Turan Rzayev: İsrail ve İran yeniden hareketlendi
Bu hareketliliğin merkezinde ise yine ülkemiz (Azerbaycan) var. Dikkat çekicidir ki, önce 23 Ocak tarihinde İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı Vahid Celalzade Azerbaycan’ı ziyaret etti. Ziyaret kapsamında Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ve Cumhurbaşkanı Müşaviri Hikmet Hacıyev ile görüştü.
26 Ocak’ta ise İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar Bakü’ye geldi. Bakan, ziyaret kapsamında Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve mevkidaşı Ceyhun Bayramov ile bir araya geldi.
Mevcut süreçler ışığında her iki ziyaret de dikkat çekici olsa da şaşırtıcı değildir. Mesele şu ki; İran ve İsrail arasındaki gerginlik ne zaman artsa, her iki ülkeden üst düzey yetkililer ardı ardına Azerbaycan’ı ziyaret ederler. Malum olduğu üzere şu anda İran çevresinde özel bir gerilim hakimdir. ABD 🇺🇸 Orta Doğu’daki askeri güçlerini tahkim etmekte ve askeri varlığını artırmaktadır.
Daha önce de belirttiğim gibi, Washington’un İran’a doğrudan müdahale etmek ya da Tahran’la topyekûn bir savaşa girmek istediğini düşünmüyorum. Bu, hem maliyetli hem de uzun süreli bir savaşla sonuçlanır; en kötü ihtimalle ABD ikinci bir Afganistan senaryosuyla yüzleşebilir. İsrail ise açıkça İran’a karşı uluslararası bir koalisyonun müdahalesini istiyor. Tel Aviv, Tahran’daki rejim devrilmeden ve en önemlisi İran parçalanmadan geri adım atmak niyetinde değil. İran ise muhtemel bir müdahaleye hazırlanıyor. Burada mesele sadece iç hazırlık değil, aynı zamanda komşu ülkelerin takınacağı tutumdur.
Azerbaycan, jeostratejik konumu nedeniyle her iki ülke için de hayati öneme sahiptir. Ancak İsrail ve İran’ın Bakü’ye bakışı ve beklentileri keskin bir şekilde farklılık gösteriyor. Örneğin; Tel Aviv diplomatik yollarla Bakü’nün “nabzını yokluyor”. Gideon Saar, Ceyhun Bayramov ile düzenlediği ortak basın toplantısında şöyle dedi: “İran’daki mevcut rejim kendi insanlarını katlediyor. Onlardan diğer ülkelere karşı nasıl bir tutum beklenebilir ki? Kitle imha silahlarının onların eline geçmesine asla izin verilemez.”
Tel Aviv, ana endişesinin İran’ın nükleer silah elde etmesi olduğunu belirterek müdahalenin gerekliliğini vurguluyor. Aynı zamanda İran’da sivil halka yönelik sert müdahaleleri kabul edilemez buluyor. Gideon Saar her ne kadar “İran vatandaşları” dese de, aslında Güney Azerbaycan Türklerini kastederek Bakü’nün hassas noktalarına temas etmek istiyor. Ancak her hâlükârda Tel Aviv, Bakü’yü herhangi bir şeye zorlamaya çalışmıyor.
Örneğin, Gideon Saar’ın ziyareti sırasında Azerbaycan Girişimciler Konfederasyonu (ASK) ile İsrail Üreticiler Birliği (MAI) arasında bir İyi Niyet Anlaşması imzalanması ve ticaret hacminin 360 milyon doları aşmasının vurgulanması, ziyaretin “ikili ilişkilere katkı” mesajı taşıdığını gösteriyordu. Aslında bu ziyaretin, Bakü’nün olası bir İran müdahalesine karşı tutumunu ve “nabzını” ölçme amacı taşıdığı göz ardı edilmemelidir.
Vahid Celalzade’nin ziyaretine baktığımızda ise daha farklı detaylar ortaya çıkıyor. Celalzade, Ceyhun Bayramov ile görüşmesinde İran’daki son gerginlik ve güncel durum hakkında ayrıntılı bilgi verdi. Bu önemli bir detaydır; çünkü Tahran, meseleyi her ne kadar iç işi olarak sunsa da, Bakü’nün İran’daki soydaşlarının (Güney Azerbaycan Türkleri) durumundan endişe duyduğunu çok iyi biliyor.
Ceyhun Bayramov’un ise İran’da istikrarın önemli olduğunu vurgulaması, Bakü’nün sürece yaklaşımının net ifadesidir: Azerbaycan soydaşlarının durumundan endişelidir ancak Tahran’ın iç işlerine karışmaz ve İran’da istikrarın korunmasından yanadır.
Fakat Vahid Celalzade’nin Bakü’de gazetecilerin sorularını yanıtlarken kullandığı “İran’a saldırı olursa savaş sınırları aşacaktır” mesajı yersizdi. Bu mesajın bizzat Bakü’de verilmesi, Tahran’ın geleneksel tehdit retoriğinin bir devamı olarak değerlendirilebilir.
Her iki ziyareti ve Bakü’nün verdiği mesajları analiz ettiğimizde sonuç aslında açıktır: Azerbaycan ne İran’da gerginliğin artmasını ne de İran’a askeri bir müdahaleyi istiyor. Bakü, her iki senaryonun yaratacağı ortak tehditleri çok iyi anlıyor. Kuşkusuz ülkemizi en çok endişelendiren meselelerden biri, Güney Azerbaycan Türklerinin kuzeye doğru olası büyük göçü ve bunun yaratacağı ekonomik-demografik sorunlardır. Diğer taraftan, Güney Azerbaycan Türklerinin İran’daki varlığı, Bakü’nün elinde her zaman perde arkası bir baskı unsuru olarak kalacaktır.
Bu bağlamda; ne İsrail’in kapalı kapılar ardında verdiği muhtemel vaatler Bakü’yü cezbediyor ne de İran’ın tehdit retoriği korkutuyor. Azerbaycan, İsrail ve İran arasındaki dengeyi korumakta kararlıdır. Bu denge; hem milli güvenliğimiz hem bölgesel barış hem de gelecek perspektifli projelerin sürekliliği açısından hayati önem taşımaktadır.


Yorum gönder