Rus milletvekilinden Türkiye’ye tavsiye: Boğazları Amerikan gemilerine kapatınız

ABŞ-ın Türkiyəyə hücumunun ŞİFRƏLƏRİ: Qalib kim olacaq?

Fas’taki Fetöcüler PKKlılar IŞİDci Türkler ve Türk mafyası!

Armenian prime minister wants face-to-face meeting with Trump – Washington Free Beacon

Türkiye’yi Avrasya’dan Atlantik rotasına çeviremediler!

Gündem 25 Temmuz 2016
2.013

Türkiye’yi Avrasya’dan Atlantik rotasına çeviremediler!
ömür
Darbenin gelişini bence en net anlatan Gabriel García Márquez tarafından yazılan ‘Kırmızı Pazartesi’ romanı. Kolombiya’nın bir şehrinde işlenen (gerçek bir) cinayet anlatılır. Roman’ın ilk cümlesi ile yazar kimin ne zaman öldürüleceğini açıklar. Sorgulama/mülakat tekniği ile yazılmış bu kısa romanda sadece okuyucu değil, tüm kasaba ahalisi de kimin ne zaman öldürüleceğini önceden bilmektedir. Ancak cinayeti maktul dışındaki herkes bilmesine rağmen hiç kimse cinayeti önlemek için bir girişimde bulunmaz. Türkiye’deki son darbe girişimine ne kadar çok benziyor değil mi?

Cumhurbaşkanının darbe kalkışmasını başından beri bildiğini düşünüyorum. Hatta bu bilgisini yakınındaki bazı isimlerle paylaşmadığını da söyleyebilirim. Nasıl bildiği ve kim tarafından bilgi servisi yapıldığı nasıl olsa çıkacak. Ancak 11 Mart 2016’da Burdur’da yaptığı konuşma bu kalkışmanın şahsının malûmu olduğunu gösteriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan 11 Mart 2016 Cuma günü Burdur ziyareti sırasında yaptığı konuşmada paralel yapı ve PKK ilişkisini anlatırken Ziya Paşa’nın ünlü beytini “Ne günlere kaldık ey gazi hünkâr, Katır defterdar oldu, eşek mühürdar’”, kendine has üslubuyla değiştirerek “ne günlere kaldık ey gazi Hünkâr eşek vezir olmuş katır silahtar” şeklinde okumuştu. Hatta bazı mahfillerde bu beyitteki geçen vezirin başbakan silahtarın da TSK içindeki üst rütbeli bir orgeneral olduğunu yorumları yapılmıştı. Çok geçmeden Erdoğan’ın müdahalesiyle gerçekleştirilen hükümet değişikliğiyle Türkiye’nin yeniden Avrasyacı bir yörüngeye yerleşmesi için elzem görüldü.

Sözü uzatmadan bazı işaretlere ve remizlere bakıldığında Türkiye’de yaşanan siyasi atraksiyonun temel belirleyici etkeni Türk dış politikasında bir makas ve eksen değişikliği ihtiyacının ortaya çıkmasıdır. Ancak bu değişimin aktörlerinin uluslararası denge açısından Avrasyacı bir görüntü verme eğilimde oldukları söylenebilir. Fakat bu noktada TSK’nın çizgisiyle denk düşüldüğü söylenebilir mi bilemiyorum. Çünkü bazı çevreler Genelkurmay Başkanını Balyoz Davası sanıklarının suçlanmasında kendisini itham etmiş ve bazıları da hızını alamayarak kendisini ve çalışma ekibini; “Türkiye’nin çıkarının ABD ve NATO ile sıkı bağları sürdürmekte olduğunu kabul eden Atlantikçiler” nitelendirmesinde bulunmuştu. Demek ki Avrasyacı değil! (Bkz. Davutoğlu’na Avrasya darbesi mi? / 09 Mayıs 2016 / http://www.kafkassam.com/davutogluna-avrasya-darbesi-mi.html)

Amerikalılarında böyle düşündüğünü, Amerikan Wall Street Journal (WSJ) gazetesinde, Türk ordusunun ülkedeki nüfuzunun yeniden arttırdığına dair bir analizden öğrenmiş oluyoruz. Gazetenin geçici İstanbul büro şefi Dion Nissenbaum imzalı analizde ordunun gücünü, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi rakiplerini gözden düşürmesiyle” canlandırdığı yorumu yapılıyor. WSJ analizinde, “Konuya yakın isimlerin aktardığına göre Türk ordusunun etkisini yeniden inşa etmesi Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda generallerin, Erdoğan’ı devirmeye çalışabileceği endişeleri de doğdu” deniyor.

