Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

Rus televizyon: O gece NATO neden Erdoğan’a yönelik olası suikasta göz yumdu

Putin Merkel görüşmesi

Türkiye Irak’a girmedi değil ABD sokmadı!

Türkiye 16 Mayıs 2016
2.206

Türkiye Irak’a girmedi değil ABD sokmadı!
ömür
Türkiye’nin Musul ve Kerkük’ü sınırlarına dahil etmek için Amerika’nın kuyruğuna takılmasının sonuçları, Osmanlı tarihindeki Viyana kuşatmalarına ne de çok benziyor. İlki Türk halkının maalesef “Muhteşem Süleyman” dizi setinden tanıdığı, Kanuni Sultan Süleyman komutasındaki 120.000 kişilik Osmanlı ordusu tarafından 27 Eylül-16 Ekim 1529 tarihlerinde Avusturya Arşidüklüğü’nün başkenti Viyana’nın kuşatılmasıdır. Başarısız olan kuşatma sonucunda kale alınamamış ve Osmanlı ordusu İstanbul’a geri dönmüştü. İkincisi ise 14 Temmuz-12 Eylül 1683 arasında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından sevk ve idare edilen Osmanlı ordusunun Viyana’yı muhasara etmesi ve yenilerek geri çekilmesidir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Viyana hezimetinin sorumlusu görülmüş ve geçmişteki hizmetleri dahi göz önünde bulundurulmadan idam edilmişti. Musul hikayesi de biraz Viyana kuşatmasına benziyor.
İşin garip tarafı sivil yöneticiler ile askeri zümre arasında Musul ve Kerkük’ün yeniden sınırlarımıza dâhili konusunda Mustafa Kemal Paşa’nın bu konudaki düşünce ve amelinin çok net olmasına rağmen bir konsensüsün sağlamamasıdır. İşin garip tarafı diyorum çünkü siviller bu dâhil etme konusunda askerlere göre daha hevesli görünüyorlar. Kemalist bilinen askerler ise sivillere göre daha az istekli bir düşük bir profil sergiliyor. Bilindiği gibi Mustafa Kemal Paşa; “Türk milletini teşkil eden Müslüman¬ unsurlar” hakkında 1 Mayıs 1336 (1920) tarihinde Mecliste yaptığı bir konuşmasında da milli sınırlarımızı çizerken “Musul, Süleymaniye ve Kerkük” üzerindeki düşüncelerini çok açık olarak şöyle belirtmiştir: Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki birincisi olan hudud meselesi tayin ve tespit edilirken hudud-u millimiz İskenderun’un cenubundan geçer, şarka doğru uzanarak Musul’u Süleymaniye’yi Kerkük’ü ihtiva eder. İşte hudud-u millimiz budur dedik !” sözleriyle izlenecek stratejinin yol haritasını çizmişti.
Hatta bu konuda vasiyeti olduğuna dair araştırılması gereken bazı anlatımlardan söz ediliyor. Bunlardan biri de Yalçın Küçük kaynaklı. Yalçın Küçük İsmet İnönü’nün de Atatürk’ün vasiyetini Bülent Ecevit’e aktardığını savundu. Küçük, ‘İsmet İnönü CHP’nin genel sekreteri olduğu sırada Ecevit’i yanına çağırdı. ‘Atatürk bana Musul’u al diye vasiyet etmişti. İlerde sen başbakan olacaksın. Fırsatını bulursan Musul’u al’ dediğini iddia etmişti. Yalçın Küçük, Ecevit’in bu vasiyeti son ziyareti sırasında cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e açtığını ve ‘Musul’u almamız lazım, yoksa onlar gelip alacak’ dediğini söylüyor. Şimdi sorulacak soru şu; eğer ortada gerçekten böyle bir vasiyet varsa TSK neden ayak sürüsün?
Musul meselesi Türkiye’de bir genelkurmay başkanının istifasına neden olacak kadar netameli bir konu. Org. Necip Torumtay, görev süresi dolmadan istifa eden ilk Genelkurmay Başkanı olarak tarihe geçmişti. 1. Körfez Savaşı nedeniyle Özal’la görüş ayrılığı yaşayan Torumtay, “İnandığım prensiplerle ve devlet anlayışımla hizmete devamı mümkün görmediğim için istifa ediyorum” diyerek görevinden ayrılmıştı. Dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal, Irak’a karşı ABD ile işbirliği yaparak savaşa girmek istiyordu. Genelkurmay başkanı ise, ordunun yeterli teçhizata sahip olmaması nedeniyle buna karşı çıkıyordu. Tepki olarak da istifasını başbakan Turgut Özal’a sunmuştu. Basında, Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından Irak’a karşı ABD ile beraber hareket edilerek “Musul ve Kerkük sorununun çözülmesi” kararına uymak istemediği iddia edildi.

