HOLLANDA’DA IRKÇILIĞIN TEHLİKE ÇANLARINA İŞARETTİR

İran’da Yeni Lider Adayı Seyyid İbrahim Reisi mi

ABD askeri istihbaratının başına (NGA) Amiral Robert Sharp atandı

15 Eylül Türk dünyasının onurlu tarihidir

Tanınmayan Bağımsızlığın 25. Yılında Abhazya Cumhuriyeti…

Gündem 1 Ekim 2018
3.172

Gürcistan içerisindeki özerk cumhuriyetlerden biri olan Abhazya SSCB’nin dağılması sürecinde Tiflis yönetimi ile savaşmış, 30 Eylül 1993 tarihinde Gürcistan’dan ayrılmış ve de facto olarak bağımsızlığını ilan etmiştir. Fakat bu bağımsızlık ilanı hiçbir ülke tarafından kabul görmemiştir. 2008 yılında yaşanan Rus-Gürcü savaşından sonra Abhazya’nın bağımsızlığı RF tarafından kabul edilmiştir. RF dışında Abhazya’nın bağımsızlığını Suriye, Venezüella, Nikaragua, Nauru ve Vanuatu tanımıştır. Türkiye ise Abhazya’nın bağımsızlığını tanımamıştır. Aksine Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü tanımaktadır. Ankara; Gürcistan içindeki Abhazya sorununun Gürcistan’ın toprak bütünlüğü ve barış yoluyla çözülmesi politikasını takip etmektedir. Gürcistan içerisindeki Abhazya Özerk Cumhuriyeti 25 yıldır de facto bağımsız bir ülke konumunda bulunmaktadır. Abhazya’nın en büyük destekçisi ise RF’dir. Abhazya’nın başkenti Shumi’de geçen hafta boyunca bağımsızlığın 25. yılı dolayısıyla birçok kutlama ve anma etkinlikleri düzenlenmiştir. Abhazya’nın bu durumu Türkiye’nin yakın kara havzasını oluşturan Kafkasya’nın jeopolitik durumunu doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle Abhazya sorununu bugünkü yazımızda ele almayı düşünüyoruz.
Abhazya Gürcistan içinde “özerk cumhuriyet” statüsünde bulunan bir bölgedir. Merkezi Shumi olan Abhazya 87.000 kilometrekare yüzölçümüne sahip olup, Abhazya’da 240.705 kişi yaşamaktadır. Abhazya’da tarihsel süreç içerisinde üç defa demografik değişim yaşanmıştır. İlki aşağıda belirteceğimiz üzere Rusların bölgeye gelmesi ile başlamış ve Ruslar tarafından bölgeye Rus nüfus yerleştirilmiştir. Daha sonra Stalin döneminde bölgeye ağırlıklı olarak Gürcüler ve Ermeniler yerleştirilmiştir. Soğuk Savaş sonrası Abhazya’da yaşanan çatışmalar sonrası bölgede yaşayan Gürcüler bölgeyi terk etmişlerdir. Yine ekonomik ve sosyal nedenlerle SSCB sonrası Rusların da bölgeyi terk ettiği görülmüştür. Hâlihazırda Abhazya’daki nüfus dağılımı; %50,71 Abhazlar, %17,39 Ermeniler, %9,17 Ruslar, %17,93 Gürcülerdir. Abhazya’da tarihsel süreç içerisinde yaşanan bu demografik değişimler ve hâlihazırdaki demografik durum Kafkasya jeopolitiğinin şekillenmesinde önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.
