Asimetrik Harp, Beka Kabiliyeti ve Fırat Kalkanı

Авраам Шмулевич: «Еврейский народ внес огромный вклад в Победу»

Kabalacılar 3 Kasım 2019’da yeni Cumhurbaşkanlığı seçimine hazır mısınız?

ERMƏNİ LOBBİSİNİN XOCALI SOYQIRIMINI UNUTDURA BİLMƏMƏSİNİN İKİ ÖNƏMLİ SƏBƏBİ

TRUMP YÖNETİMİN YENİ AFRİKA STRATEJİSİ DEĞERLENDİRİLMESİ

Gündem 14 Aralık 2018
155

Kasım 2016’da ABD’nin 45. Devlet Başkanı olan Donald Trump’ın oldukça sansasyonel dış politika söylem ve eylemlerinden Afrika kıtası da nasibini almıştır. Trump Döneminde uzunca bir süre belirsiz kalan Afrika politikası, kıta ülkeleri tarafından Washington yönetiminin kendilerinden uzaklaştığı algısı yaratmıştı. Öyle ki Afrikalı Liderlerle buluşup, Afrika misyonlarındaki diplomatik görevlendirmeleri tamamlamaları bir yıldan uzun zamanı almıştı. Bunun yanında 2017’de 2018 vergi yılı için ABD’nin sağlık politikalarında önemli bir ağırlığı olan, yaklaşık 6 milyar dolarlık bütçeye sahip PEPFAR(Başkanın AIDS Yardımı İçin Acil Durum Planı) yardımlarında kesintiye gidilmesi önerisi birçok kesim tarafından eleştirilmiştir. Yapılan çalışmalarda bu önerinin Afrika kıtasında 9 milyon kişinin ölümüne yol açabileceği vurgulanmıştır. Ayrıca Başkan Trump’ın Afrika ülkelerine yönelik seyahat engelleri ve küçültücü söylemleri de ABD-Afrika ilişkilerinde tansiyonu yükseltmiştir.
Ancak 2 yılı aşkın süredir kan kaybederek devam eden Trump Yönetiminde, küresel ölçekte artan Çin ve Rusya gibi aktörlerle artan rekabet Washington’a Afrika politikalarını gözden geçirme ihtiyacı doğurmuştur. Çünkü Afrika; kalabalık genç nüfusu, zengin doğal kaynakları, dünyanın en hızlı gelişen ekonomileri ile uluslararası platformlarda 54 ülkeden gelebilecek siyasal destek potansiyeliyle Amerikan çıkarları için muazzam öneme haizdir. Uzunca bir süredir bazı kongre üyelerinin de baskısıyla Trump yönetimi, Afrika politikaları üzerinde bir çalışma gerçekleştirmiş ve 13 Aralık günü Heritage Vakfında John Bolton bu yeni stratejileri açıklamıştır.
Özetle Bolton konuşmalarından, ABD’nin Afrika politikalarında 4 temel amacı olduğu anlaşılmaktadır:
• Tüm kıtada odaksız ve öncelikler gözardı edilerek yapılan plansız ve gereksizce cömert Amerikan yardımları yerine Afrika ülkelerinde belirli sektörlere yatırım yapmak
• Bilhassa Güney Sudan örneğinden hareketle verimsiz BM Barış Gücü misyonlarına verilecek desteği yeniden değerlendirmek
• Afrika ülkeleriyle yeni ticaret anlaşmaları yapmak, kıtadaki orta sınıfı geliştirmek ve daha güçlü yapıların tesisini sağlamak
• Afrika ülkelerinde terörle mücadele misyonlarına desteği sürdürmek
Bolton konuşmasında, Afrika’nın öneminin Amerikan yetkilileri tarafında yeterince anlaşılamadığını, Rusya ve Çin ile rekabetin kıtanın önemini kendilerine gösterdiğine değinerek, bunun Amerikan politikaları için bir dönüm noktası olduğunu düşündüğünü dile getirmiştir. Öyle ki ABD yaklaşık 39 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırımıyla Afrika’da önemli bir aktör olsa da, son yıllarda bölgede Çin ve Rusya giderek etkisini arttırmaktadır.

