VAHHABİLİĞİN KEŞMİRDEKİ DURUMU

Sevinç Osmangızı: Əliyev Putinə trolluq etdi – İsgəndərlər olmayıb

İranın ürəyinə endirilən zərbə: Tehran niyə bombalandı?

TRUMP, TALİBAN VE COVID-19

Tayfun ATMACA: AFRİKA KITASININ TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİ

Gündem 16 Mayıs 2021
39
MAKEDONYA'DA SINAVSIZ ÜNİVERSİTE

Afrika kıtası 30.131.536 km2 yüzölçümüyle Çin, Hindistan ve Meksika gibi dünyadaki en geniş topraklara sahip ülkelerin toplamı bir alana sahiptir. Bu yüzölçümüyle Avrupa Birliği’nden toplamda yedi, ABD’den de toplamda üç kat daha büyük bir kıtadır.

Dünya’daki doğal kaynakların %20’sinden fazlasına sahip olan Afrika, içerisinde 54 ülkenin bulunduğu, 2000’in üzerinde farklı dil ve lehçenin konuşulduğu, yaklaşık 1.3 milyarlık nüfusuyla dünya nüfusunun %16.9’una tekabül etmektedir. Böylece yeryüzünde yaşayan her yedi kişiden birini barındıran Afrika kıtasının, 2025 yılı itibariyle 0-24 yaş arası nüfusu 785 milyon olacağının tahmin edilmektedir. Bu rakam da Afrika’nın hızlı bir şekilde artan nüfusuyla birlikte BM’de sayısal olarak önemli bir yer işgal ettiğine işaret etmektedir.

Afrika kıtası, bugün itibarıyla BM Genel Kurulu’ndaki koltuk sayısının yaklaşık %30’u anlamına gelmektedir. Günümüzün uluslararası alandaki etkin aktörleri de Afrika’nın önemini anlamışlar ve dış politikada Afrika’yı kendi taraflarına çekmek için çaba sarf etmişlerdir. Bu durum Afrika’nın sahip olduğu jeopolitik konumdan, zengin, bakır ve kıymetli topraklarından, yeraltı kaynaklarından ve günümüzün en değerli oluşumu enerji kaynaklarına sahip olmasından kaynaklanmaktadır.

Ayrıca Afrika kıtası uygarlık tarihi açısından insanlığın ilk kez var olduğu yer olarak kabul edilir. Zaman içerisinde bu kıtadan yayılan insanlar dünyanın farklı yerlerinde çeşitli uygarlıklar, imparatorluklar ve devletler kurmuşlardır.

Afrika kıtasının en önemli özelliği, sahip olduğu coğrafi konumudur. Kuzey ve güney yarımküreler de toprağı bulunan Afrika, kuzeyde Akdeniz, güneyde Hint Okyanusu, batıda Atlas Okyanusu, doğuda Sina Yarımadası ve Kızıldeniz ile çevrelenmiş durumdadır.

Ayrıca Süveyş Kanalı, Bâbü’l-Mendeb Boğazı, Cebelitarık Boğazı, Aden Körfezi ve Ümit Burnu gibi önemli stratejik bağlantı noktalarına da hâkim konumdadır. Bu da demek oluyor ki Afrika kıtası, dünyadaki önemli geçiş ve bağlantı güzergâhlarının kesişim noktasında bulunmaktadır. Ayna zamanda bugün itibariyle Avrupa’nın güney ticaret merkezi olan Hindistan’a giden yolun üzerinde ve diğer bir taraftan Akdeniz havzasının kıtanın kuzeyinde bulunması, jeo-stratejik önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Afrika kıtasının gelecek yıllarda yükselişinin devam edeceğinin diğer bir göstergesi de kıtadaki mevcut nüfus artışıdır. Kıta genelinde 2015 yılında 1.186 milyar kişi yaşarken, BM yetkililerince 2050 yılında bu sayının %25 artışla 1.477 milyara çıkacağı düşünülmektedir.

Afrika bu nüfus verilerine göre Asya’dan sonra nüfus oranı en fazla olan ikinci kıtadır. Nüfus artış oranı ise yaklaşık %2.2’dir. Dolayısıyla, Afrika’yı küresel politikada coğrafyası dışında önemli kılan faktörler arasında nüfus potansiyeli vardır. İlgili yıllarda dünya üzerindeki 25-29 yaş grubundaki iş gücünün %40 kadarının Afrika kıtasında bulunması öngörülmektedir.

Dünya çapında nüfusu en hızlı artan ilk on ülkeden altısı Afrika kıtasında yer almaktadır. Uluslararası Para Fonu’nun tahminlerine göre 2035 itibarıyla 15-64 yaş aralığındaki Afrikalı nüfus aynı yaş grubundaki dünyanın geri kalan nüfusunu geçecektir.

