Növbədənkənar parlament seçkilərinin Ermənistanın daxili və xarici siyasəti üçün nəticələri

Yunanistan Savunma BakanınınNATO geleceği konusunda görüşleri

Putin Koçaryan Pasinyan

Նոր հեղափոխություն Հայաստանին այդքան մոտ. ինչ է կատարվում

Türkiye’nin “Doğuya Doğru Politikası”nda Avrasya Jeopolitiği ve Özbekistan

Türkiye 14 Kasım 2016
409

Türkiye’nin stratejik ufkunu, vizyonunu ABD-NATO eksenli Batı ile sınırlı tutmak en başta tarihimize ve misyon anlayışımıza yapılacak en büyük haksızlık, hatta ihanet olacaktır. Türkiye’ye son iki asırdır yaptırılan şey de aslında budur. Türkiye; yakın çevresini sadece Suriye ve Irak olarak gördüğü sürece içinde bulunduğu girdaptan kurtulması mümkün değildir.

Bunun için öncelikle yeni bir stratejik zihniyete/akla ve stratejik bakış açısı ile derinliğe ihtiyaç vardır. Bu noktada, Türkiye’nin bu kısır döngüden kurtulması için son iki yüz yıllık dönemde de zaman zaman başvurduğu tarihsel hafızasını tekrar devreye sokması ve tarihsel coğrafyasına yönelmesi kaçınılmazdır. Zira, Milli Mücadele yıllarına da bakıldığında o stratejik aklın emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesini sadece Anadolu ile sınırlı tutmadığı; hemen güneyinde Suriye ve Irak merkezli Kuvayi Milliye cephelerinin yanında, Türkistan merkezli bir mücadeleyi de esas aldığı görülmektedir.

Bu noktada, Türkiye’nin stratejik derinliğini, bir diğer ifadeyle yakın çevre anlayışını çok daha ötelerden başlatması gerekmektedir. Böylece Türkiye, kendisini hemen güneyinde, Ortadoğu’da önce kuşatmak, akabinde ise gömmek isteyenlere karşı başta manevra alanı olmak üzere, büyük bir avantaj kazanacaktır. Bu genişletilmiş yakın çevreyi tarihsel bir bakış açısı ile ifade etmek gerekirse bunun Osmanlı coğrafyası ile birlikte Büyük Selçuklu coğrafyasını da içine aldığı görülmektedir. Yani, Doğu ile Batı arasındaki güç mücadelesine sahne olan ve Türk-İslam dünyasını kan ve gözyaşına iten Yeni (Son) Büyük Oyun’un sahnelendiği yer.
Yeni bir dünya inşa sürecinde konjonktür, Türkiye’yi dengeye dayalı çok boyutlu bir dış politikaya ve böylesi bir açılıma zorlamaktadır. Bu yönelim, hiç kuşkusuz, Türkiye’nin en temelde beka temelli güvenlik arayışlarına da büyük ölçüde cevap olacaktır. Dolayısıyla bu; mevcut sürecin Ankara’ya tercihler bağlamında dayattığı bir zorunluluktur.

Bu da Türkiye’nin yeni bir doğu politikasına ihtiyacı ile eşdeğerdir. Türkiye, en azından, Batı ile ilişkilerinde yaşadığı sıkıntılı süreci ve bu bağlamda ipuçlarını verdiği “Yeni Batı Politikası”nı hayata geçirebilmesi adına böylesi bir politikaya ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç, aynı zamanda 27 Haziran’da tekrar uygulamaya koyduğu, “Avrasya Birliği Projesi” hedefli, Avrasya halkları ile güçlü bir işbirliğini esas alan “Avrasya Açılımı” açısından da tamamlayıcı boyutuyla büyük bir önem arz etmektedir.
Dolayısıyla, Türkiye’nin “Yeni Doğu Politikası”: 1) Öncelikle Batı ile ilişkilerindeki bağımlılığı bitirme ve iç-dış siyasette hâkim olan Batıcı anlayışı dengeleme, gerekirse o çarpık anlayışı tasfiye etme; 2) Doğu ile başlatılan Avrasya Birliği Projesi merkezli yeni yönelimde dengeyi sağlama ve daha sağlıklı bir Avrasya kimliğinin inşasına hizmet etme; 3) Türkiye’yi kuşatma politikasına karşı yürütülen mücadelede derinlik kazandırma; 4) Avrasya merkezli yeni oyunu bozma; 5) Dolayısıyla da, Türk-İslam coğrafyasında barış, istikrar ve refahın sağlanması noktasında oldukça önemli bir adım olacaktır.

