Turan Rzayev: İran’da protesto eylemleri devam etse de
İran’da protesto eylemleri devam etse de, Güney Azerbaycan’ın olaylar karşısındaki sessizliği dikkat çekiyor. Protestoların coğrafyasına bakıldığında, eylemlerin esasen Fars vilayetlerinde yoğunlaştığı açıkça görülüyor.
Güney Azerbaycan’ın süreçlere yönelik sınırlı veya pasif tutumu aslında tesadüf değildir. Öncelikle, Güney Azerbaycan İran tarihinde her zaman siyasi süreçlerin belirleyici unsuru olmuştur. Örneğin, 1906 Meşrutiyet hareketinden 1979 İslam Devrimi’ne kadar neredeyse tüm büyük siyasi süreçlerde Güney Azerbaycan en ön safta yer almıştır. Ancak paradoks şudur ki; bu belirleyici rolün sonucunda en ağır siyasi, kültürel ve güvenlik darbelerini de yine bu bölge almıştır. Devrimler tamamlanıp merkezi otorite güçlendikten sonra, baskı ve represyon dalgasının ilk hedefi genellikle bu bölge olmuştur. Bu tarihi tecrübe, Güney Azerbaycan’da derin bir kolektif travma ve siyasi ihtiyatlılık oluşturmuştur.
Bu nedenle, 1979’dan sonra Güney Azerbaycan, ülke genelindeki süreçlere ya hiç katılmama ya da sınırlı düzeyde katılım sağlama stratejisini seçmiştir. Aslında bu bilinçli bir adımdan ziyade bir öz savunma refleksidir.
Neden Sessiz Kalınıyor?
1. Yapısal Değişim İnancının Zayıflığı: İslam Devrimi’nden sonraki on yıllar gösterdi ki, kitlesel protestoların hiçbiri köklü bir yapısal değişiklikle sonuçlanmadı. İktidar değişmediği sürece, faturayı en ağır ödeyen yine Güney Azerbaycan oldu.
2. Sistem İçindeki Temsiliyet: Merkezi yönetim esasen Fars merkezli olsa da, Güney Azerbaycan kökenli bazı dini ve siyasi figürlerin iktidar yapılarında yer alması, bölgedeki “tamamen dışlanmışlık” hissini kısmen zayıflatmakta ve açık çatışma motivasyonunu azaltmaktadır. Bu durum, risklerin yüksek, potansiyel kazanımların ise belirsiz görülmesine yol açıyor.
3. Ortak Vizyon Eksikliği: En belirleyici faktör ise ortak bir siyasi vizyonun olmamasıdır. Bölgedeki görüşler son derece parçalıdır: Bir grup tam bağımsızlığı, bir diğeri geniş özerkliği (muhtariyeti), bazıları idari veya kültürel özerkliği savunurken; tüm İran’ın bir “Türk devleti” olmasını isteyen marjinal yaklaşımlar da mevcuttur. Bu ideolojik bölünme, kitlesel bir karar almayı imkansız kılmaktadır.
Sonuç olarak Güney Azerbaycan için temel soru “rejim değişmeli mi?” değil, “değişim hangi formda ve kimin lehine olacak?” sorusudur. Bu soruya net bir yanıt verilmediği sürece, bölgenin protestolara kayıtsız kalması veya sembolik katılım göstermesi doğaldır.
Riskler ve Gelecek
Ancak bu sessizlik aynı zamanda büyük riskler barındırmaktadır. Bu pasiflik sadece mevcut eylemlerin genişlemesini değil, genel olarak İran siyasi sisteminin dönüşümünü de engellemektedir. Çünkü İran tarihinde hiçbir temel değişim, Güney Azerbaycan’ın aktif katılımı olmadan gerçekleşmemiştir. Uzun vadede bu sessizlik, bölgenin milli taleplerini ileri taşımadığı gibi, İran’ın yapısal krizini de çözmemektedir. Aksine, diğer güçlerin sesinin yükselmesine neden olmaktadır.
Örneğin, eski Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi yeniden aktifleşmiş durumdadır. Ayrıca PJAK gibi örgütler de hareketlilik göstermektedir. En büyük tehlike ise rejim değişikliği olmadan protestoların tekrarlanıp sonuçsuz kalmasıdır ki bu, ülkeyi kronik bir istikrarsızlık döngüsünde tutar.
Güney Azerbaycan, her şeyden önce ortak bir ideoloji oluşturmalı ve milli liderler etrafında birleşmelidir. Bu, hem riskleri azaltacak hem de Güney Azerbaycan’ın İran’ın geleceğiyle ilgili kararının ne olacağını belirleyecektir.



Yorum gönder