Qazaxıstanı qarışdıran qatillər və “erməni inqilabı”nın geosiyasi hədəfləri

Ankara Şam arasında Esma Esat’ın meme kanseri tedavisi üzerinden sağlık diplomasisi!

Otorite Tipolojileri ve Velayeti Fakih Sistemi: İran Siyasal Sisteminin Geleceği

İran halkının korkulu rüyası BESİC teşkilatı

TÜRKİYE’NİN DEMOKRASİ SINAVI

Gündem 15 Temmuz 2020
217

Cumhuriyet ile tanışan yeni Türk devleti çok partili siyasi hayata geçmek için birçok kez denemede bulunmuş ancak sistem daha oturmadığı için bu girişimler ne yazık ki başarısız olmuştur. 1948 yılına gelindiğinde ise çok partili siyasi yaşama geçilmiş ve 1950 yılında demokrat parti seçimi kazanarak tek başına iktidara gelmiştir. Sancılı geçen 10 yılın ardından 1960 yılında demokrasiye ilk darbe vurulmuştur. Türkiye ilk askeri darbesi ile tanışmıştı. Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi olarak kayıtlara geçecek bu olay halk tarafından kaygı ve teessürle karşılanırken,” başarıya ulaşan darbeciler parolalarını dile getiriyorlardı; “Dündar Seyhan’ın oğlu sınıfını geçti’’. Menderes tutuklanmış, tanklar Ankara sokaklarına dökülmüş, Çankaya Köşkünün etrafı sarılmıştı. Halk bir gün sonra darbeyi radyo ve gazetelerden öğrenirken. Hukuksuz şekilde yargılanan, halkın hür iradesiyle getirdiği iktidar kanlı bir şekilde hükümetin başından indiriliyordu. Darbeciler, bu davranışlarıyla halkın kararını tanımayarak milletin iradesini hiçe saymışlardı. Halkın mecliste seçtiği temsilcisi ise idam edildi. Yeni anayasa hazırlanmış ve Türkiye genel seçime giderek demokrasiyle yeniden buluşmaya hazırlanıyordu. Seçimler tekrarlandı fakat ordu bu durumdan yine rahatsızdı. Ordu kendi içinde gerilim yaşıyordu. Bir yanda karacılar, diğer yanda havacılar vardı. 1960’da darbe yapanlar iki yıl sonra başka bir darbe ile karşı karşıya kaldılar. Albay Talat Aydemir ilk kansız ve başarısız darbesini gerçekleştirmişti fakat vazgeçmeyen Aydemir bir yıl arayla tekrardan darbe girişiminde bulunarak kanlı ve başarısız bir darbe girişimi gerçekleştirdi. Bunun sonucunda ise İnönü, Aydemir’in idam edilmesine karar vermiştir. Bu dönemde sağcı ve solcu çatışması da aynı zamanda başlamıştı. Ülkede çatışmalar had safhaya ulaşınca halk artık dayanamıyor ve sokaklarda yürüyüşler, protesto gösterileri düzenleniyordu. Hükümet koalisyonu kurup 60 günlük sıkıyönetim ilan etmişti. Sonu kesilmeyen katliamlar orduyu rahatsız etmeye başlayınca Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanına bir muhtıra vererek, hükümetin istifasını ve yeni bir hükümet kurulmasını istediler. Başbakan Süleyman Demirel de bu muhtıra sonrası istifa etti. Bu olay tarihe 12 Mart 1971 muhtırası (darbesi) olarak geçti. Bu olaylardan sonra Türkiye’de üst üste katliamlar başladı. Öğrencilerin üzerine atılan bombalar, evlerinde öldürülen işçiler, 1 Mayıs olayı, önde gelen isimlerin suikaste kurban gitmesi, ülkenin cumhurbaşkanının seçilememesi ve birçok olaylara şahitlik ediliyordu. Bu olaylar sonucunda ordu duruma el atmaya karar vermişti. Muhtıranın ardından silahlı kuvvetleri yönetime üçüncü kez müdahalede bulundu. Kenan Evren 12 Eylül 1980 sabahı darbe yaptı. Darbe sabahı tanklar yine sokaklara döküldü halk o sabah tankların paletlerinden çıkan sesler ile uyandı. Evlerden, sokaklardan masum insanlar gözaltına alınıyor, radyolardan da Harbiye marşı çalınıyordu. TRT’de darbe bildirisi okundu. Kenan Evren sağdan ve soldan olmak üzere 49 kişiyi asmıştı. Halk bu durumda askere karşı cesareti olamadığı için engelleyemedi. Türkiye demokrasisi gittikçe yara almıştı. Kenan Evren’in 17 yaşında yaşını büyüterek idam ettirdiği Erdal Eren için söylediği “Asmayalım da besleyelim mi?” sözü yıllarca hafızalarda yer edindi. Alınan kararlar uzun yıllar etkisini gösterecek travmalara sebep oldu. Bu karanlık günler unutulmamak üzere tarihe geçti.
