Türkistan’da kuraklık kapıda
Orta Asya ülkeleri, hızla azalan su kaynaklarını mevcut yöntemlerle yönetmenin artık mümkün olmadığını giderek daha açık biçimde kabul ediyor. Ancak herkes mevcut sistemin yetersiz olduğu konusunda hemfikir olsa da, su kaynaklarının ekonomik kalkınma hedefleriyle nasıl uyumlu hâle getirileceği konusunda bölge liderleri arasında ciddi görüş ayrılıkları bulunuyor.
Son bir yılda bölge ülkeleri; nükleer santraller, veri ve bilişim merkezleri ile madencilik ve mineral işleme tesislerini kapsayan, yüksek miktarda su tüketen kalkınma projelerini gündeme aldı. Hızla artan nüfusla birleştiğinde bu yatırımların, zaten su açığı yaşayan Orta Asya’da talebi daha da artırması bekleniyor.
Stratejik düzeyde bakıldığında, bölge ülkeleri arasında iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiği yönünde artan bir farkındalık var. Ancak su krizine nasıl çözüm bulunacağı konusunda ülkeler farklı yaklaşımlar benimsiyor.
Kazakistan’dan reform önerisi
Kazakistan, 23 Şubat’ta yapılan Devletlerarası Su Koordinasyon Komisyonu (ICWC) toplantısında kapsamlı bir reform planı sundu. Mevcut mekanizmaların etkisiz kaldığını dolaylı biçimde kabul eden öneri, Orta Asya Su Yönetimi Çerçeve Sözleşmesi kapsamında, kararlarını uygulama yetkisine sahip yeni bir bölgesel kurum kurulmasını öngörüyor. Hâlihazırdaki yapılar ise bağlayıcı uygulama yetkisine sahip değil.
Kazakistan Su Kaynakları Bakanı Nurzhan Nurzhigitov, Duşanbe’de düzenlenen toplantıda, bölgesel koordinasyonun güçlendirilmesi ve iklim değişikliğine uyum çabalarının birleştirilmesi için taraflara çağrıda bulundu. Ancak diğer ülkeler bu öneriye henüz açık bir destek vermedi.
Toplantıda, büyük rezervuarlar ve nehirlerde su seviyelerinin tehlikeli ölçüde düştüğü kabul edildi; fakat yaz aylarında tarımsal sulama için ortaya çıkacak kıtlığa karşı ortak bir eylem planı oluşturulamadı.
Yukarı ve aşağı havza gerilimi
Bölgedeki temel anlaşmazlık, yukarı ve aşağı havza ülkeleri arasındaki çıkar çatışmasından kaynaklanıyor. Kırgızistan ve Tacikistan su kaynaklarının büyük bölümünü kontrol eden yukarı havza ülkeleri konumunda. Buna karşılık Özbekistan, Türkmenistan ve Kazakistan ise suyun önemli kısmını tarımsal sulama için kullanan aşağı havza ülkeleri.
Su yönetimi, enerji üretimiyle doğrudan bağlantılı. Yukarı havza ülkeleri kış aylarında elektrik ve ısınma için hidroelektrik üretimine bağımlı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra zaman zaman aşağı havza ülkeleri, yaz sulama döneminde su akışını güvence altına almak için yukarı havza ülkelerine elektrik sağlamıştı. Ancak bugün gelinen noktada düşük su seviyeleri, bu tür geçici takas anlaşmalarının artık yeterli olmadığını gösteriyor.
Kırgızistan’dan sert mesajlar
Kırgızistan’da yayımlanan resmi bir değerlendirmede, bölge nüfusunun yaklaşık yarısının – 37 milyon kişinin – ciddi su kıtlığı riski altındaki bölgelerde yaşadığı belirtildi. Su sorununun ekonomik büyümeyi tehdit ettiği vurgulandı.
Kırgızistan, mevcut su yönetim sisteminin yenilenmesi gerektiği görüşünü paylaşsa da, yukarı havza ülkelerinin çıkarlarının Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bu yana ihmal edildiğini savunuyor. Bu “adaletsizliğin” giderilmesi gerektiği ifade ediliyor. Ayrıca Kırgızistan’ın, Uluslararası Su Kaynakları Sözleşmesi’ne tam üye olmak yerine gözlemci statüsünde kalmayı tercih ettiği belirtiliyor.
Bişkek yönetimi, su tasarrufu teknolojilerinin yaygınlaştırılması ve özellikle pamuk gibi suya bağımlı ürünlerin ekiminin azaltılması gerektiğini savunuyor. Bu sorumluluğun büyük ölçüde aşağı havza ülkelerine ait olduğu dile getiriliyor.
Daha da dikkat çekici bir öneri ise Kırgız milletvekillerinden geldi: Kırgızistan’ın komşularından kullandıkları su için ücret talep etmesi gerektiği yönünde çağrılar yapıldı. Milletvekili Umbetaly Kydyraliev, uluslararası örneklere atıf yaparak suyun ekonomik bir değer taşıdığını ve Kırgızistan’ın bu kaynaktan gelir elde etmesi gerektiğini savundu.
Ortak zemin arayışı
Genel tablo, Orta Asya’da su krizinin artık ertelenemez bir mesele hâline geldiğini gösteriyor. Ancak bölgesel dayanışma çağrılarına rağmen, suyun paylaşımı, enerji üretimi ve tarımsal ihtiyaçlar arasında denge kurulması konusunda taraflar arasında hâlâ derin görüş ayrılıkları bulunuyor. Bu nedenle, kapsamlı ve bağlayıcı bir bölgesel reform mekanizmasının hayata geçirilip geçirilemeyeceği belirsizliğini koruyor.



Yorum gönder