarımı da mısır’da islam adına ayaklananların arkasında ingilizlerin olmasını çok makul ve mantıklı kılıyor.

1800’lü yılların son çeyreğinde mısır’da ordudaki çerkez ve türklerin ağırlığına tepki gösteren ve mısır milliyetçiliğini ateşlendiren (mısırlıların deyimiyle vatanî) arabi paşa’nın ingilizlere karşı isyanı 1882’de ingilizlerin mısır’ı işgaliyle sonuçlanmış ve 1950’li yıllara kadar mısır’ı yönetmesine yol açmıştır hatta mısır’ı bugün batı adına ingiltere yerine abd ve israil hala yönetmektedir.

tabii bu sonucun arkasında artık topraklarını yönetme kudretini zaman geçtikçe kaybeden osmanlı yönetiminin acziyetinin olduğunu da ihmal etmemek gerekir…

ancak, özellikle devletin acziyete düştüğü süreçlerde batılı emperyalist güçlerin kendilerine yakın olanların ve kullanışlı piyonlarını devreye soktuğu gibi kendilerine en karşı olan veya karşı görünen güçleri de kullanarak bir ülkeyi ele geçirme stratejilerini çok iyi bir şekilde tatbik ettikleri hususu göz önünde bulundurulması gereken tarihi bir vakadır.

ufuk doruk

Yorumlar