Şimdi yükleniyor

Turan Rzayev: İsrail Batı Şeria’yı Resmen İlhak Etti: Tarihi Bir Kırılma Noktası mı?

İsrail parlamentosu Knesset, Ürdün Nehri’nin batıyakasının ilhak edilmesine yönelik kararı onayladı. “Yahudi halkının tarihi ve manevi vatanının ayrılmaz bir parçası” olarak tanımlanan bu toprakların İsrail’ekatılmasını öngören karar tasarısına 71 milletvekilidestek verdi.

Filistin Özerk Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas isebu kararı açıkça kınadı. Abbas konuşmasında, “İsrail’inbu adımı iki devletli çözüm ilkesini tamamenreddetmekte ve Filistin halkının haklarına açık bir saldırıdır,” ifadelerini kullandı. Ayrıca Filistin halkınınbu tür ilhak politikalarını asla tanımayacağını veuluslararası toplumun bu gidişata tepki göstermesigerektiğini belirtti.

Aslında İsrail’in bu kararı er ya da geç alacağı belliydi. Zira İsrail uzun yıllardır bu bölgelerde fiili egemenlikkurmak amacıyla çeşitli yöntemlere başvuruyordu. Örneğin, bölgede Yahudi yerleşimleri inşa ediliyor, bu yerleşimlere devlet desteği sağlanıyor ve altyapıprojeleri sistematik olarak hayata geçiriliyordu. Bununla da yetinmeyen İsrail, uluslararası hukukaaykırı olmasına rağmen bu toprakları kendi idaribölgelerine entegre etmeye çalışıyordu.

Bu gerçekler ışığında, İsrail’de yıllardır sağ-merkezcive milliyetçi siyasi cepheler güç kazanıyor; kamuoyunda belirgin bir radikalleşmegözlemleniyordu. Önceleritartışmalı toprakolaraklanse edilen bu bölge, zamanla “atalardan miras kalan toprakşeklinde tanımlanmaya başlandı. Bu yaklaşımsadece siyasi söylemlerde değil, eğitim sisteminde, hukuki belgelerde ve ordu doktrininde de karşılıkbuldu.

Özellikle ordu doktrininde yapılan bu değişikliklerneticesinde İsrail, Gazze’de Hamas’a, Lübnan’daHizbullah’a karşı ciddi üstünlük sağladı; 12 günlük gerilim sürecinde ise İran’a da ciddi bir darbe vurdu. Bu gelişmeler yaşanırken uluslararası tepkilerin zayıfkalması, bu kararın hukuki olarak da tescillenmesinikaçınılmaz hale getirdi. Yani bu ilhak kararı, resmi bir belge olmanın ötesinde, uzun yıllardır uygulanan fiilipolitikanın bir sonucu ve siyasi iradenin açık bir ifadesidir. Bu nedenle şaşırtıcı değildir; aksine uzun vadeli stratejik bir planın tezahürüdür.

Bununla birlikte, söz konusu karar hem Filistinhalkının ulusal haklarına, hem uluslararası hukuka, hem de bölgesel istikrara ve diplomatik çabalara ciddi bir darbedir. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, ArapLigi ve birçok uluslararası sivil toplum kuruluşununyaklaşımı nettir: Batı Şeria, Doğu Kudüs ve GazzeŞeridi, Filistin devletinin kurulmasına yönelikmüzakerelerin konusunu oluşturan topraklardır. İsrail’in bu topraklar üzerindeki egemenlik iddiası bugüne kadar uluslararası düzeyde meşrusayılmamıştır.

Peki, şimdi temel soru şu: İsrail’in bu kararına nasıl bir tepki verilecek?

Yukarıda da belirttiğim gibi, Mahmud Abbas bu kararınet bir şekilde kınamıştır. Ancak bu yeterli midir? Hayır! Genel olarak Mahmud Abbas’ın süreçlereyeterince tepki göstermediği ortadadır. Sadece sözlü açıklamalarla yetinmektedir. Bu da doğal olarak onun Tel Aviv’lebirliği içinde olduğu izleniminiyaratmaktadır. Elbette, Gazze meselesinde İsrail’inAbbas’ı yanıltmış olması da muhtemeldir. Yani Abbas, Hamas Gazze’den temizlendikten sonra bölgeninkendisine bağlı Filistin yönetimine bırakılacağınıdüşünmüş olabilir. Ancak bu gerçekleşmedi. Bu durum da bir sonraki hedefin Doğu Şeria olabileceğikorkusunu doğurmuştur. Buna rağmen, Mahmud Abbas’ın hâlâ İsrail’le örtülü bir iş birliği içerisindeolabileceği ihtimali masadadır.