Yıl 2016 yine bir cuma akşamı. Tüm darbeler cuma akşamında olduğu gibi bu darbe girişimi de Cuma akşamıydı. İlk önce tanklar sokağa çıkmıştı. TRT’de haber sunucusunun rehin alınması ve silah zoru ile okutulan bir bildirge. İstanbul b-Boğaz Köprüsü’nü kapatan bir ordu vardı. Fakat bu defa ordu Türkiye Cumhuriyeti’nin ordusu değildi. Ordunun içine sızmış, Fethullah Gülen cemaati adı altında kurulmuş bir terör örgütüydü. Sadece ordu değildi aslında birçok kamu alanında, eğitimde, siyasette… Ülkenin genç askerlerine tatbikat denilmişti. Olan bitenden haberleri olmayan yüzlerce Mehmetçik ise darbecilerin hain ve kirli planları için kandırılmıştı. Halkın gözü önünde helikopterler ile açılan ateşler, polis harekat daire başkanlığına atılan bombalar, havalimanına işgal girişimleri ve daha fazlası. Televizyonda darbe bildirisi okunmuş. Ülkenin cumhurbaşkanı bir haber ajansına canlı yayın ile bağlanarak halkı sokağa davet edip darbeyi durdurun çağrılarında bulunuyordu.
Kimi yatağından pijaması ile kalktı eline bayrağı aldı kimi ailesi ile otururken bayrağını alıp ailesine kocaman sarılıp çıktı kimileri ise sela sesleri ile uyandı. O an kulakların duyduğu bir sela sesi, gözlerin gördüğü ise gökyüzünden insanların üzerine yağan mermilerdi, insanlar elinde bayrağıyla kendi selasına koşuyordu adeta. İnsanlar canı pahasına kendilerini ateşe atarken çocuklarımız babasız kalabilir fakat vatansız yaşayamaz bilinci ile tankları durdurmak için seferber olmuşlardı. Kimi elinde bayrak tankın önüne yatarak canını siper etti, kimileri hiç bilmediği halde tankı sürmeye başladı, kimileri ise tankı durdurmak için egzoz kısmına üstündeki kıyafetleri sokmaya çalıştı. Bu ülke tarihinde birçok darbeye şahitlik etmiş olsa da darbe sahnelerinde fazlası ile yara almıştı. Bu millet darbelere her ne kadar alışık da olsa bu defa farklıydı. Tam kabuk bağladı derken bu defa da bir cemaat adı altında bir örgüt ile karşı karşıya kalmıştı. Geçmişteki darbelerin aksine bu sefer planda olmayan bir durum vardı. Halk ilk kez bir darbeyi engellemek için sokağa dökülmüş. Sağcısı, solcusu, yaşlısı, çocuğu, dini, ırkı ayırt etmeksizin el ele mücadele eden bir halk ordusu vardı. Halk ilk kez bu kadar güçlüydü. Trafikten yollar kapanmıştı insanlar akın akın köprüye, havaalanına, meydanlara koşuyordu. Halkın ağzından dökülen tek cümle, ‘asker kışlaya’ oldu. Sadece İstanbul’da, Ankara’da değil ülkenin dört bir yanından insanlar meydanda dimdik durdu. O gece acımadılar. Savunmasız ve masum halkın üstüne ateş açtılar. En kötüsü ise ülkenin askeri ülkenin polisine ateş ediyordu. Polis ile beraber mücadele eden halkımız tek tek tüm gece işgal edilen bölgeleri kurtardılar. Askerlerimiz gerçekleri öğrendiğinde ise polise sarılarak biz aldatıldık diyerek göz yaşlarına boğuldular. Halkımız askerlerimizi kucaklamışlardı. Sabahın ilk ışıkları ile üst kademede darbeyi organize edenler tutuklanmıştı.15 Temmuz darbe girişimi Türkiye tarihinde halkın engellediği tek darbe olarak tarihe adını böyle yazdırmıştı.
Bu millet hiçbir zaman boyun eğmedi. Kadını kamyon sürerek üstlerine gitti. Çocuğu korkmayıp elinde bayrağı ile dimdik yürüdü. Erkeği göğsünü siper etti. Yaşlısı geçmişte yapamadığını şimdi aynı şeyleri yaşamamak için gücünün son noktasına kadar mücadele etti. Bu darbe, her zaman özgür yaşamış, tarihi şan ve şerefle dolu olan Milletimizin asla esir edilemeyeceğinin bir kere daha yüksek sesle cihana haykırışlarıydı. Bu millet vatanının hiçbir yerini teslim etmedi. Dinini, şerefini, namusunu canı pahasına koruyan kahramanlarımızın kanı dökülmüştü. Demokrasi şehitleri olarak tarihte adlarını ölümsüzleştirmişlerdi. Ülkenin dört bir yanında günlerce demokrasi nöbeti tutuldu. Türk milleti o gece gücünü iç ve dış dünyaya tekrardan gösterip, hatırlattı. Bir yanımız bu vatan uğruna verilen şehitler için hüzünlenirken bir yanımızda bu kahraman milletin verdiği güçle saatler içerisinde olayın seyrini değiştiren bir kıvanç vardı. İstiklal marşımızın ilk kelimesinde dediği gibi halk, ‘Korkma’ kelimesini o gece yaşatan bir destansı bir milletti. Bir milleti ‘millet’ yapan hasletler vardır. Ve bundan dolayı ki Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler. Ne mutlu bunların farkına varabilene.

https://serifebarazi13.wixsite.com/website

Şerife Barazi

Yorumlar