Başı bağlı kızlarımız da okusun, okumak herkesin hakkı

Putinin Suriya siyasəti və Rusiyanı gözləyən üç təhlükə – Kreml nələri səhv edir?

Brüksel’in Büyük Britanya’ya kestiği ceza Londra saldırısı!

Sırbistan Ordusu 10 Kasım Tatbikatı

Türkiye’nin Rusya ve Mülteci Politikaları

Gündem 1 Mart 2020
113

Türkiye, çok uzun zaman sonra ilk kez İdlib’de 33 askerinin şehit olmasıyla büyük bir yas yaşadı. Bir ülkeye bir anda 33 şehidin gelmesiyle ülke gündemi tamamıyla bu konuya kilitlendi ve herkes kendi zaviyesinden yorum yapmaya başladı. Hem şehit haberlerinin oluşturduğu gerginlik hem de farklı siyasi/ideolojik tarafların birbirlerine yönelik ithamları derken ülke gündemi oldukça gergin bir hal aldı.

Türkiye, Rusya ile yakın ilişkileri olan, NATO ve ABD ile arasında gerilim olması pahasına S-400 alan ancak buna karşın Suriye ve Libya’da Rusya ile karşı karşıya gelebilen bir ülke. Ki dış politikada bazen böyle durumlar da olabilir… Açıkçası Türkiye’nin bazen Atlantik hattını dengelemek için Avrasya hattı ile yakınlaşmasını anlayabiliyorum ancak bazen bu yakınlığın seviyesinin ve dozunun da kaçtığını düşünüyorum. Zira, Rusya ile ortak çıkarımızdan çok çıkarlarımızın çatışması söz konusu…

Türkiye’nin İdlib’de verdiği acı kayıp sonrası Rusya ile gerilimi tırmandırmak istemediği ortada, aynı durumu Rusya’nın da yaşadığı bir gerçek ki, “gerilimi yükseltmek istemiyoruz” açıklamaları yaptılar. Ancak, İdlib’de Esed Rejimi’nin Türkiye’ye yönelik saldırısının Rusya desteğiyle yapıldığı maalesef ortada, yani rejimin en büyük destekçisi Rusya… Buna rağmen devlet bazında gerilim tırmanmasın diye halen diplomasi trafiği yürütebilmek için Rusya ismi pek zikredilmiyor, bunu anlayabiliyorum ancak en azından medya ve STK bazında, devlet sorumluluğu dışında bu elim olaydaki Rusya etkisi konuşulabilirdi, bunun eksikliği görülüyor ve bunun doğru olmadığını düşünüyorum.

Dış politikada sadece Türkiye değil hiçbir ülke bir diğer ülkeye sonsuz derecede güvenmez, onlara güvenip adım atmaz. Tabi bu durumda Rusya gibi yayılmacı ülkeler söz konusu olduğunda daha dikkatli olmak da gerekebilir. Ancak sanıyorum Türkiye bu noktayı biraz es geçiyor. Dolayısıyla hatırlatmak gerekiyor.

Pek konuşulmayan ancak konuşulursa hepimizi rahatsız edecek olan bir açıklama da bu süreçte oldukça dikkatimizi çekiyor; Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi Feridun Siniroğlu’nun BM’de yaptığı konuşma… Siniroğlu, Türk askerine yapılan saldırı sırasında Rusya’nın Esed Rejimi uçaklarına eşlik ettiğini ve saldırı sırasında Türk askerinin orada yalnız olduğunu ifade etmiş. Yani Rusya’nın açıklamalarını çürüten açıklamalar yapmış. Bu önemli detaylar maalesef Türkiye kamuoyunda pek konuşulmuyor.

Türkiye, Rusya ile gerilimi tırmandırmadan İdlib meselesini çözmek isterken Başkan Erdoğan açıkça Rusya’ya “Rejim ile bizim aramızdan çekilin” teklifi yaptı. Ancak Rusya’nın buna olumlu cevap vereceğini pek sanmıyorum zira Rusya Suriye gibi bir yıkımda kimsenin kazanması mümkün olmamasına rağmen, kârlı çıkan taraf olmayı başardı ve bundan vazgeçeceğini hiç sanmıyorum.

