İranı ahvazda kim vurdu

İdlib anlaşmasına Amerika təhlükəsi

İranda askeri geçit törenine saldırı

İdlip Olayı Nasıl İncelenmeli -II-

“Trump Rusya’da” operası

Gündem 5 Şubat 2017
429

Donald Trump’ın 7 ülke vatandaşlarına ABD’ye giriş yasağı getirmesine ilişkin Başkanlık Kararnamesi yargı kararlarıyla bir ölçüde geri püskürtüldü. Şüphesiz, bu bir mevzi savaşıdır. Trump, gücünün sınırlarını “bir adım ileri, iki adım geri” hamlelerle test etmeyi sürdürecek. Zira mevzi savaşını kazanmadan cephe savaşını kazanamayacağını biliyor. Trump hassas noktaları bir bir iğneliyor. Böylece hem kendi gücünü, hem karşı-cephenin gücünü test ediyor.
George W. Bush dönemi ABD için ‘yüksek sıçrama’ hamleleriydi. Afganistan ve Irak’ın işgali, ‘Haçlı ruhu’nu hortlatma girişimleri bu sıçrayışların ifadesiydi. Bu hamlelerin ABD açısından hiç de başarılı olmadığı sonuçlarından belli. Putin, bir yıkım abidesi olan “Yeltsin Rusyası”nı toparladı, Çin gücünü artırdı, İran ise Irak’ta çok daha etkili bir konum elde etti.
Obama dönemiyse ABD için “daha iyi bir sıçrayış için gerileme”yi ifade ediyor. ABD son dört yılda iyice geriye çekildi. Yeni sıçramayı Hillary Clinton’ın yapması hesap edilmişti, olmadı, Trump geldi ve ABD kendi içinde patlama evresine geçti. Şimdi yaşanansa bir güçler savaşıdır. İçerdeki bu savaşı sonuçlandırmadan ABD kendi içinde patlamaya devam edecek.
Nitekim Trump yönetimi, Rusya Ukrayna ve Kırım’da geri adım atana kadar yaptırımların devam edeceği mesajını verdi. Her ne kadar Trump “NATO”ya eleştiriler yöneltse bile, ABD NATO’nun patronu. ABD olmadan NATO işlevsiz kalır. NATO’ysa Rusya’yı öfkelendirecek ölçülerde “Baltıklar”da askeri hareketliliğini daha ileri boyutlara taşıyor. Öte yandan ABD, Rusya ile ilişkilerini yeni bir boyuta taşımadan Çin ile doğrudan yüzleşmeyi de göze alamaz.
Çin ve Rusya küresel ölçekte iki büyük güç. Bu iki gücün işbirliği ABD için ciddi bir tehlike. Bu iki gücü birbirinden ayırmadan ABD’nin “Pasifikler”de Çin’e karşı yürüttüğü “çevreleme politikası” etkisiz kalacaktır. Hatırlayalım, ABD, “Soğuk Savaş” döneminde “Sovyetler Birliği” ile güç yarışında Çin’e yaklaşmak zorunda kaldı. Oysa hem Çin için ABD baş düşmandı, hem de ABD için Çin ilişki kurulması hayal edilemeyen ‘barbarlar dünyası’ydı.
Nüfuzlu Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger ABD başkanı Richard Nixon’u Çin ile diplomatik ilişki kurmaya ikna etti. Gizli görüşmeler olumlu sonuçlandı ve 1972’de Nixon Çin’i ziyaret etti. Dünyada şaşkınlıkla izlenen olağanüstü bir gelişmeydi bu. Amerikalılar, Çin ile Sovyetler Birliği arasında oluşan çatlaktan içeri sızmayı başardılar. Sovyet Rusya’nın eski müttefiki Çin’i küçümseyen kibri sayesinde ABD, düşmanını daha dar alanda kapana kıstırdı. ABD-Çin yakınlaşmasından 20 yıl sonra ortada “Sovyetler Birliği” adında bir güç kalmamıştı.
Bugün ise Çin, ABD’nin en güçlü rakibi. 1972’deki Nixon-Mao görüşmesi “Nixon Çin’de” adlı operaya esin kaynağı olmuştu. Trump bu plağı “Trump Rusya’da” operasıyla tersinden icra etmeyi tasarladı. Trump, “Rusya’dan sevgilerle” mesajları veriyor ve Çin’i ‘baş düşman’ ilan etmeye hazırlanıyordu. Peki Ruslar, Çin’in 1972’de oynadığı rolü üstlenmeye hazırlar mı?
Hiç şüphesiz Trump ABD’si, Çin ile Rusya’yı biribirinden uzaklaştırabilecek her fırsatın üzerine atlayacaktır. Olmadı, fırsat teşkil edecek gelişmeleri tetiklemeye çalışacaktır. Kim bilir belki de “Trump Rusya’da” yerine “Trump Çin”de” operası bestelenebilir. Yani, ABD her halükârda bu iki büyük güçten birini yanına çekmek isteyecektir. Ancak bu iki güçten hangisinin ‘dost’, hangisinin ‘düşman’ ilan edileceği ABD içindeki mevzi savaşlarının sonuçlanmasına bağlı. Tabii bu arada ABD daha küçük ölçekte düşmanlarla idare edebilir.
Abdullah Muradoğlu

Yorumlar