Abhazlar ilk çağlardan buyana Karadeniz’in kuzeydoğusunda yaşayan Kafkasya’nın yerli halklarındandır. Abhazlar Güney Kafkasya’da yaşayan bir halk olmasına rağmen etnik köken ve dil bakımından Kuzey Kafkasya halkları ile akrabadır. Roma döneminde Hıristiyan olan Abhaz halkının bir kısmı daha sonra Osmanlı’nın da etkisi ile Müslüman olmuştur. Şu anda Abhazya’da Sünnî Müslümanlar, Ortodoks ve Katolik Hıristiyanlar yaşamaktadır. Abhaz dili eski bir dil olmasına rağmen Abhazlar önce Kiril daha sonra Latin alfabesini kullanmış bir halktır. M.S. 9. yüzyılda bağımsızlığını kazanan Abhazlar 10. yüzyıla kadar Batı Kafkasya’ya hâkim olmuşlardır. 14. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar Gürcüler Abhazya’da etkili olmuşlardır. 16. yüzyılda Osmanlı egemenliğine giren Abhazya 17 Şubat 1810’da bir Rus protektorası olmuş ve 1864 yılında da tamamen Rus egemenliği altına girmiştir. 19. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan Rus baskıları sonucunda önemli sayıdaki Müslüman Abhaz halkı Türkiye’ye göç etmiştir. Bu göçten sonra Abhazya’daki nüfus dengeleri değişmiş ve Abhaz-Gürcü-Ermeni-Rus nüfus oranları eşit düzeye gelmiştir. 1918 yılında Gürcüler Abhazya’yı işgal etmiş ve 1918-1921 yılları arasında Abhaz-Gürcü savaşları yaşanmıştır. Devrimden sonra kendilerini toparlayan Bolşevikler Güney Kafkasya’ya inmişler ve Abhazya’nın statüsünü yeniden belirlemişlerdir. 1921-1931 yılları arasında Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuş ve Gürcistan’a federatif bir şekilde bağlanmıştır. 1925 yılında kabul edilen Abhazya anayasasında Abhazya’nın federatif yapı içinde olduğu belirtilmiştir. 1922-1931 yılları arasında Abhazya Transkafkasya Birliği içinde Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan ile birlikte bulunmuştur ve doğrudan Yüksek Sovyet’e bağlı olarak yönetilmiştir. 1931 yılında ise Abhazya Gürcistan’a bağlı “özerk cumhuriyet” statüsüne getirilmiştir. SSCB döneminde Abhazya’ya Gürcülerin ve Ermenilerin yerleştirildiği görülmüştür. Bu nüfus hareketi ile birlikte Abhazya’da Gürcü ve Ermeni nüfusunda artış olduğu gözlemlenmiş ve ikinci defa Abhazya’nın demografik yapısı değiştirilmiştir. Bu politikanın uygulanmasında Gürcü kökenli olan Stalin’in etkili olduğunu görmekteyiz.
1970’li yıllarla birlikte uluslararası sistemde meydana gelen gelişmeler (Yumuşama- Detant Dönemi) ve 1975’te imzalanan Helsinki Nihaî Senedi ile demokrasi, insan hakları ve bağımsızlık yönündeki talepler yoğunlaşmıştır. Mevcut konjonktürü değerlendirmek isteyen Abhazlar bağımsızlık yönündeki çalışmalarına başlamışlardır. Bu doğrultuda 1978 yılında Abhazlar doğrudan SSCB’ye bağlı bir cumhuriyet olma taleplerini Moskova’ya iletmişlerdir. Rusların ve Gürcülerin mevcut durumda özerklik statülerinin genişletilmesi yönündeki tekliflerini geri çeviren Abhazlar bağımsızlık yönündeki kararlılıklarını vurgulamışlardır. Gorbaçov döneminde doğrudan Yüksek Sovyet’e bağlı olma isteklerini yineleyen Abhazların bu hareketleri Gürcü-Abhaz savaşına yol açmıştır.
