KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Gündem
  4. »
  5. Tursın JURTBAY: Abay ve manevi bağımsızlık meselesi İnsanoğlunun tarihi, Manevi Bağımsızlık tarihidir

Tursın JURTBAY: Abay ve manevi bağımsızlık meselesi İnsanoğlunun tarihi, Manevi Bağımsızlık tarihidir

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 41 dk okuma süresi
47 0

“ELLERİNDEN ÇIKMASA ŞİMDİ ÖZ MALIN…”

“ELLERİNDEN ÇIKMASA ŞİMDİ ÖZ MALIN…”

Çok eski zamanlardan bu yana insanoğlunun Dış Dünyanın, İç Dünyanın ve Çevrenin zulmüne karşı mücadelesi hiç durmamıştır. Ne din, ne Devlet, ne de Kamu Yapıları onun “ruh özgürlüğü” (Abay) arzusunu tatmin etmemiştir. Zorbalığın yolu yoğunlaştı ve kökleri “hükümet şiddeti” (Abay) aracılığıyla manevi bağımlılığa dayanmıştır. Cehaletin insanlığı kışkırttığı günler geride kaldı. Eski zamanlardan başlamış zorbalık XX. yüzyılda doruk noktasına ulaşmıştır. Ne bu cehaleti yürütenler, ne de karşı mücadele edenler savaşmaktan vazgeçmişlerdir.
Bilgelerin zihinleri bu çelişkiyi çözemedi.
Cahillik kolonizasyonu ruhu yaşadığı sürece, manevi özgürlük ruhu ölmeyecektir. “Ruhun hürriyetine” ulaşmak için farklı yollar arayan, farklı kaderler yaşayan, farklı dini inançlara bağlı kalan ve onları destekleyen milletlerin ve halkların çıkarları manevi itaatsizliğe yol açmaktadır.
Bu tamamen ulusal çıkar kavramıyla açıklanabilir.
Ne kadar akıllı, insancıl ve adaletli olursa olsun, milletinin çıkarlarından yana olmayan hiçbir bilge yoktur.
Aristo, Büyük İskender’in; Konfüçyüs, Han hanedanlığının; Goethe, Alman prensinin; Puşkin, Rus İmparatorluğu’nun; Buhar Jırau, Abılay’ın; Nısanbay, Kenesarı’nın fikriyle yaşamıştır. Bunların hiçbiri zamanının prensiplerinden vazgeçmemişlerdir.
Onların içlerindeki kargaşaya gelince nihai amaç, manevi bağımsızlıktır.
Büyükler, kişilik bölünmesinin bilgelik sınırını aşmamışlardır. Onlar dönemlerinin ruhuyla uygun yaşıyorlardı ama içten içe inat yapıyorlardı. Bu arada Rus düşünür N.A. Berdyaev’in:
“Yalnızca ilerici Rus olan tek Puşkin, hayata farklı bir bakış açısına sahipti. Puşkin, entelektüel düşünce sistemini ve emperyal düşünce sistemini özümsemeyi başardı. O, devrimci şiirler yazdı, ancak büyük Rus diktatörlüğünün şairi olarak kaldı.” diye yazdığı görüş çok doğrudur.
Hangi bilge olsa olsun, onun zihninde yaşadığı dönemin ışığı ve gölgesi her zaman olacaktır. Abay dahi böyle bir fenomenden kaçınamamıştır.
Bunun hakkında Muhtar Auezov şu satırları yazmıştır:
“Ülkenin dava ve kavgalarında, halkın çatışma ve düşmanlığında halka hükmettiği, halkı yönettiği dönemde Abay, tamamen babasının bir müridiydi. Farklı bir baba olmuştur belki ama sadece babanın eylemleri ile beklediği amaçlara ulaşma yolundaki yöntem ve taktikleri farklıydı. Bunun dışında üstlendiği görev, arzularının yönü de tamamen babasının yolu gibiydi… Böylece Abay’ın gençliğinde babasını kabilesi terketti ve Kunanbay yalnız kaldığında, bu ailenin onur, güç ve iktidarı yok olmaya yön tutmuştu. Bunları eskisi gibi geri kazanma, artık genç bir adam olan Abay’ın içindeki tüm kuvvetiyle yönelen hayali, amacıydı. Abay, gençliğinde kendine bu yoldan farklı bir yolun bulunduğunu, bu işten daha doğru bir işin olabileceğini düşünmemiştir… Biraz zaman geçince geride kalan ömrüne eleştirel bakışla bakıp geçmişi pişmanlıkla hatırlar ve şöyle der: “Kanı kararmış bir insanım, canı yaralı”.
Bu nedenle Abay fakir ve fukaraya canı acımış, halkının problemlerini düşünmüş bir bilge diye bakamayız. Aksine Abay, bağımlılık, fakirlik değil, manevi bir bağımsızlığın kızgın ve trajik, düşünceli ve ısrarcı bir düşünürüydü. O, kendine de, kendi ülkesine de, ülkesini bağımlı eden manevi bağımlılığa da “kızgınlıktan gülmüş, kızgınlık gülüşü bile bir hasret” (Abay) diye bakmıştır.
Niçin? Bu, sadece büyük bir düşünürün sözleri mi?
Hayır. Bunun arka planında sosyal fenomenlerin ve kendisinin yaşadığı zamanın hastalığı vardır. “Devrim, toplumun hastalığıdır” demiştir Spencer. Abay’ın yaşadığı dönemde Rusya İmparatorluğu bu “hastalığın” merkeziydi. Net bir amacı ve yönü, toplumsal düşüncesi, devlet aklı kurulmamış Rusya’nın çarlık politikası ve Rus psikolojisi, sahtekarlığı geçirmeye, oburlukla yutmaya, çiğnemeden yemeye adapte olmuştur. Daha dün “fakirlikten kurtulan işçilerin, takvaların, din adamlarının, küçük işçilerin, sahte iş adamlarının eğitimli çocuklarının” (Berdyayev) oburluk politikası temeline kurulmuş toplumsal düşünce ve yönetim, Rusya’nın iştahını çoğalttı ve geleneksel politikayı bozmuştur. Daha önce fakir olan işçilerin açgözlüğü tüm imparatorluğun iştahına dönüşmüştür. Bunun için manevi açıdan:
“Rus insanının önünde uçsuz bucaksız zor bir hizmet bekliyordu. Onun, kendisinin kontrol altına aldığı topraklarda düzen kurması ve huzur yaratması gerekirdi. Rus topraklarının genişliği, onlar için sınırın olmaması ve bu sınırlara karşı bir etkinin olmaması, Rus ruhunun oluşumunu da etkilemiştir… Ruslar, toprağının genişliğinin, doğal çılgınlığının kurbanına dönüşmüşlerdir. Onlara kendine hakim olmak zor duruma geldi, Rus insanının belli bir şekle bürünmesi zor bir durumdu. Rus tarihçileri, Rus devletinin zorbalığını uçsuz bucaksız, geniş Rus ovasını kontrol edememeden diye açıklamaktadır. Parlak bir Rus tarihçisi olan Klyuçevskiy, bunu: “devletin boyutu büyüdü ve halk bu ağır yükü kaldırmak istedi” olarak nitelendirmiştir. Bir dereceye kadar bu görüşü SSCB komünist devleti kanıtlamaya devam etmektedir. Çünkü burada da SSCB’nin örgütlenmesi ve güçlendirilmesi için halkın çıkarları feda ediliyor.” diye anlatmaktadır N.A. Berdyayev.