“Yeni jenerasyon Türk askeri yetkilileri yeniden inşaya doğru ilerlerken, Türkiye’nin IŞİD’le mücadelede yakın çalıştığı ABD ve NATO’yla da güçlü bağlar oluşturdu.” tespiti ABD’li bir yetkilinin, ‘Ordular arası ilişki ABD hükümetinin Türkiye’yle geleneksel olarak sahip olduğu en güçlü ilişki. Belki de şimdi, hiç olmadığı kadar güçlü’ sözleriyle temellendiriliyor ve “ABD ordusu ve diplomatlar, Türkiye’nin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ı ordunun etkisini arttırdığı için övüyor. İngilizce konuşan Akar, askeri mevkidaşlarıyla yakın ilişkiler kurduğu NATO’da farklı görevlerde hizmet etti.” deniliyor. (Bkz. 16 Mayıs 2016 http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/05/160516_wsj_ordu_analiz)

Bizim görmediğimizi, anlamadığımızı, Amerikalılar görüyor, anlıyor ve diyorlar ki; “Erdoğan’ın siyasi muhalifleri gözden düşürme adımlarıyla – kendi seçtiği başbakanı iktidar çekişmesi sonucu bu ay zorla görevden aldı – Türkiye’nin generallerinin de Erdoğan’ın küresel etkisini yayma girişimleri için daha büyük bir rol üstlenmelerinin de önü açıldı. Türk generaller Erdoğan’ı Suriye’ye ordularını gönderme niyetinin karşında duruyor, Kürt isyancılara karşı tartışmalı bir askeri operasyon yürütüyor ve Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’nı şüpheli gören Batılı müttefikleriyle olan ilişkisini koruyor. Siyasetten uzak durarak, ulusal güvenlik kararlarında merkezi bir oyuncu olarak yeniden ortaya çıktılar” (Bkz. Atlantikçi ordu partili cumhurbaşkanını selamlıyor! 18 Mayıs 2016/ http://www.kafkassam.com/atlantikci-ordu-partili-cumhurbaskanini-selamliyor.html)

Gazeteci Can Ataklı, AKP kulislerine dayandırdığı yazısında darbe girişiminin başarılı olması halinde Ahmet Davutoğlu’nun Başbakan yapılacağını ileri sürdü. Bu iddianın doğruluğu elbet tartışmaya açık ve elbet doğru olup olmadığı ortaya açıktır. Ancak bir yıl öncesinde benim gördüğüme gelince Sayın Erdoğan, merhum Özal gibi yalnızlaştırılmıştır, elinde Ak Parti’den başka müdahale edebileceği bir yapı bırakılmamıştır. Ak Parti’nin de elinden alınması için var güçleriyle çalışan odakların mevcudiyetinden söz edilebilir. Benim kafam karıştı sahi Amerika Türkiye’de kimden yana? Erdoğan’ı mı yoksa Davutoğlu’nu mu muhatap kabul ediyor? (Bkz. 14 Eylül 2015/ Ak Parti Kongresi sonrasında Türkiye-Amerika ilişkileri ne olur? http://fikrikadim.com/2015/09/14/ak-parti-kongresi-sonrasinda-turkiye-amerika-iliskileri-ne-olur/)

CIA/NATO ve Gladyo’nun darbe girişimindeki rolü her geçen gün netleşiyor. Adalet Bakanı Bozdağ, ABD yönetimin her kademesinin darbeyi bildiği gibi FETÖ’nün darbe girişimi ile ilgili olarak yargı ve sivil bürokrasi içerisinde belli bir düzeyde olanların darbe girişimi ile ilgili olduklarını ve darbe girişiminden haberdar olduklarından emin olduğunu söyledi. Nitekim Darbe girişimi öncesi 2 kez gizlice Türkiye’yi ziyaret eden General John F. Campbell’ın hem Erzurum’da hem de Adana’daki İncirlik Üssü’nde sır görüşmeler gerçekleştirdiği belirtiliyor. Askeri kaynağa göre, ordu içerisinde görev yapan tüm subay kadrosunun eğilimleri konusunda hazırlık sürecini yöneten isim yine ABD’li General Campbell idi. İncirlik’te TSK’nın bütün subaylarını fişleten ABD’li John F. Campbell, darbe girişiminin organizatörü oldu.