SSCB’nin dağılması ile milliyetçilik hareketleri daha da yoğunlaşmış ve Gürcistan’da siyasi hayatta etkili olan milliyetçi Gamsakhurdiya Abhazya sorununda katı bir tutum sergilemiştir. Gürcülerin bu saldırgan politikaları karşısında Abhazlar önce içeride örgütlenmişler ve Abhazya Halk Cephesi etrafında toplanmışlardır. Abhazlar daha sonra dış destek aramışlar ve Kuzey Kafkasya halklarının desteğini kazanmışlardır. Abhazlar Ruslarla ilişkilerini her zaman iyi tutmaya çalışmışlarsa da Ruslara fazla güvenmemişlerdir. Abhaz, Adige, İnguş, Kabard, Çerkez ve Çeçen temsilcilerden oluşan “Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu” oluşturulmuştur. Bu birlik Abhazya etrafında toplanarak başkenti Shumi olan Kafkasya Federal Cumhuriyetini kurma yönündeki fikirlerini beyan etmişlerdir. Bu durum Kremlin yönetimini rahatsız etmiştir. Çünkü Rusya kendi kontrolünde küçük özerk bölgeler oluşturarak ve bu özerk bölgelerin başına da Moskova’ya yakın yerel yöneticiler getirerek Kafkasya’yı yönetmek ve kontrol altında bulundurmak politikası izlemiştir. Moskova’nın bu politikayı bugün de uyguladığı görülmektedir.
Abhaz Halk Cephesi 18 Mart 1988 yılında Gürcistan’dan ayrılma kararı almıştır. Abhazya Komünist Partisi Birinci Sekreteri Boris Adeibu aynı gün “Lykhyn Mektubu”nu yayınlamıştır. Bu mektupla SSCB’den milliyetler rejimini gözden geçirmelerini ve Abhazya’nın Gürcistan’a eşit bir cumhuriyet olmasını talep etmişlerdir. Bu mektup Gürcistan ile ilişkilerin gerginleşmesine yol açmıştır. 31 Mart 1991’deki bağımsızlığın ardından Mayıs ayında yapılan devlet başkanlığı seçimlerine Abhazlar ve Osetler katılmamış ve durum daha da gerginleşmiştir. Gamsakhurdiya’nın devlet başkanı seçilmesi ile milliyetçi politikalar uygulamaya başlayan Tiflis yönetimine karşı Kuzey Kafkasya Halkları büyük tepki göstermiş ve Abhazya’ya destek vermişlerdir.
23 Temmuz 1992’de Abhazya Yüksek Sovyeti başkanı Vladislav Ardzinba 1978 yılındaki anayasayı reddetmiş ve 1925 anayasasına dönerek egemen devlet olduğunu ilân etmiştir. Ardzinba BDT’ye girme talebinde bulunmuş ve Türkiye tarafından da tanınmak için çabalamış fakat başarılı olamamıştır. Bunun üzerine Gürcistan Devlet Konseyi Abhazya’ya girme kararı almış ve Kitovani komutasındaki Gürcü birlikleri başkent Shumi’ye girmişlerdir. Kuzey Kafkasya halklarının da Abhazlara yardım etmesi ile çatışmalar yoğunlaşmıştır. Yeltsin’in arabuluculuğu ile 3 Eylül 1992’de Moskova’da Ardzinba ile Şevardnadze arasında ateşkes antlaşması imzalanmıştır. Fakat ateşkes uzun sürmemiş, Abhazlar kaybettikleri yerleri geri almışlardır.
9 Temmuz 1993 tarihinde BM Güvenlik Konseyi Abhazya ile ilgili 849 No’lu kararını açıklamış ve Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin vurgulandığı kararda anlaşmazlığın barış yolu ile çözülmesi yönünde çaba harcanmasını istemiştir. BM özel temsilcisi olarak A. Brunner bölgeye gitmiş ve 27 Temmuz 1993’de Soçi’de ateşkes antlaşması imzalanmıştır. Daha sonra Genel Sekreterin talebi üzerine, Güvenlik Konseyi aldığı 858 No’lu karar ile askerî gözlem grubunu (UNOMIG) oluşturmuştur. Gürcistan’daki eski Devlet Konseyi üyeleri bu antlaşmaya karşı çıkmışlar ve Şevardnadze yönetimine karşı harekete geçmişlerdir. Bunu fırsat bilen Gamsakhurdiya da ülke içinde büyük etkinlik sağlamıştır. Bir yandan Abhazya, diğer yandan da Gamsakhurdiya ve eski Devlet Konseyi üyeleri ile uğraşmak zorunda kalan Şevardnadze RF ile anlaşmak durumunda kalmıştır. Şevardnadze böylelikle ülkesini hem BDT’ye sokmuş hem de Gürcistan’da RF askerî üslerinin açılmasına izin vermiştir.