ABD ve Batı’nın konuya yaklaşımı da dikkat çekicidir. ABD’nin bu süreçte İsrail’i açıkça desteklediğigörülmektedir. Örneğin, ABD, Gazze’deki ateşkesgörüşmelerini durdurmuş ve Katar’daki müzakereekibini istişare için geri çağırmıştır. ABD’nin Orta Doğu özel temsilcisi Steven Whitkof yaptığıaçıklamada, bu adımın Hamas’ın ateşkese yanaşmayan son cevabından sonra atıldığını belirtmiştir:

Arabulucular büyük çaba harcamış olsa da, Hamas nekoordine ne de iyi niyetli bir şekilde hareket ediyor. Artık rehinelerin iadesi için alternatif yolları değerlendirecek ve Gazze halkı için daha istikrarlı bir ortam yaratmaya çalışacağız. Hamas’ın bencilcehareket etmesi utanç vericidir. Bu çatışmayısonlandırma ve Gazze’de kalıcı barış sağlama konusunda kararlıyız.”

Yine de İsrail’e yönelik baskıların tamamen ortadan kalktığını söylemek zor. Etkinliği tartışmalı olsa da başta Fransa olmak üzere birçok AB ülkesi bu kararıtanımayacaklarını beyan etmişlerdir. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Eylül ayında BM Genel Kurulu’nda Filistin devletini resmentanıyacaklarını açıklamıştır. Yakın gelecekte bu adımı başka AB ülkelerinin de atması muhtemeldir.

Azerbaycan ve Türkiye’nin konuya tepkisi de dikkatedeğerdir. Azerbaycan, bu meseleye geleneksel olaraktemkinli ve tarafsız yaklaşmıştır. Ancak Bakü’nün bu kararı tanımayacağı açıktır. Zira Azerbaycan, uluslararası hukukun açık bir ihlalini kabul edemez. Ayrıca, Azerbaycan kendisi de toprak bütünlüğükonusunda uzun yıllar boyunca uluslararası destekaramıştır. Bu bağlamda, Filistin’in toprakbütünlüğünün ihlal edilmesini kabul etmesidüşünülemez.

Türkiye’ye gelince, Ankara’nın siyasi açıklamalarınötesine geçen somut adımlar atması pek olası görünmemektedir. Türkiye, uzun yıllardır Filistinmeselesinde hem İslam dünyasının lideri hem de bölgesel bir güç olarak konumlanmaktadır. Bu ilhakkararı karşısında Türkiye’nin sessiz kalmasıkamuoyunda ve İslam dünyasında büyük bir tepkidoğurabilir. Dolayısıyla Ankara tepki vermekzorundadır. Zira bu konu sadece dış politika değil, aynı zamanda ideolojik bir meseledir.

Peki, bu tepki ne ölçüde olacaktır? İsrail, ABD’nin en güçlü müttefikidir. Bu nedenle Türkiye açık bir askeriveya ekonomik karşıtlıktan kaçınacaktır. Bunun yerine, söylem düzeyinde sert, diplomatik açıdan ise dengelibir tutum sergilemesi daha olasıdır. Bu gelişme aynı zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İslam dünyasında liderlik iddiasını da yeniden gündeme getirecektir. Eğer Arap ülkeleriözellikle Suudi Arabistan, BAE veMısırzayıf bir tepki gösterirse, Türkiye daha sert veilkeli bir duruş sergileyerek bu boşluğu doldurmaya çalışacaktır.

Sonuç olarak, İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak etmesi, sınırların zorla değiştirilmesi anlamına gelir ve bu adım tüm uluslararası çabalara, mutabakatlara ve bölgeselistikrara açık bir tehdittir. Bu karar uluslararası toplum tarafından reddedilmeli; Filistin halkının egemenliği vehakları korunmalıdır. Tek çözüm yolu, iki devletliçözüm modelinin hayata geçirilmesi ve Kudüs’ünstatüsünün uluslararası mutabakat temelindebelirlenmesidir.

Yorum gönder