PAŞİNYANIN 17 AVQUST MİTİNQİ KİMLƏRƏ MESAJ İDİ?

Rus milletvekilinden Türkiye’ye tavsiye: Boğazları Amerikan gemilerine kapatınız

ABŞ-ın Türkiyəyə hücumunun ŞİFRƏLƏRİ: Qalib kim olacaq?

Fas’taki Fetöcüler PKKlılar IŞİDci Türkler ve Türk mafyası!

TÜRKİYE YÜZÜNÜ NEREYE DÖNMELİ?

Türkiye 26 Kasım 2016
454

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Özbekistan dönüşü uçakta gazetecilere “Türkiye’nin Şanghay 5’lisi içinde yer alması fikrini, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile paylaştığını” tekrarlaması üzerine “Türkiye yüzünü nereye dönmeli?” şeklinde bir tartışma başladı. Aslında bu tartışma yeni değil. Türkiye soğuk savaş döneminin ardından ve özellikle 1992 yılı ile birlikte uzunca bir süredir bu tartışma alanının üzerinde oturuyor.

Türkiye AB üyesi mi olmalı?

Avrasya Birliği’ne mi girmeli?

NATO’da mı kalmalı?

İslam coğrafyasına mı dönmeli?

Türk Birliği’ni mi kurmalı?

Yoksa Şanghay’a mı katılmalı?

Bu ve benzeri yaklaşımların Türkiye açısından olumlu ve olumsuz şekilde irdelenebilecek yanları bulunuyor. Bir defa böylesine büyük bir kapsama alanında yüzünü farklı yönlere çevirebilme özelliği dünyada çok az ülkenin konuşup, tartışabileceği bir avantaj ya da ayırt edici durum. Düşünsenize bir yandan İslam coğrafyasında bulunuyorsunuz, bir yandan batı çeperinde gözüküyorsunuz, diğer yandan okyanus ötesiyle müttefiklik ilişkisinde bulunuyorsunuz… Hele ki bir zamanlar Türk Dünyası denilince onun merkezi sayılıyorsunuz ya! Bu farklılık çok az millete nasip olur.

Ancak gelin görün ki meydana gelen küresel gelişmeler ve sistemin sınırları içerisinde yapılan birçok hata nedeniyle bugün ne İslam coğrafyasında, ne batı çeperinde ve okyanus ötesinde, ne de Türk Dünyasında bir şeyleri inşa ederek belirleyici olma rolüne ulaşmamız istenmiyor. Belirtilen küresel sebeplerin salt ülkeler arasındaki tarihsel ve kültürel etkileşimlerle açıklanması da mümkün değil. Zira şu rakamlara bakıldığında meselenin arka planında nasıl bir “ahtapot” olduğu anlaşılabilir.

– 2015 yılı OECD raporuna göre nüfusun en zengin %10’u en fakir %10’dan 9,6 kat daha fazla kazanıyor. Bu oran 1980’de 7,1 1990’da ise 8,1 katındaydı.

– OXFAM raporuna göre dünyanın en zengin 62 kişisinin serveti en fakir yarısının servetinden daha fazla olup, 2010-2015 döneminde bu fark 3 katına çıkmış.

– Dünyada küresel 200 şirketin toplam kaynağı (7,1 Trilyon Dolar) BM içerisinde olan 189 ülkenin 182’sinin büyüklüğünden daha fazla.

– Ve en büyük 2000 küresel şirketin 580’i ABD’de, 235’i Çin’de, 486’sı Avrupa alanında faaliyet gösteriyor. Çin’i sırasıyla Japonya ve İngiltere takip ediyor.

Meseleye bu açıdan bakıldığında dünyayı ve dolayısıyla karşımızda duran bölgesel ittifakları kimlerin, hangi saiklerle yönlendirdiğini tespit edebilmek güç değil. Küreselleşme olgusu öylesine bir rekabet ve dönüşüm alanı meydana getiriyor ki Richard Sennet’in belirttiği gibi ABD’de bile eğitimli ve vasıflı işgücü üzerinde durdurulması zor bir “karakter aşınması” ve umutsuzluk hali yaratıyor. Yeni kapitalizmin acımasız yüzü artık dev şirketlerin ulusüstü sistemleri ele geçirme süreçlerine tanıklık ediyor.

Biz de bu büyük fotoğrafı çoğunlukla görmezden gelip bir ilden bir başka ile taşınabilmenin naifliğinde Avrupa’mı yoksa Şanghay mı olsun? tartışmasına sürükleniyoruz…

Çok açık bir gerçek var ki dünya enerji kaynaklarının dörtte üçüne sahip Avrasya’da, kaynakların çıkarılması, kullanımı ve aktarılması konusunda doğrudan ve dolaylı ilişkili olan ülkelerin hemen hepsinin Türkiye’nin yüzünü dönebileceği birliklerle iç içe olduğu görülüyor.

Peki o halde Türkiye nerede duracak?

Türkiye kendi çıkarları ve oyun kurgusu içerisinde Türk Dünyasını her alanda işbirliğine taşıyacak, İslam coğrafyasında Türkiye’yi bir çekim merkezi kılacak ve AB ülkelerinin her biriyle karşılıklılık ilkesini hayata geçirecek ekonomik, siyasal ve hukuki süreçler meydana getirmelidir. Bu süreçlerin birbiriyle etkileşim içerisinde olması kaçınılmazdır. Çünkü Türkiye batı sisteminde güçlendiğinde Türk Dünyasında etkinleşecek, İslam coğrafyasında değeri arttıkça batıda kabul görecek ve Türk Dünyasının çekim merkezi olduğunda aynı zamanda Avrasya’da da alternatiflerin odağı olacaktır. Kürşat Zorlu

Yorumlar