Cuntacılara paralar ise Nijerya bankası kanalıyla CIA ekibince ulaştırıldığı ortaya çıktı. Nijerya bankasına paranın Suudi Arabistan kaynaklarından transfer edildiği söyleniyor. Fetöcü yapının üst düzey yöneticilerinden Fethullah Gülen’in sağ kolu Emre Çelik’in darbe girişiminden 6 gün sonra Beyaz Saray’da olduğu ortaya çıktı. Bu da gösteriyor ki ABDli yetkililer Türkiye’nin Fetullah Gülen’in iade talebini ciddiye almıyor. Ayrıca Woodrow Wilson Merkezi Ortadoğu Programı Direktörü Prof. Henri Barkey, Türkiye’nin NATO ve Amerika’ya muhtaç olduğunu, Brexit olayından sonra Avrupa’dan umudu kalmadığını, İngiltere’siz bir AB’nin Türkiye’yi almasının imkânsız olduğunu, Türkiye’nin ABD ile ilişkileri bozarsa Türkiye NATO ilişkisinin de bozulacağını, Türk tarafının bu riski almayacağını düşündüğünü, söylüyor. Henri Barkey boşuna konuşmuyor. Henri Barkey’in FETÖ ve PKK ile derin bağlantıları mevcut.

Henri Barkey’in Gülen’in ABD ayağı olan Rumi Forum organizasyonunda profesyonel olarak görev aldığı ve Gülen’in çalışmalarını tanıtmak için FETÖ’cü Prof. Ali Yurtsever ile birlikte ABD’de ciddi lobi yürüttüğü belirtiliyor. Dahası var! İzmirli Yahudi ailesinin çocuğu olan Barkley, Türkiye’de CIA istasyon şefliği yapmış, Ilımlı İslam Modeli‘ni savunan Graham Fuller‘in yakın çalışma arkadaşı ve birlikte “Kürt Sorunu” adlı kitabı yazdı. Fethullah Gülen’e sürekli övgüler düzen, “Ilımlı İslam” teorisyenlerinden Henri Barkey, darbe gecesi İstanbul Büyükada Splendid Palace‘da konuktu. Niye acaba? Büyükada Splendid Palace sembolik bir otel. 1908 yılında Müşir Kazım Paşa tarafından yaptırılan işgal yıllarında İngiliz Ordu Karargâhı olarak ta kullanmıştı. Darbe girişiminin gerçekleştiği 15 Temmuz’da CIA ajanı Henri Barkey’in İstanbul Büyükada’da bir toplantı yaptığı ve daha sonra darbenin başarısız olacağı anlaşılınca apar topar sekiz darbeci alçakla ayni helikopterde Yunanistan’a geçtiği bence yabana atılacak bir iddia değil! Çünkü o gece ele geçseydi hakkında verilen vur emri uygulanacaktı.

Darbe girişiminden sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümet, istihbarat zafiyeti olduğunu ifade ederken Silahlı Kuvvetleri’n yapısında bir takım değişikliklere gidileceğini belirtiyor. Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, Milli İstihbarat Teşkilatı’nda (MİT) ciddi ve köklü reformlar yapılacağını, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de eğitim planlarını da gözden geçirilmesi gerektiğini söylemişti. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehdi Eker, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile telefonda konuştuğunu, Fidan’ın kendisine “Bizi zorluyorlar, çok sıkıntı var” dediğini belirtti. Darbe girişimi Türkiye’nin dış politikada eksen ve rota değişikliğini hedef alıyordu. Türkiye’nin İngiliz Financial Times gazetesi, Ankara’nın darbe girişimi sonrası içine kapanmış göründüğünü ve bu durumun Suriye’de ABD liderliğindeki koalisyon ile muhaliflere zarar verdiğini yazdı. Financial Times’a konuşan Rusya’ya yakın bir diplomat da, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Türkiye’deki gelişmeleri dikkatle izlediğini Esad’ın, Türkiye’deki istikrarsızlığın Ankara’yı, Suriye’deki sorunun çözümü yolunda bir anlaşmaya itip itmeyeceğini görmeye çalıştığını belirtiyor.
Son tahlilde Moskova’nın Türkiye’yle sorunların çözümü ve sorunlu ilişkilerin düzelmesi kolay olmayacak ama bu yaşanan süreç birçoğunun beklediğinden daha hızlı gelişme potansiyeline sahip. Çünkü TSK bir NATO ordusuydu. Dolayısıyla darbe kalkışması sonrasında TSK’da komuta ve işlerlik zaafıyla belirginleşecek olan kriz aynı zamanda NATO’nun krizi olarak tarihe geçmiştir. Bazı uzmanların dediği gibi; Türkiye’deki başarısız darbe girişimi jeopolitik konjonktürü bir gecede değiştirerek Ankara’yı yeniden Moskova’ya yakınlaştırdı ve Washington’ın Ortadoğu haritasını yeniden çizme planını bozdu. Vatikan Şehir Devleti Sekreteri Kardinal Pietro Parolin’İn, darbe girişimi sonrası Türkiye’de yaşanan gelişmelerin endişe verici olduğunu söylemesi işte o nedenden!
Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39
[email protected]

Yorumlar