Bu, bir kişinin devlete olan manevi bağımlılığının sınırına ulaştığı anlamına gelir. Rus insanı, Rus halkının doğru yolunu kesen açgözlü devletin gıdasına dönüşmüştür. “Millet, halk değil” diyen Berdyayev’in sözünde bir gerçek vardır. Kalabalık, kalabalığa katılan insanlar, kalabalığın psikolojisini takip eden kalabalık, millet değil. Mağjan Jumabayev’in “Toksannın tobırı” (doksanın kalabalığı) diye nitelendirdiği kalabalık, Kazak milletinin tam bir temsilcisi olamaz. Çünkü onlar manevi bağımsızlığa ulaşmamış, sadece “devlet ideolojisinin mekanizmasıydı”. Abay’ın:
Ne olacak bunca pul .
Yönetim olmazsa mükemmel.

diye yazdığı onlardı.
Yani ülkeyi mahvedenler de bu manevi bağımlılardır. Manevi bağımlılık psikolojisini Büyük Devrimciler bile yok edememişlerdir.
“Bağımlılıktan kurtulmamış” Rusya’nın zincirinin Kazaklara takıldığını ve bu “zincirin” sadece Rusların kendi kendini yönetip manevi bağımsızlığa ulaştığı zaman çıkarılacağını ya da çürüyüp düşeceğini Abay tamamen anlamıştır. Çünkü Rus ulusunu boğan vahşeti ilk hisseden ve bunun için kızan, gerçekten ruhsal olarak bağımsız bir Rus ruhunun özlemini çeken Rus aydınlarıydı. İnatçılığı ve keskin düşüncesiyle Çarı korkutan Çağadayev, bu bağımlılığa dayanamadı ve:
“Mesele şöyle: biz asla başka halkla iç içe yaşamadık. Biz ne Batıya, ne Doğuya ait değiliz. Tüm insanlığa ortak olan eğitim bize kadar ulaşmadı.” diye yazmıştır kızgınlıkla.
Zamanın açgözlülüğünü fark eden Abay, bunun için “acı bir gülümseme” ile bağımlılığı protesto etmiştir.
O zamanın otoritelerine, geleneklerine ve yasalarına muhalefet, Abay’ın manevi bağımsızlığa talip olduğunu göstermektedir. Öte yandan:

Kendi kendine bey, hepsi kırıntı,
İşte bozulmadı mı birligi yurdun.
Kendileri düzeltir diyemiyorum,
Ellerinden çıkmasa şimdi öz malın.

demiştir.
Bu arada Abay’ın “kendi iraden kendinden gidince” dediği manevi bağımlılıktır. Özgürlük, enerji, kuvvet, güç, hukuk, istikrarlı bir ülke, tüm bunlar yabancıya, yabancı birinin cazibesine bağlıdır. Çünkü ne kadar uğraşırsanız uğraşın emeğiniz boşa gidecektir. Yani:

Başını kavgaya, malını duşmana,

Basındı jawğa, malındı dawğa, –

verme. Bunun için

Hor etme, koru, birlik ol.