Özal’ın vefatından altı ay kadar önce danışmanlarına şu değerlendirmeyi yaptığı aktarılıyor; “Özal’a göre Türkiye’deki Kürt meselesi ve Irak sorunu ileride Türkiye’nin başına büyük belalar açacaktı. Türkiye, ABD ile birlikte hareket etmek ve bu coğrafyanın egemen devleti olmak zorundaydı. Atatürk’ün hülyası olan Musul Kerkük’ü de içine alarak tüm Kürt nüfusunu da Türkiye’ye dâhil etmek hayal değildi. Bu konuda Kürtlere büyük güven duyuyor ve Türklerle Kürtlerin bin yıllık birlikteliğini hiçbir güç bozamazdı.” Yani Özal, bölgenin süper gücü olmak istiyordu. Musul ve Kerkük’ü alma planları vardı. Lakin Zalmay Halilzad’ın hatıralarını kaleme aldığı 2 ay önce yayımlanan, “Envo” isimli kitabında yer alan bazı bilgiler, Türkiye’nin Irak’a girme kararı vermiş olsa dahi ABD’nin bu kararın uygulanmasına izin vermeyeceğine dair önemli ayrıntılar içermekte.

Kitabın yazarı Zalmay Halilzad 1951 Afganistan Mezar-ı Şerif doğumlu. Zalmay Halilzad, Öğrenimi için 16 yaşında Kabil’e giderek, “Amerikan Dostları Derneği”ne üye olabilecek kadar gözü açık birisi. ABD’de, çeşitli başarılarıyla dikkatleri çeken Halilzad ,Chicago Üniversitesi’ne gönderilmiş. 1984’te ABD Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmaya başlayan Halilzad, ABD dış siyasetini belirleyen grup arasında yerini alanlardan. ABD hariciyesinde hızla yükselen Zalmay Halilzad 2003-2005 arasında ABD’nin Afganistan, 2005-2007 tarihleri arasında da Irak büyükelçisi olarak görev yapmış. 2007’de ABD’nin BM Daimi Temsilcisi olan Zalmay Halilzad. 200’den fazla kitap, makale ve rapora imza atmış bir isim. Zalmay Halilzad’ın eserleri Türkçe, Arapça, Çince, Almanca, Japonca’ gibi dillere çevrilmiş. İşte yazıya konu olan ABD’nin Irak politikasında Türkiye’ye biçtiği rolü bu görev yıllarında aldığı notlardan öğreniyoruz.

ABD’nin Irak politikasında Türkiye’den beklentilerinin Türkiye kamuoyunda bilinenin aksine Türk ordusunun Irak’a girmesine hiçbir zaman için olumlu bakmadığı anlaşılıyor. ABD Dışişlerindeki görevi sırasında II. Körfez savaşı öncesinde Kürt ve Arap grupları Saddam’a karşı örgütleyen ve 2005-2007’de ABD’nin Irak büyükelçisi olan Zalmay Halilzad diyor ki; “…Görüşmelerimden sonra da bir süre Türkiye’de kaldım. Irak’a müdahale etmeye karar verdiğimizde, Türkiye’yi Irak’a girme konusunda soğutmamız gerekiyordu. Allah’a şükürler olsun ki Türkiye, Kürdistan ve Irak’ın diğer bölgelerine girmedi.” Bkz. 16/05/2016/ ‘Barzani Türk Ordusu ile savaşacaktı..!’/ http://rudaw.net/turkish/interview/16052016

Aslında bu Irak’a girme konusunda ABD’li yetkililerin Türkiye’yi soğutması öncelikle ve özellikle Kürt grupların bir talebi olarak öne sürülüyor ve uygulanıyor. Nereden biliyorum? Tabi ki Zalmay Halilzad söylüyor. Hatıralarında diyor ki; “Pirmam’da Başkan Barzani’yle görüşmemizde Kürtler’in, koalisyon güçleriyle Türkiye’nin de Irak’a gelmesinden endişe ettiğini, bir de uyuşmazlıklar arasında da başka uyuşmazlıkların olduğunu fark ettim. Yani Türkiye’nin ABD güçleriyle Irak’a girmesi halinde de Kürtler’i savunmamız gerekiyordu.” Demek ki neymiş 1 Mart Tezkeresi çıkmadı diye Amerika’nın Türkiye’ye yaptığı afra tafralar hikâyeymiş.
Kim ne derse desin ABD’nin niyetini okumada askerler sivillerden daha başarılı. Neden mi? Suriye meselesinde Türkiye’ye gaz veren maddi manevi askeri her türlü Türkiye’nin arkasından olduğunu garanti eden ABD’nin dolduruşuna gelen sivil bürokrasi Cuma namazını Şam’da Emevi Camiinde kılacaklarını söyleyecek kadar bodoslama daldılar. Şimdi arkamıza dönüp baktığımızda görüyoruz, ortada ne ABD’nin yardımı var ne de Şam da Emevi Caminde Cuma namazı kılabilecek kimse? Eğer askerlerin feraseti olmasaydı başımıza neler gelebilecekti bir de siz düşünün?
Benden size söylemesi; Genelkurmay Başkanı Hulisi Akar’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan’ın düğününe katılması ve nikâh şahidi olması Şam’da Cuma Namazı kılmak için yola koyulmasından daha akılcı ve realisttir. Sonuçta Genelkurmay Başkanı Hulisi Akar, “başkomutan” sıfatını taşıyan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın düğün davetine katılmıştır. Ahmet Hakan’ın köşesinde yazdığı gibi “Genel Kurmay Başkanı Hulusi Akar’ın nikâh şahidi olmasına gelince… “asker her an darbe yapabilir” diyen şom ağızlılar ile “bizi ancak ordu kurtarır ”diye beklenti içine giren ham hayal sahiplerine iyi bir kapak oldu.”
Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39
[email protected]

Yorumlar