Avrasya’nın Kalbi: Özbekistan

Bu noktada Türkiye’nin Orta Asya merkezli olarak Türk dünyasına yönelmesi kaçınılmaz bir hal almıştır. Türkiye’nin burada, özellikle de Özbekistan ağırlıklı başlatacağı yeni bir sayfa, sadece bu ülke ile ikili ilişkiler bağlamında değil; bölgesel-küresel dengeler ve güç mücadelesinin seyri açısından da önem arz etmektedir.
Unutulmamalıdır ki, Özbekistan Avrasya Jeopolitiğinin en kilit ülkelerinden birisidir. Orta Asya’da ise tartışmasız en başta gelenidir. Bunun için bu ülkenin mevcut sınırları ile tarihsel arka planına bakmak fazlasıyla yeterli olacaktır. Nitekim tarihsel deneyim ile birlikte sahip olduğu dinamik ve üretken nüfus potansiyeli, 2050 projeksiyonlarında bu ülkeyi çok daha farklı bir noktada göstermektedir.
Dolayısıyla, coğrafyanın sahip olduğu potansiyeller, pasifler; gelecek adına çok büyük bir avantaja işaret etmektedir; özellikle de önce oyun bozucu akabinde ise oyun kurucu niteliği ile… Önemli olan, bu potansiyeli aktife çevirebilecek güçlü işbirlikleri ve bu noktada atılacak güçlü ve kararlı yeni bir adımdır.
Özbekistan’ın güvenliği, güçlü bir Özbekistan’ın inşası/varlığı; Türkiye’nin bölgedeki çıkarları ve bölge açısından da büyük bir önem arz etmektedir. Bu bağlamda Türkiye ve Özbekistan’ın ortaya koyacağı işbirliği, sadece ikili ilişkiler anlamında değil, coğrafyanın ve tüm dünyanın barış, istikrar ve refahı açısından da büyük bir önem arz etmektedir. Arzu edenler tarihi ipek yoluna ve bu noktada her iki ülkenin oynadığı rollere bakabilirler. Ne zamanki bu iki ülke gücü kaybetmiş; Türk-İslam dünyası da kaybetmiştir.

Özbekistan ile Yeni Bir Sayfa…
Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önce gönüllerde sonrasında kâğıt üzerinde “Ebedi Dostluk ve İşbirliği Anlaşması”nı imzaladığımız Özbekistan’a gerçekleştireceği ziyaret, sadece Özbekistan ile değil; Türk dünyası ile ilişkiler bağlamında da yeni bir dönemin başlangıcı olacaktır.

Başbakanlığı döneminde, 2003’te Taşkent’e giden ve rahmetli Devlet Başkanı İslam Kerimov ile görüşen Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın Semerkant’ı da içine alacak bu ziyareti hiç kuşkusuz başta Türk ve Özbek halkı olmak üzere, tüm coğrafyanın beklentisidir. Bu ziyaret, tüm oyunları bozacaktır!

Dünyada yeni bir dönem başlar iken; Türkiye-Özbekistan ilişkilerinde yeni bir dönemin başlaması artık kaçınılmazdır. İstanbul-Taşkent-Buhara ve Semerkant bir kez daha coğrafyada barış, istikrar, huzur ve refah adına tarihi pozitif bir yol oynayabilir. Tarihsel misyon anlayışları böylesi bir işbirliğini her iki ülkeye mecbur kılmaktadır. Bu konuyu ela almaya devam edeceğiz; çünkü daha yeni başlıyor…

Mehmet Seyfettin Erol

Yorumlar