Bütün bu bilgiler ışığında, Afrika’nın dünya üzerinde en az kullanılan ve tüketilen bölge olması, onun dünyadaki öneminin, beklentilerin üstünde artmasına neden olacaktır. Yalnızca nüfus artışının etkisiyle Afrika’da kişi başına düşen gelirin 2050 itibarıyla %25 artması beklenmektedir. Aynı zamanda orta seviye gelir grubunun genişlemesi önemli bir tüketici kitlesine de işaret etmektedir.

Dolayısıyla Afrika genişleyen bu orta sınıfıyla önemli bir pazar oluşmaktadır. Toplam orta sınıfı 313 milyon kişi olarak hesaplanan Afrika kıtasının 2030 yılında en kalabalık 18 şehrinin toplam harcama gücünün 1.3 trilyon dolar olacağı tahmin edilmektedir. Dolayısıyla Afrika kıtası bu şekilde büyüyen tüketici pazarıyla ticarette Türkiye için büyük fırsatlar sunmaktadır.

Afrika’nın bir diğer önemli özelliğe de sahip olduğu doğal kaynaklar bakımından oldukça zengin olmasıdır. Dünyanın platin kaynaklarının %88’ini, krom kaynaklarının %84’ünü, elmas kaynaklarının %60’ını, altının %40’ını ve boksitin %49’unu barındırmaktadır.

Ayrıca dünyanın ekilebilir arazilerinin %60’ı da burada yer almaktadır. Bunun anlamı yalnızca Afrikalıların kendilerinin değil tüm dünya nüfusunun hayatta kalmasının büyük ölçüde Afrikalıların kıtada mevcut olan tarımsal kaynakları kullanma kapasitelerinin geliştirilmesine bağlı olacağıdır.

Fakat kaynaklar açısından oldukça zengin bir kıta olan Afrika, maalesef bugün büyük problemler yaşamaktadır. Dolayısıyla Afrika kaynak zengini yoksul bir kıtadır. Nüfusunun %80’i tarıma bağlı yaşamaktadır. Ancak bu tarım bugün hala büyük ölçüde küçük ölçekli geçim sağlayabilecek derecede bir tarımdır. Bu nedenle de ticari olarak ciddi bir anlam ifade etmemektedir. Oysaki Afrika, tarımını modernize ederek refah ve zenginlik ile istihdam yaratan bir araca dönüştüren Türkiye gibi ülkelerin deneyimlerinden yararlanabilir.

Ayrıca Afrika’nın zengin doğal kaynaklara sahip olması söz konusu kıtayı küresel ekonomik sistem içerisinde oldukça değerli bir konuma yerleştirmektedir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte büyümeye paralel olarak hızla artan enerji tüketimi, enerji kaynaklarına olan ihtiyacın yükselen bir seyir izleyeceğinin en önemli göstergelerinden bir tanesidir. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (UEA) verilerine göre dünya enerji kaynakları tüketimi 2012 yılında 1971 yılı tüketim oranının iki katından fazladır. Küresel enerji tüketiminin artışı karşısında Afrika’nın enerji kaynakları arzında çoğalan payı kıtanın stratejik önemine katkıda bulunmaktadır.

Dünya doğalgaz rezervinin %8’ine, petrol rezervinin %10’una sahip olan Afrika’da son beş yılda dünya genelinde keşfedilen hidrokarbon kaynaklarının %30’u bulunmaktadır. Dünyanın en büyük uranyum, kobalt, elmas rezervlerine sahip olan kıta küresel altın üretiminin de %22’sini gerçekleştirmektedir.

Üstelik rüzgâr, güneş gibi yenilenebilir kaynakların bolluğu ile de Afrika’nın uzun vadede cezbedici bir enerji sahası olacağı öngörülmektedir. UEA, Sahraaltı Afrika’nın, 2021’de enerji talebinin üçte ikisinin yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edileceğini tahmin etmektedir. Böylece dünya enerji kaynaklarının çok büyük bir kısmını barındıran Afrika, emperyalist kuvvetler yüzünden bu kaynakları değerlendirememesinden kaynaklı olarak bugün pek çok sıkıntıya uğramaktadır. Bu durum da kıtadaki ülkelerin dünyayı etkileme potansiyelinin olduğu gerçeği bir yana bu ülkelerin aktif bir politika sergileyemeyip sömürülmelerinin önüne geçilememesine neden olmuştur.

Afrika’daki çoğu ülkenin denizlere açık sahili bulunmaktadır. Bu sebeple söz konusu ülkeler kıtadaki diğer pazarlara da açılan kapı konumundadır. Dolayısıyla her bir ülke, konum bakımından stratejik önem taşımaktadır.