Qor qılma, qorğa, tauwlas.

diye yazmıştır Abay.
Niçin kavgaya kalırsın? Niçin malın düşman tarafına gider? Bütün bunları kim kışkırtıyor? Neden ulusal barış çağrısında bulunuyorlar? Arka plana bakarsanız Abay, ülkesini vatandaşlığa itaat etmemeye çağırıyor. Çünkü, adil bir yasa, uygun bir ekonomik sistem yok. Sadece köleleştirme var ve asla adalet arayıp hakikati bulamazsın. Bunun nedeni:

Yalan, hırsızlık,
Yaparsan zorluk,
Kurusun gözün, sarar da ol.

Ötirik, urlıq,
Ükimet zorluq
Qursın, közin aşılmas.

diyerek sözüne devam etmektedir Abay.
Demek tüm ülkeyi zor duruma sokan, huzurunu bozmuş şiddetli güç, cahil memlekettir. Abay’ın döneminde çift hükümet yoktu, sadece çarlık organı vardı. Abay, bu organı “şiddet içeren bir hükümet” olarak nitelendirmiştir. Fikrini bu kadar açık bildiren birçok Rus düşünürü Sibirya’ya kovalanmıştır. Çağadayev’i deli diye dedikodu yayıp sonuçta onun da huzurunu bozdular. “Uçsuz bucaksız mujıkların çarlığına dönüşen Rusya’dan” (Berdyayev) bundan fazla ne beklenir?
Abay’ın manevi bağımsızlık şairi olduğunu “şairlerin gereksiz, cellatların güçlü” (Z. Tleujanov) Rusya’nın “mujık çarlığının” insanları onun hayatının sonunda anladılar. İkinci olarak Abay’ın şiirlerinin kitap halinde yayımlanmamasının da katkısı olmuştur. Böylece, Abay’ın sömürge karşıtı şiirleri Kazak bozkırlarında serbestçe propaganda edilmiştir. Alihan Bökeyhanov ve Ahmet Baytursınov’un Abay’ı birdenbire anlayıp onu “Kazakların Büyük Şairi” olarak nitelendirmesinin bir nedeni budur. Bunu farkeden Abay:

Utanman arın uyansın,
Bu sözümü düşünsün.

Uyatın, arın uyansın,
Bul sözimdi oylansın.

diye yazmıştır.
Bu satırlardaki “arın” kelimesinin anlamını namus olarak kabul etmek gerekir. Vatanın onuru, toprağın onuru, vicdan onuru, sivil onur. Vicdanın amacı, bağımsızlıktır. “Kafanı kavgaya sokmama, malını düşmana vermeme.” “Bu sözümü düşünsün” dediği satırları bunu açıklamaktadır. Abay’ın “geleceklerinden ümitli olduğu genç arkadaşları” düşündü ve Abay’ın anlattığı manevi bağımsızlığı almaya hareket etti, tüm ulusal çıkarı “Alaş” partisine biriktirdi. Sadece bazı düşünürler bu bayrağın altına toplandılar.
Alaş bayrağı altında
Şahit olsun vicdanımız.
Büyütmeye Alaş’ı
Kurban bizim canımız.
satırlarını slogan ettiler.
Böylesi bir sivil özgürlüğü ve manevi bağımsızlığı başlatan, Abay’ın düşünceli sözleriydi. Bağımsızlık yolunu başlattığı dönemde Alihan Bökeyhanov’un, Ahmet Baytursınov’un, Muhametjan Tınışbayev’in, Mirjakıp Dulatov’un, Sultanmahmut ve Mağjan’ın Abay’ı derin araştırması buna delildir. Dolayısıyla Abay, milli ruhu öldürülmemiş, etkisi gelecek nesillere aktarılmış olan Kazak halkının büyük bir vatanseveridir. Ne yazık ki bu büyük üstadın “Hor etme, koru, birlik ol” dediği vasiyeti bitmemiştir. “Alaş”ın:

İç kavgayı ve küsü,
Kıskançlığı, iki yüzlülüğü
Bu toprağa gömdük biz
Yaşasın, Alaş, Yaşasın!
diyerek yemin ettiklerine rağmen yeminlerini bozanlar da vardı.
Kazak Türklerini böldüler, bir birine düşman ettiler. Ama sonunda kendileri de bunun acısını çektiler.
Bunun nedeni neydi ve kökü neden başlıyordu?
Abay’ın “Birini Kazak, birini dost görmezsem işin tümü boş” dediği hem anlaşılır hem de gerçek olan sözlerini anlamak için fazla akla mı ihtiyaç duydular? Hayır. İşin sırrı, psikolojik bağımlılıktadır. İnsan zihninin derinliklerindeki bu kilitli sırrı aşmak, kendini aşmak demektir. Ebeveynlerin günlük terbiyesi bile çocuğu psikolojik olarak onlara bağımlı hale getirir.
İnsan düşüncesinin tüm olanaklarını başka bir ulusa boyun eğdirmek için kullanan sömürgeleştirme politikası, insanın en hassas duygularını bile cezbederek, çok eski zamanlardan beri sürekli gelişmektedir. Dünyada hiçbir bilim bu bağımlılık duygusunu oluşturacak kadar istikrarlı bir şekilde gelişmemiştir. Şimdi onun yerine kişisel olmayan siyaset sözcüğünü koyuyoruz.
“Politikadaki adalet, aptallıktır” ifadesini söyleyen Napoleon gayet doğru söylemişti.
Siyasetin arkasındaki ilk hakikat, psikolojik bağımlılıktır. Ona güvenmeyen toplum yoktur. Bu nedenle P.Ya. Chağadaev’in:
“Kalabalık, toplumun tepesinde, kendi kendine düşünemeyen belirli güçlere tabidir. Bunların arasında, onlar için düşünen, ulusal bir kalabalık bilinci oluşturan ve toplumsal bir harekete öncülük eden az sayıda bilim insanı vardır. Az sayıda yetişkin kesim, toplumu yönetiyor, kalanlar bunların dediklerine uyuyor ve böylece harekete geliyorlar… Öyleyse bizim bilim adamlarımız, dehalarımız, yetişkinlerimiz nerede? Hangimiz toplumu düşündük? Bizim yarınımızı kim düşünecek?” diye soru sormasının nedeni budur.
Bir toplumun, bir imparatorluğun, bir bireyin, belirli bir grubun önünde kendini aşağılanmış hissediyorsunuz. Öyle bir fikir ki, ruhunun derinliklerine, günlük yaşamına, bilişine, faaliyetine, ev içi faaliyetine nüfuz eder ve hatta onu doğal bağımsızlığın garantisi olarak hissedersin. Abay, “Yirmi üçüncü” sözünde bu konuda aşağıdaki satırları yazmış:
“Şimdi teselli, bir tek biz miyiz? Bütün ülke bizim gibi yaşıyor. Toplumun gördüğünü beraber göreceğiz. Yapacak bir şey yok diyorlar. Tanrı ona toplumdan ayrılmanın günah olduğunu mu söyledi? Kalabalığa ceza vermediğini mi söyledi? Kalabalıkla uğraşamadığını mı söyledi? Bilim kalabalığa mı geldi? Tek kişiden mi verildi? Keramet kalabalığa mı nasip olur? Teker teker mi nasip olur?… Kalabalık aptalın tek aptala nesi teselli?”
İnsanın en kutsal duygularından biri de dini inançtır. Bu bakış açısıyla, onu bilişimizin doğuştan gelen bir olgusu olarak algılar ve ona bağlı kalırız.
Ben de tek bir Tanrı’ya tapıyorum ve tek bir kadiri kabul ediyorum.
Fakat objektif bakış açısı açısından dinlerin tümü yolunu benimseyen insanları doğuştan gelen manesi ve psikolojik bağımlılığa zorlar. Din adamları düşünmeye izin vermezler. Kurân-ı Kerim’e göre her Müslüman, Allah’ın tek olduğunu, ahiretin bir gerçek olduğunu ve Muhammed, Allah’ın Resulü olduğunu kabul etmeli. Fakat bunu ağızla değil bilimle anlamalılar. Kurân-ı Kerim’in bu kuralları Abay çok güzel bir şekilde anlattı:
“Bir kişi iyi ya da kötü bir şekilde ibadet ediyorsa onu ibadetinden alıkoymak istemiyoruz. Ancak tam olarak ibadet edecek ilmi olmasa da böyle bir ibâdet etsin. Ama iki şey var, bunu öğrensin. Her şeyden önce imanını güçlendirmek, ikincisi alışana kadar öğrenmeye devam etmek gerekir. Her kim öğrenmek istediği şeyi sonuna kadar yapmayıp yarı yolda bırakırsa, ibadeti tam olmayacaktır”.
Allah’ın Hak olduğunu aklınla öğren diyor. Demek manevi bağımlılığı kuru kuru ibadetle kabul etme, ilim ve irfanı öğren, öyle kabul et. Bu, psikolojik bağımlılığa ters bir düşünce. Abay, tabiat kavramını bir kenara bırakarak Allah’a imanla ibadet etmeyen bir insanı “zavallı” olarak kabul eder.
“… İman, korkusuz bir yürek, kararlı bir zihin gerektirir. Yani (ilim ile tanıyan) imanı var, bilimi yok, sezgi yoluyla imanı var, sabrı yok. Beyazı siyah, siyahı beyaz, gerçeği yalan, yalanı gerçek diyen kişilere ne denir? Allah korusun! Yukarıda anlatıldığı gibi sadece iki tür iman vardır.” Diyor Abay.
Abay’a göre iman, can bağımsızlığının garantisidir.
Büyük düşünürün bu sözleri anlaşılmamıştı. Anladık. Ama incelemedik. Abay’ın:
Allah’ın özü de gerçek, sözü de,
Gerçek söz hiçbir zaman yalan olmaz,

Allanın özi de ras, sözi de ras,
Ras söz eş wakıtta jalğan bolmas.

dedikleri sadece şiir değil.
Allah’ın yolunu derinden araştırmış, ona içtenlikle inanmış, ilmî hükümler çıkarmış ve felsefi anlam bulmuş bir insanın zihninin nuru buradadır. O, Allah’a kimsenin vaazıyla, yani manevi ve psikolojik bağımlılık yoluyla ulaşmadı. Bağımsız biliş yoluyla ulaştı. Bu Abay’ın kendi görüşü, başkasının değildir. Bu nedenle aşağıdaki satırları söylemiştir:

Muhabbet ile yaratan insanoğlunu,
Sen de sev o Allah’ı candan tatlı.

Mahabbatpen jaratkan adamzattı,
Sen de süy ol Allanı cannan tӓtti.