Bir anda 33 askerin şehit edilmesi sonrası Türkiye de cevaben rejime saldırılarını arttırdı. Rakamların net olmaması ve bazen abartılı tutulması nedeniyle rakam paylaşmayacağım ancak en azından Rus gazetecilerin bile itiraf etmek zorunda kaldığı şeyi paylaşmak istiyorum; Türk drone’ları bölgede hareket eden her şeyi vuruyor ve net görüntü alabiliyor. Acımızı geçirmese de, hafifletmese de bu tip haberler az da olsa teselli olmamıza neden oluyor.

Bugünkü yazıda Türkiye’nin bugünlerde çokça tartışılan “Suriye’de, İdlib’de ne işi olduğu” gündemine girmeyi en azından şimdilik gerekli görmüyorum bu konuyla ilgili olarak belki daha sonra etraflıca bir yazı yazabilirim ancak şimdilik şu kadarını söylemekle yetineyim; Türkiye’nin İdlib’de olmasının savunulur ya da karşı çıkılabilir gerekçeleri olabilir ancak temel problem bu gerekçelerin makûl zeminde değil tarafgirlik ya da karşıtlık üzerinden siyasi amaçlar üzerinden tartışılıyor olması. Hal böyle olunca da konuşulacak bir ortam oluşmuyor. Dahası konuşmanın zor olduğu günlerden geçerken riskli konulara girememek İdlib’de olunmasının sadece ama sadece küçük bir nedeni olarak önümüzde duruyor.

Geçtiğimiz haftalarda da ifade etmeye çalışmıştım, Türkiye’nin, Esed rejimi gibi iktidarda kalmak pahasına kendi halkını kimyasal silahlarla öldüren bir zorbanın karşısında olmasından, ona bazen göz açtırmamasından oldukça memnunum. Türkiye’nin Suriye politikası da zaten Esed’in gitmesi ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması yönünde ki burada bir problem yok. Ancak Türkiye’nin İdlib acısı sonrası Rusya politikasını tekrardan gözden geçirmesi gerektiği de ortada, zaten bu nedenle olay İdlib’de geçiyor olsa da yazımın başlığını “Türkiye’nin Suriye Politikası” olarak değil “Türkiye’nin Rusya Politikası” olarak seçtim. Hazır Rus menşeili haber ajansları “Hatay” konusunu tartışmaya açmışken, en azından toprak bütünlüğümüz üzerinden biraz daha düşünmek gerekmez mi?

Türkiye’nin Mülteci Politikası

Türkiye, Suriye’den gelen sığınmacıların, mültecilerin, göçmenlerin gerçek anlamda evi olmuş, bu insani politika ile yüzümüzü güldürmüş bir ülke. Mülteci politikalarının eksiği olsa dahi çaresiz insanlara kapılarını açmanın gönül zenginliği tarifsiz. Mülteci politikalarına karşı olanları da bu yüce gönüllülükle bertaraf etmek mümkün oldu. Aynı zamanda mülteciler konusunda başta Avrupa olmak üzere tüm dünya Türkiye’yi yalnız bıraktı ve Türkiye gerçek anlamda zor pozisyonlarda kaldı. Ama yine de insani politikalarından çok şükür vazgeçmedi.

Ancak İdlib gündemi ile birlikte Türkiye, sınırlardan geçmek isteyen kişileri engellemeyeceğini ifade etmeye başladı. Bir günde, mülteci politikaları konusunda eleştiride bulunan kesimler “bu insanları nasıl göndeririz” dönüşlerine kapılırken; mülteci politikalarını sonuna kadar destekleyenler “insanları zorla tutamayız, zaten onlar mülteci değil, düzensiz göçmen” dönüşlerine savruldu. Mazur görün lütfen; ben bu denli hızlı fikir değişmelerini, insani ve vicdani politikalardan real politik gündemlere geçişleri pek beceremiyorum dolayısıyla kış soğuğunda insanlara sıcak ortam açan Türkiye’nin, kış soğuğunda yaka paça kavga gürültü halinde otobüslere binmesini, kıyılarda lastik botlara ellerinde çocuklarla taşınmasının savunmasını anlayamıyorum. Aynen bu görüntülerin Türkiye’de bir günde nasıl yaşandığını anlayamadığım gibi…

Cemile Bayraktar
Gazeteci-Yazar

şarkulavsat

Yorumlar