Dağlık Karabağ’a sistemsel bir analiz

Rus senatör Puşkov: ABD fiiliyatta Suriye’yi parçalamaya hazırlanıyor

Iran’s Biggest Threat Has Nothing to Do With Trump

“93 Harbi Batum Muhacirleri Kitabı” Çıktı

“Temel İlkeleri” yeniden canlandıran Ermenistan-Azerbaycan ateşkesi Putin’in devam eden hakimiyetini gösteriyor

Azerbaycan, Ermenistan, Gündem, Rusya 13 Ekim 2020
91

Matthew Bryza
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin,9 Ekim’de Azerbaycan ve Ermenistan liderlerini 27 Eylül’de yeniden başlayan Dağlık Karabağ meselesi nedeniyle uzun süredir devam eden savaşlarında ateşkesi kabulü hususunda diplomatik görüşmelerde bulunmasını sağladı. Ateşkes tutsak değişimi ve ölen askerlerin naaşlarının alınmasının sağlanması konularını kapsayıp geçici insani ateşkes olarak değerlendirilmesine karşın, Putin, muhtemelen ateşkesin kalıcı olmasını ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu altında Dağlık Karabağ sorununun yenilenmiş müzakerelerinin önünü açmayı planlıyor. Azerbaycan askeri avantajını sürdürmeyi tercih ederken, şimdi yeni bir güç konumundan müzakerelere dönme şansına sahip olabilir. Anlaşma ayrıca, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın, Azerbaycan’ın askeri operasyonlarını durdurmasının bedeli olarak barış görüşmelerini baltalayan çeşitli kışkırtıcı açıklamaları geri çekmek zorunda kaldığını gösteriyor.

Anlaşmanın geçerli olduğu varsayıldığında (yürürlüğe girdikten saatler sonra artan ateşkes ihlal raporlarına rağmen), üçüncü ve dördüncü maddeler Azerbaycan ve Ermenistan’ın, AGİT Minsk Grubu arabuluculuğunda Ocak 2009’da kararlaştırılan “Temel İlkeler” uyarınca müzakerelere dönmesi konusunu ele alıyor. Her iki ülke de müzakere formatının “değişmezliği”ni taahhüt etmektedir.

“Temel İlkeler”, Dağlık Karabağ’ın geçici bir hukuki statü kazanması karşılığında, Dağlık Karabağ’ı çevreleyen Ermenistan tarafından işgal edilmiş yedi bölgenin tamamının Azerbaycan’ın kontrolüne geri dönmesi çağrısında bulunur. Bu gölgelerin Azerbaycan’a yeniden katılımı ise henüz tarihi belli olmayan bölgedeki halkın tercihlerini gösteren bir referandumla kesinleşecektir Dağlık Karabağ’ın Ermeni sakinlerinin güvenliği ise , uluslararası barış gücü ve Dağlık Karabağ’ı Ermenistan’a bağlayan bir geçiş koridoru vasıtasıyla sağlanacaktır. Dolayısıyla bu, klasik “barış için toprak” formülünün bir başka ifade şekli olarak görülebilir.
Bu arada müzakere formatı, AGİT öncülüğüde Azerbaycan ve Ermenistan ülkeleri arasında devam eden bir tartışmadır ve formatta Ermeistan tarafından bile tanınmayan siyasi bir birim olan Dağlık Karabağ’ın temsilini kapsamaz. Paşinyan 2018’de iktidara geldiğinde, başlangıçta “Temel İlkeler”i sonuçlandırmayı taahhüt etmişti. Hatta ilk görüşmelerinin ardından Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile ortak bir açıklama yaparak hem 1994’teki ateşkesi güçlendirmek hem de “halklarını barışa hazırlamak”, yani vatandaşlarını “Temel İlkeleri” kabul etmeye ikna etmek için taahhütte bulundu. Ancak son on sekiz ayda Ermenistan tam tersi bir tutumda bulunmaktadır. Mayıs 2019’da Paşinyan ve savunma bakanı Davit Tonoyan, “barış için toprak” yaklaşımının yerini “yeni topraklar için yeni savaşlar” doktrininin aldığını kamuoyuna açıkladı. Ardından Ağustos 2019’da Paşinyan “[Dağlık Karabağ] Ermenistan’dır. Açıklamasında bulundu. Son olarak ise Paşinyan, “Temel İlkeler”i alenen redderek bunun yerine Dağlık Karabağ’ın Ermenistan ve Azerbaycan’ın temsilcileriyle eşit katılımcılar olarak temsilcilerini içerecek yeni bir formatta barış müzakerelerine yeni bir başlangıç ​​çağrısında bulundu.
Dolayısıyla Başbakan Paşinyan’ın yeni yaklaşımı, Ermenistan’ın en büyük hedefi olan Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını, müzakereler başlamadan önce elde etme girişimiydi. Cumhurbaşkanı Aliyev bu ön koşulu hiç düşünmeden reddetti.