Çin, günümüzde Afrika ülkeleriyle yaklaşık 170 milyar dolarlık ticaret hacmine, devasa alt yapı /inşaat projeleri ve yatırımlarla doğal kaynaklar üzerinde önemli imtiyazlara sahiptir. Son günlerde , uluslararası kamuoyunda, Çin’in Afrika ülkelerine uyguladığı borç verme stratejisiyle bölge devletlerini kontrolünde tutmaya çalıştığı yönündeki eleştiriler artmıştır. Bolton konuşmasında Çin’in uygulamalarını ima ederek, Afrika ülkelerinin küresel aktörlerle ilişkilerinde maruz kaldığı rüşvet, saydam olmayan anlaşmalar ve devletleri kontrol altında tutmada borç stratejisini vurgulamıştır.
Çin’in askeri alanda da Amerikan çıkarlarına bir tehdit oluşturduğunu söylemek mümkündür. Bilindiği üzere Çin ilk denizaşırı askeri üssünü Cibuti’de açmıştır. Cibuti aynı zamanda ABD’nin tek kalıcı askeri üssüdür. Bu nedenle buradaki Çin askeri varlığı Washington yönetimini oldukça rahatsız etmektedir.

Niceliksel olarak Çin kadar ciddi bir tehdit olmasa da Afrika kıtasında Rusya’nın son yıllarda artan varlığı da Trump yönetimini rahatsız etmektedir. Henüz daha bu Eylül ayında Moskova’dan Eritre’de lojistik bir üs kurulacağı duyurusu yapılmıştır. Diğer yandan, Afrika’da devlet destekli Rus şirketlerinin yatırımları ile askeri ve siyasi danışmanların varlığında da ciddi bir artış gözlemlenmektedir. Örneğin Orta Afrika Cumhuriyetine ülkedeki askeri ve siyasi yapıların güçlendirilmesine yönelik Rus desteği elmas, altın ve diğer bazı mineraller üzerinde bazı imtiyazlar karşılığında verilmektedir. Son olarak ise Rus silahlarının Afrika ülkelerine Moskova yönetimin önemsediği konular arasındadır.

Üzerinde durulması gereken bir husus daha Çin ve Rusya gibi aktörlerin Afrika’da askeri varlıklarını arttırmaya çalışırken ABD tam tersini planlamasıdır. Pentagon’dan yapılan açıklamalarda yaklaşık 7200 öğesi bulunan Amerikan askeri birliklerinin sayısında %10’luk bir azalma planlandığına değinilmiştir. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Öncelikle Trump Yönetiminin algıladığı askeri güvenlik tehditlerinin yoğunluğu Afrika’dan ziyade Ortadoğu, Pasifik gibi bölgelere kaymıştır. Ayrıca Ekim 2017’de Nijer’de 4 Amerikan askerinin ölmesi sonrasında kıtadaki Amerikan askeri varlığının bu denli yoğun olmasının gerekliliği sorgulanmaya başlanmıştır. Ancak buna rağmen Afrika hala Amerikan güvenlik stratejilerinde önemli bir konuma sahip olduğunu söylemek mümkündür. Niteliksel bir azalma planlansa da Çin ve Rusya rekabeti açısından ABD’nin kıtadaki askeri mevcudiyetinde birtakım stratejik gelişimler arzulanmaktadır. Örneğin Amerikan askeri kayıplarını azaltıp, daha etkili gözlem kapasitesine ve vurucu güce sahip drone teknolojisinin bölgedeki operasyonlara katkıda bulunması için kıtada Amerikan drone üslerinin sayısı giderek arttırılmaktadır.
Huriye Yıldırım Çinar
Kafkassam Afrika Uzmanı

Yorumlar