Abay, Allah’tan nefsin hürriyetini ve paklığını arar ve onu Allah yolunda bulur. Allah’tan başkasına muhtaç olmayın diyor. Abay, çarın Kazak halkına ilişkin kararnamesinin hazırlandığını biliyordu. Dini değiştirmek, Abay’a göre manevi kölelik ve boyun eğdirmektir. Bu kapanın içine düşen, geri dönemez.
Kazak halkı söz konusu olduğunda bu, bir ulus olarak tam bir yok oluş anlamına gelmektedir.
Ülkeyi İngiliz sömürgecilerinden kurtaran Jawaharlal Nehru gibi bilge savaşçılar bile psikolojik bağımlılıktan, daha doğrusu tiranlık ve kölelik psikolojisinden kurtulamamışlardır. Bu, Muhtar Auezov’un müzesindeki J. Nehru’nun Hindistan’ın Tanınması adlı kitabındaki şu satırlar tarafından doğrulanır. Şöyle yazılmış:
“Hindistan’ın tüm bilinci benim kanımdadır. Etrafındaki tüm fenomenler ruhuma dokunuyor. Yine de ülkeme, bugününe, geçmişin kalıntılarına garip bir gözle ve öyle bir nefretle baktım. Ülkemi Batı’nın gözünden tanıdım ve ona normal bir dost Avrupalı olarak baktım. Çünkü ülkemin tarihi İngilizlerin bakış açısından yazılmıştır.”
Bu satırların kenarına Muhtar Auezov kalem ile: “Benim halkımın da tarihi öyle yazıldı” diye not etmiş.
Büyüklerin düşüncelerinin iç içe geçmesi sıradan değil ve tarihi bir gerçektir.
Büyük insanların büyük yüreklerini yakan bağımlılık, Abay, Nehru ve Muhtar’ın düşüncelerini derinlerştirir, sıradan insanlara ise hiç etkisi olmuyor.
Hiçbir ulus bilinçsiz özgür olamaz.
Manevi özgürlüğe ulaşmak, manevi boyun eğme ve psikolojik bağımlılıktan tamamen kurtulmak anlamına gelmez. Örneğin, bin yıl önce yabancı bir ülkeye bağımlı olan bir ülkenin bilgi ve geleneklerinde işgalcinin işaretlerinden biri kaçınılmaz olarak kalacaktır. Yabancı bir milleti değil, sadece Kazak halkını alalım: Araplardan dini inançlar aldık, hükümet sistemini Cengiz Han’dan devraldık, Avrupacılığın tüm olası bilimsel kavramlarını Rus İmparatorluğu’ndan kabul ettik.
Bizim tarihimiz onların bakış açısıyla yazıldı.
Artık ondan kurtulmak için birçok nesli yenilemek gerekiyor.
Bugün doğan bir bebeğin algısının değişip değişmemesi pek olası değildir. Çünkü babasının bilinci, bilgisi ve yetiştirilmesi psikolojik bağımlılıktan uzak değildir. Bu bebek her gün “İyi akşamlar, çocuklar” akşam programındaki domuzu dört gözle bekliyor. Şimdi o domuzu çok seviyor. Bu nedenle bilinci tamamen saf bağımsız bilinç değildir.
Montaigne’in dediği gibi “Kargaşanın meyvesi yaratıcılarına nasip olmaz: çünkü o, suda dalgalar yapar ve içindeki balıklar başka bir nesil tarafından avlanır … Büyük bir padişahın büyük sarayını temelinden duvarına yıkmak, onu duvardan çatıya yıkmaktan çok daha kolay.” Demek imparatorluğu yıkmak kolaydır.

En zoru, onun psikolojik boyunduruğunun üstesinden gelmektir.
Psikolojik bağımlılığın boyunduruğunun altına geri dönen kalabalık kavramın etkisinin canlılığı o kadar ki, bazı durumlarda “bağımlılık” ulusal psikolojiyi boğduğu ve ona karşı nefret uyandırdığı bir gerçektir. Smagul Saduakasov’un buna “komünist sömürgecilik” dediği dönemi hatırlamak yeterlidir. Leninizmin akla sinmesinin bazı delilleri şunlar: İmparatorluğun düşmüş liderinin görüntüsü, üç yıl boyunca bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti diktatörünün ofisinin önünde asılı kaldı. Bu bakımdan Çar Nicholay’ın yaptıkları, Lenin’inkinden daha zayıftı. Sorun Lenin ve Nikolay’nın resminde değil, bağımlılık psikolojisinde. Montaigne’in “Hükümdarı devirirsin devirmesine ama halkın kanına sinmiş bağımlılıktan nasıl kurtulacaksın?” dedikleri aklına gelir. Abay bunun hakkında:

Kendileri düzeltir diyemiyorum,
Ellerinden çıkmasa şimdi öz malın.

demiştir.
Kazaklar, ülkeyi istikrarsızlaştırmak için oluşturulan çarlık Bolşeviklerinin seçimine o kadar dalmışlardı ki, genel valiler bile bu patlama karşısında şok oldular. Kazak kolonizasyonunun son sistemini hazırlayanlardan Melnikov, Omsk Genel Valisi N.N. Sukhotin’e yaptığı açıklamada:
“Son zamanlarda bi ve bolıs seçimi sistemi çok karıştı, halk arasında kargaşa ortaya çıktı. 1897’de partiler arasındaki çatışmayı azaltmak için Jetisu bozkırının genel valisi birçok Bolşevik’i birkaç ayrı bölüme ayırdı. Ancak alınan önlemler beklenen sonuçları vermedi. Seçimler sırasında Kazaklar arasında rüşvet, yemin bozma, rekabet, çekişmeler ve cinayetler giderek yaygınlaştı, yerleşimi etkilemiş ve tarlalar ekilmemiştir. Bolıs ve Bi seçimlerine giden yıllarda seçim kampanyasına o kadar kapılıyorlar ki, Jetisu bölgesindeki Kazaklar ekip biçmeyi unutuyorlar” diye yazdı. Bu, bağımlılık yapan kalabalık psikolojisidir. Berdyaev’in “Rusya, mujıkların ülkesine dönüşecek diye acı çektiği budur. Abay’ın:

Kendi kendine bey, hepsi kırıntı,
İşte bozulmadı mı birligi yurdun.

diye yazdığı sözleri budur.
Bu arada “Halk, ulus değil” diyen Berdyayev’in fikrini kabul etmemek mümkün değildir.
Abay’ın görüşü de buna katkıda bulundu. O da kalabalığa karşıdır. Kalabalık psikolojisinin neticesini Abay’dan daha çok eleştiren düşünürler çoktur. Çünkü çarlık kolonizasyon sistemi, Kazak milli karakterinin ve geleneklerinin köklerini birer birer baltayla kesiyordu. Hanlığı ilk deviren o oldu. Bu, sömürgeciliğin en cahil öğretilerinden biriydi ve göçebe insanları incelemek için zekice bir numaraydı.
Hanlığın yıkılması, devletin ilgası, devlet kavramının ilgası, birleşik bir gücün ilgası, binlerce yılda oluşan ülke yönetme geleneğinin ilgasıdır. Ülke kavramının tamamen silinmesidir.
Çarlık monarşisinin başlattığı bu plan, “komünist kolonizasyon” sırasında tam anlamıyla hayata geçirildi. “Neden diğer milletlerin bütün kralları iyi de bu Kazak hanlarına gelince her şey kötüye gidiyor?” diye yazan şair Gafu Kayırbekov’un sözlerinde yukarıda anlattığımız fikir vardır.
Dünyanın sömürge sistemini kuran İspanyollar, İngilizler ve Japonlar neden hala krallarını ve imparatorlarını koruyorlar? Çünkü:
“Bir çocuğu oğlan gibi yetiştirirsen oğlan olacak, bir köle gibi yetiştirirsen, o köle olacak.” (A. Baytursınov).
Türk oğlanı, Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene!” Sözlerini hep duyduğu için yiğit oldu. Amerikalılar çocuklarını “Dünyanın en güçlü, özgür düşünen, en gelişmiş ülkesinin vatandaşısın. Amerika Cumhurbaşkanı olmak için tüm hakkın var ve Başkan olacaksın!” diye yetiştiriyorlar. “Senin utancın, Japonya’nın utancıdır. Japonya’nın utancı, imparatorun utancıdır!” diyorlar çocuklarına Japonlar. “Gelecek Hindistan, sensin! Sen ne kadar iyi olursan Hindistan da o kadar iyi olacak!” dedi Jawaharlal Nehru.
Ya biz nasıl yetiştirildik ve nasıl yetiştirdik? Biz Kazak ulusunun oğulları daha dün cahildik. Ruslar geldi ve aydınlattılar. Gözümüzü açtılar. Onun için oğluna söyle ki, büyük halkın önünde eğilsin. Onsuz yaşam yoktur.” gibi bağımlılık sözlerini hep duyduk. Şair Töleujan Ismayılulı’nın dediği gibi:
“Abi!” dedik bayrağımızı sağ tutar,
“Aptal” dedi cevaben bize Ruslar.
Bu bağımlı duruma alışkınız. Alıştırıldık. Bağımsız bir devlet olduktan sonra bile hareketimiz ve yalakalık ortadan kalkmadı.
Çocuk yetiştirmenin temelinde ulusal üstünlük, devlet bütünlüğü, devlet çıkarları, devlet ideolojisi ve ulusal gurur vardır. Abay bunu anlamıştır. O:

Şevkin varsa gönlünde ,
Bu sözüme gönlünü böl .
Eğer şevkin yok ise ,
İster diril , ister öl .
Tanımazsın , görmezsin
Kaplayınca gözünü tül .
İmansızlık namazda
Kızılbaşını’ saldığı yol. ” –
buyuruyor. Burada aktarmak istediği:
Çok çığırıkan ne bulur
Yönetim olmazsa mükemmel.

1 . Bu kelime İranlılar anlamında kullanılmıştır . 73

Sawlen bolsa keudende
Mına sözge könil böl.
Eger saulen bolmasa
Meylin tiril, meylin öl.
Tanımassın, körmessin,
Qaptağam son közdi şel.
İmansızdıq namazda –
Qızılbastın salğan jol.
Köp şuwıldaq ne tabar,
Biylemese bir kemel

buyuruyor. Burada aktarmak istediği:
Kalabalık ne yapar?
Başlamazsa bir lider.
fikri.

