Şimdi yükleniyor

Turan Rzayev: Maduro 200 Yıllık Kuralı Bozdu, Cevabı Sansasyon Yarattı – Skandal Türkiye Detayı

ABD’nin Venezuela’nın başkenti Karakas’ta düzenlediği operasyon sonucunda Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin gözaltına alınması ciddi bir yankı uyandırsa da, prensipte böyle bir olayın er ya da geç gerçekleşeceği bekleniyordu. Doğru; Maduro yönetiminin bu şekilde sonlanacağını kimse kesin olarak söyleyemezdi ancak Washington’un onun “kalemini kırdığı” zaten belliydi.
İlk Sinyal: Nobel Ödülü
Bana göre ilk ciddi mesaj, 2025 Nobel Barış Ödülü’nün Venezuelalı muhalif siyasetçi Maria Corina Machado’ya verilmesiydi. Hatırlatmak gerekirse ödül Machado’ya, Venezuela halkının demokratik haklarını savunması ve diktatörlükten demokrasiye adil ve barışçıl bir geçiş için yürüttüğü yorulmak bilmez çalışmaları nedeniyle verilmişti. Geçen yılın en güçlü adaylarından birinin ABD Başkanı Donald Trump olduğu herkesçe biliniyordu. Nobel Barış Ödülü’nün Trump’a değil de Venezuelalı bir siyasetçiye verilmesi dikkat çekiciydi.
İkinci Sinyal: “Güney Mızrağı” Operasyonu
İkinci ciddi mesaj ise ABD’nin Venezuela yakınlarında uyuşturucu kartellerine karşı yürüttüğü operasyonlardı. 2025 sonuna doğru Donald Trump yönetimi, Latin Amerika yönünde “Güney Mızrağı” (Operation Southern Spear) adlı operasyonları başlattı. Kampanyanın resmi amacı ABD’ye uyuşturucu akışını durdurmak ve bölgesel suç ağlarını zayıflatmak olarak gösterilse de, perde arkasında Maduro’ya karşı bir planın olduğu seziliyordu.
Üçüncü Sinyal: Türkiye Teklifi ve Operasyon Kararı
Üçüncü mesaj ise Trump ile Maduro arasındaki ardışık telefon görüşmeleri ve temaslardı. İddialara göre Trump yönetimi, 23 Aralık’ta Maduro’ya iktidarı bırakarak Türkiye’ye gitmesini teklif etti. Ancak Maduro bu teklifi reddetti. İşte bu reddin hemen ardından askeri operasyon için düğmeye basıldı.
200 Yıllık Monroe Doktrini ve Maduro’nun Hatası
Maduro’nun devre dışı kalması şaşırtıcı olmasa da, bu kadar kolay ele geçirilmesi soru işaretleri yaratıyor. Kanımca Maduro; Saddam Hüseyin ve Muammer Kaddafi gibi pek çok anti-Amerikan liderin düştüğü hatayı tekrarladı.
Maduro, 2013’ten itibaren Venezuela’yı küresel bir aktör yapmaya çalışırken şu adımlarla Washington’u rahatsız etti:
* ABD ile ilişkilerde radikal çıkışlar.
* İran ve Rusya ile askeri-teknik iş birliğini genişletme.
* Çin’i enerji projelerine dahil etme.
* Venezuela’yı ABD’nin stratejik bölgesinde alternatif bir merkez haline getirme.
Bu adımların tamamı, ABD’nin 1823’ten beri uyguladığı Monroe Doktrini’ne aykırıydı.
> Monroe Doktrini Nedir?
> ABD Başkanı James Monroe tarafından ortaya atılan bu doktrin, Amerika kıtasındaki Avrupa müdahalesini kısıtlamayı amaçlıyordu. Zamanla bu doktrin, ABD’nin kıtadaki “polis” rolünü meşrulaştıran ve Latin Amerika ülkelerinin iç işlerine müdahale imkanı tanıyan bir stratejiye dönüştü.
>
Hesaplanmamış Taktik ve İç İhanet
Maduro, devlet petrol şirketi PDVSA üzerinden petrolü bir silah gibi kullanarak enerji siyasetini jeopolitik bir araca dönüştürdü. Ayrıca Simon Bolivar’ın “bağımsız ve birleşik Latin Amerika” idealini savunarak ABD etkisine meydan okuyan bloklar kurmaya çalıştı.
Ancak Maduro’nun bu kadar kısa sürede ele geçirilmesi, içeriden ciddi bir destek (veya ihanet) olmadan mümkün olamazdı. Maduro aslında arkadan vuruldu. İktidarı dönemindeki yolsuzluklar, rüşvet ve siyasi baskılar sadece halk arasında değil, siyasi elit arasında da büyük çatlaklar yaratmıştı. Operasyonun hızı, sadece askeri güçle değil, bu iç siyasi zayıflıkla da doğrudan bağlantılıdır.

Yorum gönder