Afrika’nın bir diğer önemi ise kıtadaki var olan bölgesel topluluklar sayesinde de faaliyet gösterilen ülkenin üyesi olduğu topluluğa üye olan diğer ülke pazarlarına da giriş imkânları mevcuttur. Bu topluluklar, üye ülkeler arası ticareti kolaylaştıracak uygulamalarla bölgesel kalkınmayı hadeflemektedir.

Bu sayede Türkiye, ticaret yapmakta olduğu herhangi bir ülke ile birlikte aynı bölgedeki diğer ülkelerle de kolay ulaşım sağlayabilir ve ilgili ülkeye ticarî anlamda girişini kolaylaştırabilir. Bütün bu özelliklerinin yanı sıra Türkiye için bu kıtada destek bulmakta, stratejik açıdan büyük önem arz etmektedir.

Bu bağlamda ülkeyi yöneten kadrolar, eksen genişlemesi yolunu tercih ederek Türk müteşebbisler için yeni pazarlar ortaya çıkarmış ve Afrika’nın da bu minvalde iyi bir alan ve iyi bir ekonomik pazar olduğun farkına varmıştır.

Örneğin mineral ve maden zengini olan Tanzanya ve Mozambik ile kıymetli taşlar ve vanilya üreten Madagaskar’da henüz el değmemiş doğal kaynaklar mevcuttur. Doğalgaz, petrol gibi kaynaklara ek olarak bu ülkeler ciddi miktarda elektronik cihazların girdisi olarak kullanılan nikel ve kobalt da üretmektedirler. Bu anlamda bu ülkeler özellikle Türkiye sanayisinin ihtiyaç duyduğu ham madde kaynaklarına sahipler ve önemli iş alanları açıyorlar. Büyük Türk şirketleri için küresel rekabet avantajı yakalayabilecekleri iş imkânları sunan söz konusu ülkelerle Türkiye ciddi anlamda karşılıklı yatırımlar gerçekleştirebilir.

Ayrıca bu ülkelerin tüketici kesimlerini, ücretli emeğin büyük bir kısmını bünyesinde bulunduran ve istihdam sağlayan küçük ve orta büyüklükte şirketler de Türk KOBİ’leri ile tamamlayıcılık özelliği taşımaktadırlar. Böylece hiç kuşkusuz Afrika, yükselen güç Türkiye açısından da her alanda önemli fırsatlar sunmakta olup, başta Doğu Akdeniz’deki etkinliği olmak üzere, bölgesel çıkar ve güvenlik arayışları bazlı yeni yakın çevre politikasında ikinci önemli halka olarak karşımıza çıkmaktadır.

Türkiye’nin 1998 yılında hayata geçirdiği ve Türkiye’de Afrika politikası denilince ilk aklımıza gelen “Afrika Açılım Planı” olmaktadır. Bu tarihten sonra takip eden süreçte başarıyla uygulanan plan, Türkiye’nin kıtaya yönelik uygulamaya koyduğu ilk kapsamlı dış politika planı olmuştur.

Söz konusu Afrika’ya Açılım Eylem Planı’nın amaçları, dün olduğu gibi bugünde etkisini sürdürmektedir. Planın ana maddeleri arasında yer alan unsurların geçerliliği devam etmektedir. Bu maddeler arasında;

– Afrika ülkeleri ile Türkiye arasında yüksek düzeyli ziyaretlerin gerçekleştirilmesi.

– Çeşitli uluslararası örgütler içinde kıta devletleri ile temasların arttırılması.

– Afrika’daki diplomatik temsilciliklerin sayısının arttırılması.

– İnsani yardımların yapılması.

– Afrika Kalkınma Bankası’na bağışçı ülke olarak üye olunması.

– BM’nin kıtaya yaptığı ekonomik ve teknik yardım programlarına katkı sağlanması.

– Ekonomik, teknik-bilimsel ve ticari iş birliği anlaşmalarının imzalanması.

– Teknik düzeyde farklı Afrika ülkeleri bakanların ve uzmanların Türkiye’ye davet edilmesi.

– Afrika İthalat-İhracat Bankası’na üye olunması.

– Karşılıklı iş adamları ziyaretlerinin ve iş konseylerinin tertip edilmesi, yer almaktadır.

Sonuç olarak, Afrika ülkelerinin Türkiye’den beklentileri ve Türkiye’nin bu ülkelere karşı mevcut politikaları arasındaki eşgüdümün sağlanması çok önemlidir. Afrikalıların Türkiye’den beklentileri, sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilmesi, Türkiye’nin sahip olduğu teknoloji ve tecrübesini paylaşması noktasında Afrika ülkelerine yol göstermesidir. Türkiye için ise Afrika kıtasının sahip olduğu doğal kaynaklar ve insan gücü oldukça büyük anlam ifade etmektedir. Bu hususları da göz öünde bulundursak, Türkiye ile Afrika kıtası arasındaki ilişkilerin (kazandır-kazan) temelinde karşılıklı güven ve saygı anlayışı çerçevesinde gelişmesi büyük önem arz etmektedir.