Abay, iktidardaki durumun ve yasanın çok iyi farkındaydı. Yasa çıkarmaya da katılmıştır. Bu, özel bir konudur. Şu anda baskıcı kalabalığın psikolojisi tartışılmaktadır. Abay neden halkı destekledi? Çünkü 1822 nizamnamesine göre hanlık kaldırılmıştır.
Bu, Kazak devletinin yıkıldığı anlamına gelir.
Artık her bölge ağa sultan tarafından yönetilmekteydi. Ona orduya sahip olacak bir Rus binbaşı eşlik edecekti. Eski bir yapıya değil, bir aşiretin ikiye bölünmesine ve karma seçim yöntemine dayanmaktaydı. Bunun altında, seçmenleri ve seçilenleri birbirine düşman etme amacı vardı. Bölgeler sınırlarla ayrılmıştır. Orada ağırlıklı olarak Rusların yaşadığı bilinmektedir.
Bu seçim sistemine göre ülkenin çıkarları hiç konuşulmazdı. Yani Kazak halkının ihtiyaçlarına yönelik ortak bir program görüşülmeyecektir. Her ağa sultanın hakları kendi bölgesi ile sınırlıdır. Bu, ortak ulusal çıkarların ortadan kalktığı anlamına gelir. Bölgeler bir birinden bağımsız biler tarafından yönetilmekteydi. Bu biler ülkede bir sürtüşmeye neden oldu. Kazakların bütünlüğü yok edilmiştir. Refah gitti. Abay’a göre:

Berekeli bolsa el –
Jağası jaylaw ol bir köl .
Japirağı jayqalıp,
Bulgaqtaydı soqsa jel,
Jan – jağınan kürkirep.
Quyip jatsa aqqan sel,
Onın malı özgeden
Özgeşe bop öser tel .

Birlik olursa él’ ,
Her yan yayla o bir göl .
Yaprağı kıvrımlaşır ,
Sallanıverir esse yel .
Her yanından gürülder
Gidiverse akan sel .
Onun malı başkasından
Başka büyür , ikiz olur döl .

1. Halk , vatan , yurt , devlet .

“Yeni nizam” bu refahı bozdu. Çığlık atanlar hiç bir şey yapamadılar.

Birligi giden él ,
Suyu ekşimiş batak göl .
Kuş zarlanarak döner
Su içemez yazın döl .
Onun suyunu içen mal ,
İshal olur aşamaz bel .
Göl diye orada kim yaylar ,
Suyu bir yana , o bir çöl .

Berekesi ketken el
Suwi aşığan batpaq köl .
Qus qanqıldap , jağalap ,
Suwlay almas jazğı töl .
Onın suwin işken mal ,
Tışqaq tiyip , aspas bel .
Köl dep oni kim jaylar ,
Suwi qursin , ol bir – şöl .

Dolayısıyla şiiri siyasi bir dile çevirirsek, “Yeni Nizam” sadece Kazak devletini yıkmakla kalmadı, aynı zamanda ülkesini ve toprağını da bozdu.
İyi veya kötü han, Kazak topraklarında otoriteydi. Hanın danışmanı, bilerdi. Onların tavsiyesi olmadan hiçbir karar alınmamıştır. Han ve bi arasındaki anlaşmazlıklar ara bi tarafından çözülürdü. Halkın demokrasisi korunmuştu.
Ana şey, bir devlet kavramının olmasıydı. Han, arazi, dul ve değer anlaşmazlıklarını çözecek devlet statüsüne sahipti. Bütün bunları kaybeden ülke, lidersiz kaldı. Yani kalabalığa vatanın iradesi, geleceği, özgürlüğü verilmiştir.
Ağa sultanlar bir biri ile kavgaya girdiler. Bu kavga halka kötü etki yarattı? Abay “iktidar ve konuşan tek kişi olmalı” diyor. Bu görüşünü şu satırlarda dile getirmiştir:

Yalnızlığı iyi bilsen
Halkı olur sanki kul .
Yalnızlık bir hiçliktir ,
Öz başına kalır ol .
Yalnızlık bittiğinde ,
Ne olacak bunca pul .

Edinitsa – jaqsısı ,
Ergen eli beyne köl .
Edinitsa nölsiz – aq .
Öz basındıq bolar sol .
Endinitsa ketkende ,
Ne boladı önkey nöl ?

Abay’ın bu şiiri henüz analiz edilmemiştir. Bu açıktır. Kalabalığa dayanan bir devlet, kalabalığı dışlayamaz.
Devlet başkanların kendilerini “lider, mükemmel” olarak övmesine rağmen halktan saklanmaya çalıştılar. Onların ulusa değil, kalabalığa, bağımlılık psikolojisi bilincini kaybetmeyen insanlara ihtiyaçları vardı. Bu kalabalığın toplumunda yetişen yazarlar, filozoflar ve tarihçiler, Abay’ı azarlamak, Abay’ı düzeltmek (!) ve onu öğretmekle meşguldüler. Tabii ki, Abay bundan hiçbir şey kaybetmedi. Yalnızca bu tür insanlara yanıt olarak:

Birliğinden ayrılma ,
Halkın barışı iyi yol .
Gerçek söze kulak ver ,
Ak yem olma , canım gel .

Berekendi qaşırma ,
El tinış bolsa , jaqsı sol .
Ras sözge talasıp ,
Aqjem bolma , janım , kel

diye yazdı.
Bunlar Abay’ın şiirlerini anlamadılar.
Bu tür insanlar çoğaldı. “Ak yem olma , canım gel” sözlerinin anlamı, bölüp yönetmeye çalışma, ülkenin bütünlüğünü, refahını bozma, ülken refah içinde yaşasın desen “Gerçek söze kulak ver, Ak yem olma, canım gel, bağımsız olalım”, bağımsız kişiye yönetme imkanını verelim ve ona itaat edelim. Hayır. Kalabalık böyle yapmadı. Tam tersi halk içindeki bilgeleri yakalayıp kurşuna bağladılar. Bunun nedeni, manevi ve psikolojik bağımlılıktır.