Başbakan Paşinyan, 9 Ekim ateşkes anlaşmasında “Temel İlkeler” müzakerelerine geri dönmeyi kabul ederek ve orijinal müzakere formatında, siyasi olarak kendisine zarar vermesi muhtemel diplomatik bir geri çekilmeyi yenerek önceki kışkırtıcı açıklamalarını geri çekti. Görünüşe göre bu, Cumhurbaşkanı Aliyev’in, Azerbaycan’ın sahadaki askeri avantajına baskı yapmaması karşılığında, muhtemelen Putin’in desteğiyle elde ettiği bedeldi.

Aliyev’in askeri harekatları durdurma anlaşması ise, “tam bir askeri zafer” (Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’dan ve çevresindeki yedi bölgenin tamamından tamamen çekilmesi anlamına gelen) isteyen milliyetçi duyguların ateşli bir boyuta ulaştığı Azerbaycan’da pek popüler değil. Aliyev, Azerbaycan’ın Paşinyan’ı kışkırtıcı açıklamalarını (ve bunun için Aliyev’in özür dilemesini talep etmişti) geri çekmeye zorlamak için askeri güç kullanarak başarılı bir şekilde bir ön zafer kazandığını ve Azerbaycan’ın yeni bir müzakere masasına geri döndüğünü iddia ederek halkın hayal kırıklığını azaltabilir. Nitekim Azerbaycan, işgal altındaki Cebrayil ve Fizuli ilçelerinde ve Dağlık Karabağ içindeki Ağdere ilçesinde topraklarının önemli bir bölümünü geri aldı. Bu kazanımlar aynı zamanda Aliyev’in vatandaşlarına Azerbaycan’ın topraklarının eşi görülmemiş ölçüde büyük bir kısmını geri kazandığını ve yüzbinlerce yerinden edilmiş kişinin evlerine dönmesini sağlayacak olduğunu iddia etmesine de olanak tanıyor.

Cumhurbaşkanı Aliyev’in kamuoyunda iddia etme olasılığı düşük olan şey, 9 Ekim ateşkes anlaşmasının Azerbaycan’ın askeri operasyonlarıyla ilgili iki sorunu da çözdüğü. Birincisi, bu anlaşma Azerbaycan’ın sayıları giderek artan Ermeni savaş esirlerini yönetme ihtiyacını ortadan kaldırıyor ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi şimdi iki taraf arasında esir takası yapmak için devreye giriyor. İkincisi, anlaşma, en azından şimdilik, savaşın düz alçak arazilerden tepelerdeki ve dağlardaki daha zorlu arazilere doğru ilerlediği gibi, askerlerin hayatlarını ve silahlarını korurken, en azından şimdilik, askeri kazanımlarını pekiştirmesine izin veriyor.

Ancak şu anda büyük kazanan Putin gibi görünüyor. Putin, müzakerelerin kontrolünü ele geçirerek, Azerbaycan ve Ermenistan dışişleri bakanlarına Moskova’ya sürpriz çağrılarda bulunarak, Güney Kafkasya’nın diplomatik söz sahibi olduğunu bir kez daha gösterdi. Başka hiçbir uluslararası lider Azerbaycan’ı askeri harekâtını durdurmaya ikna etmeye istekli veya kabiliyetli değildi. Diğer taraftan bu durum Ermenistan’da zemin kazanıyor ve çaresizliğe de yol açtığını söylemek mümkün. Böyle yaparak, Putin artık Ermenistan’ın Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü kapsamındaki müttefikinden destek beklentilerini karşılayacak, ancak Rusya’yı doğrudan çatışmaya dahil etmeyecektir. Üstelik Putin, Azerbaycan’ın “tam bir zaferinden” kaçınarak, hem Moskova’nın yönetmesi çok zor olabilecek bir Bakü’nün siyasi zorluklarını hem de “Ermenistan’ı terk etme” suçlamalarını bertaraf edecektir.

Kısacası, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki 9 Ekim ateşkes anlaşması, Putin için “Rusya’nın çevresindeki donmuş çatışmalara” ilişkin daimi hedefi olan çanağı karıştırmak, ancak kaynamasına izin vermemek için diplomatik bir ustalıktır. ”

NOT: Bu yazı Matthew Byrza’nın Atlantic Council için yazdığı 10 Ekim 2020 tarihli “Armenia-Azerbaijan ceasefire revives “Basic Principles” and demonstrates Putin’s continued sway” başlıklı makalesinden çevrilmiştir.

Yorumlar