Afrika artık uyanmıştır ve doğal kaynaklarının sömürülmesine izin vermemektedir/vermeyecektir. Bu noktada Türkiye, Afrika ülkelerine yönelik bu yapıcı anlayışla devam ettiği müddetçe bu yarışta daima avantajlı ve tercih edilir konumda olacaktır. Unutulmamalıdır ki Türkiye, Afrika’da sömürgecilik geçmişi olmayan nadir ülkelerden birisidir. Aynı zamanda Türkiye’nin Afrika ülkeleri ile geçmişten gelen tarihi, dini, sosyal ve kültürel bağları da Türkiye’nin Afrika’ya yönelik ilişkilerinin geliştirilmesinde fazlasıyla önemlidir. Türkiye, bu bağlamda Afrika ülkeleri için yeni bir rol model oluşturabilecek güce de fazlasıyla sahiptir.

Zira bugün Afrika ülkelerinin gerçek ihtiyacı insani yardımlar değil sahip oldukları kaynaklarını uygun şekilde yönetme noktasında karşılıklı tecrübe paylaşımıdır. Türkiye’nin bu doğrultudaki yapıcı teşebbüsleri ve attığı ciddi adımlar, Afrikalıların yararına olacak ve bu süreçte Türkiye’nin Afrika’ya desteğini esirgememesi bilhassa faydalı olacaktır. Bu hususta, her şeyi devletimizden beklememek adına, sivil toplum kuruluşlarımıza büyük görevler düştüğüne inanıyorum…

Yeri gelmişken, başta Türkiye olmak üzere, uluslararası platformlarda elde ettiği başarılarla saygın ve seçkin yerini her geçen gün üzerine koyarak artıran, ATİK (Avrupa Ticaret ve İşbirliği Konseyi)’in ev sahipliğin de 10-13 Haziran 2021 tarihleri arasında, İstanbul’da gerçekleştirilecek olan ‘Türkiye’de Afrika Yatırım Forumu’, Türkiye-Afrika işbirliğine güzel bir örnek teşkil edecek olması açısından büyük önem taşımaktadır.

Bu vesile ile ATİK Genel Başkanı Aziz Şahin Beyi ve ekibini kutluyor, başarılarının devamını diliyorum…

Dr. Tayfun ATMACA

—————————————————–
Kaynakça:

-A. İlhan Göğüş, “Türkiye’nin Afrika Açılımı ve Fransa’daki İnfazlar”, http://ilhangogus.com.tr/Makalelerim/160/turkiyenin-afrika-acilimi-ve-fransadaki-infazlar.html.

-Damla Aydaşo, “Küresel Politikada Yükselen Afrika”, www.academia.edu/…/_Küresel_Küresel_Yükselen _a..2016.

-“Gelecek Vadeden Kıta: Afrika”, Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) yayınları, Rapor No:70.

-“Geography Africa”, African Cultural Center, http://www.africanculturalcenter.org/1_0geo.html.

-Gökhan Bacık-İsa Afacan, “Turkey Discovers Sub-Saharan Africa: The Critical Role of Agents in the Construction of Turkish Foreign-Policy Discourse”, Turkish Studies, Vol:14, No:3(2013):483-485.

-Hazar Numan, “Türkiye Afrika’da: Eylem Planın Ugulanması ve Değerlendirme On Beş Yıl Sonra”, Ortadoğu Analiz, IV/46, (2012).

-Mayada Kamal Eldeen, Yıldız Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, “AK Parti Döneminde Türkiye-Afrika İlişkileri, Sudan Örneği”, D. Tezi, İstanbul, 2019.

-Mehmet Seyfettin Erol, Ahmet Said Altın, “Türk Dış Politikasında Afrika: Osmanlı Mirası Üzerine Ortak Gelecek-Etkinlik Arayışları (I)”, USGAM, http://www.usgam.com/tr/index.php?l=807&cid=646&konu=0&bolge=12.

-Muhammed Tandoğan, “Afrika Açılımının Stratejik Paradigmaları”, Afrika Araştırmacıları Derneği (AFAM), https://www.afam.org.tr/afrika-aciliminin-stratejik-paradigmalari/.

-Temer Taşkın, “Türkiye-Afrika İlişkileri En Verimli Dönemini Yaşıyor”,DEİK Ülke Özel Yayınları, Afrika, age,13.

-Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı resmi internet sayfası, http://www.mfa.gov.tr/sudan-ekonomisi.tr.mfa.

Yorumlar