Birine «kabul»,
Birine «olur»,
Adeti cahil adamın.

diye yazdıkları budur.
Abay, bilge bir adam olarak bu gerçeği çok derinden anlamıştır. Kolonizasyon, Ruslaştırma, dinini değiştirme ve imha politikası çar yardımcısı tarafından bilinmekteydi. Kazak milletinin geleceğini de biliyordu:
“Şu andan itibaren, onlar sadece ortadan kaybolmanın yolundadırlar. Toprağın bölünmesi sırasında bazıları mezara gidecek, ikinci grup Hıristiyanlığı kabul edip Rus olacak, üçüncüsü nesilsiz ölecek, dördüncü firka kiraladıkları araziden tahliye edilecek. Aynı şey şu anda demiryolunun yanındaki sınırda da oluyor. Onlar yoksul bırakılırlar veya şehrin fabrikalarında ücretli işçi olurlar. Kısacası işçi olacaklar, yok olacaklar, uygun şartlar oluştuğunda yeniden ortaya çıkacaklar. Bu nedenle İrtiş boyunca yerleşimler ve göçebe Kazaklar için endişelenmeye gerek yok, onlar için yerleşim ve arazi tahsisi hakkında bir kararname çıkarmamak daha iyidir, onlar kendi kendine kaybolacaklar” diye anlattı geleceği.
Bu sadece bir laf değildi, Melnikov’un Kazak topraklarını ve ülkesini tamamen fethetme ve bozkırı Ruslaştırma planıydı. Plan birkaç kez tartışılacak ve 1902 ile 1916 arasında uygulanacaktı. 1902-1905 Rus-Japon savaşı ve 1914 I. Dünya Savaşı bunu yapmasını engelledi. Abay’ın:
Sabretsen aklın başında
Kul eder eninde sonunda.
dedikleri bu değil mi?
Melnikov’un “proleterleşecek”, dinini değiştirecek, Ruslaştırılacak ve işçi olacaklar şeklindeki ifadesi, Abay tarafından bir şiirde “Kul eder eninde sonunda” şeklinde dile getirilmiştir.
İki çıkar, fikir ve netice tek oluca bu, bağlılık olur. Bu çalışma gerçekleştirilmekteydi. Aşağıdaki gerçekler bunu kanıtlamaktadır.
“Bu tür tedbirler alındıktan ve harekete geçirildikten sonra misyoner gönderilmesi gerekmektedir. Onlar, Kazakların dininin yanlış olduğunu, İsa’nın dinine girmeleri gerek olduğunu, Çar hangi dindeyse halkı dahi o dinde olacağını anlatmalıdırlar. Bundan sonra Sayın İmparator tüm konsolosluklara: “Benim yetkim altındaki Kazaklar İslam müftüsüne tabilerdi, ancak Kazaklar İslam Şeriatına uymak istemiyorlar. 68 İçtüzüğü’nün 97 ve 98’inci paragrafları uyarınca, müftülüğün emrinden çıkarıldılar ve dini ayinleri yapmak üzere her mollaya ayrı ayrı seçildiler. Mollalar aynı zamanda yeni doğanları kaydetme ve isimlendirme görevine de sahipti. Kısacası şeriatın tüm şartlarına uymak zorundaydı. Ancak Kazaklar mollalarının taleplerine uymadılar. Onları görmezden geldi, manevi geleneğini takip etti, çocuklarına Koylıbay, Jılkıbay, İtayak isimlerini verdiler ve daha sonra kendileri için bir Rus okulu açmayı talep ettiler. Okul açıldı. Şimdi Kazaklar dinlerini değiştirme talebinde bulunmaktadırlar.” Haberini ilan etmeliydi.”
Abay için dine ihanet, bir kirlilik işaretidir. İslam dininden vazgeçip, Hristiyan dinini kabul etmeyi çok kötü hareket diye görüyordu. Misyoner hareketinden, onun sinsi yöntemlerinden iğreniyordu:

Doğasından huysuz olan kötüdür,
Sırtından vurur bıçağı.
diyor Abay.
Abay, vaazı homurdanma olarak görüyor. Kendini takva gösterip doğru yoldan saptıranları Abay görüyordu.
Abay, bu siyaseti bildiğinden dolayı Nogayları dinlerine sadık diye örnek tuttuğu bundandı. Bunun için Abay “Başını kavgaya, malını duşmana, Hor etme, koru, birlik ol” diyor.
“Küyesin, jürek… süyesin” kitabından alınmıştır
“Abay alemi”

Adebiyetler:
T.Jurtbay. “Küyesin, jürek… süyesin”. Monografya. 4 T.Almaty: Qaynar, 360 s.
Z.İsmail., A.A.Çınar. “Abayın eserlerindenden seçmeler”. Kamer Maatbacılık:Ankara,1995. – 500 s

Kazak dilinden tercüme ederek yayına hazırlayan
Yerkegul ARYKKARA
L.N. Gumilev Avrasya milli üniversitesi,
“Otırar kitaphanası” araştırma merkezi
Kıdemli araştırma görevlisi, filoloji adayı

Prof. Dr. Tursın JURTBAY

L.N Gumilev Avrasya Millî Üniversitesi

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.