Eylül 1993’te çatışmalar tekrar başlamış ve Abhazlar Shumi’yi kontrol altına almışlardır. Fakat Gürcistan’ı yanına çeken RF Abhazya’ya olan desteğini çekmiş ve sorun BM platformuna taşınmıştır. Taraflar arasında 1 Aralık 1993’te Cenevre’de yapılan görüşmeler sonucunda; bölgede ateşkesin sağlanacağı, uluslararası barış gücünün varlığının kabul edileceği, esir değişiminin yapılacağı ve mültecilerin geri dönüşüne izin verileceği yönünde kararlar alınmıştır. Ayrıca taraflar çatışmalar esnasındaki insan hakları ihlâlleri karşısında New York’da yayınlanan “beyaz kitabın” sonuçlarını kabul etmişlerdir.
Cenevre’deki görüşmelerden sonra taraflar Moskova’da müzakerelere devam etmişler ve 14 Mayıs 1994’te imzalanan antlaşmaya göre; Abhazya ile Gürcistan sınırını oluşturan İnguri Nehri’nin iki yanını kapsayacak şekilde 12 kilometre genişliğindeki bir şeritte BDT barış gücünün yerleşmesine karar vermişlerdir. Moskova Güney Osetya’dan sonra Abhazya sorununda da belirleyici bir konumda olmuştur. SSCB’nin dağılmasından sonra Güney Kafkasya’dan çekilmek durumunda kalan Moskova bu bölgedeki gelişmeler karşısında ulusal menfaatleri gereği hiçbir zaman duyarsız kalmamıştır. Ayrıca burada şunu belirtmek istiyoruz ki Güney Kafkasya’daki sorunlu bölgelere BM, AB, AGİT gibi batılı örgütlerin bir arabulucu olarak girmesi RF tarafından engellenmiştir. RF’nin bu bölgelerdeki temel politikası sorunun bölge ülkeleri arasında ikili görüşmeler vasıtasıyla çözülmesidir. Moskova’nın bu isteğinin altında yatan temel neden ise bölgenin en etkili aktörünün RF olduğu gerçeğidir. Yine Kremlin yönetimi bölgesel sorunların çözümünde BDT platformunu kullanarak Batı’yı bölgeden uzak tutmayı başarabilmiştir. Güney Kafkasya’daki Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan ne zaman Batı ile yaklaşsa RF bu ülkeler içindeki ayrılıkçı bölgelere destek vermiştir. Söz konusu bu ülkeler Batı’dan uzaklaşıp Avrasya Birliği’nin bir parçası olmaya yöneldiklerinde de bu ülkeleri desteklemiş ve ayrılıkçı bölgelerle arasına mesafe koymuştur. Ama hiçbir zaman ayrılıkçı bölgelerdeki askerî varlığını çekmemiş, bu bölgelerin kontrolü kaybetmemiştir.
14 Mayıs 1997’de Şevardnadze ile Ardzinba arasında anlaşmazlığın barış yoluyla ve kuvvet kullanmaktan kaçınarak çözülmesi gerektiği konusunda Tiflis Deklarasyonu imzalanmıştır. 23-25 Mayıs 1998 tarihlerinde iki taraf arasında çatışmalar yaşansa da ateşkes yeniden sağlanmıştır. Bu dönem içinde Şevardnadze Abhazlara birlikte federal devlet olma teklifi bile yapmıştır.
AB, AGİT ve BM sorunla yakından ilgilenmekte, çeşitli düzeylerde Abhazya sorunu için birçok toplantı yapılmakta ve bu toplantılarda anlaşmazlığın barış yolu ile çözülmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Taraflar arasındaki müzakereler Cenevre süreci çerçevesinde BM Özel Temsilcisi gözetiminde yapılmaktadır. Abhazya sorunu ile BM Genel Sekreteri’nin Dostları Grubu ilgilenmektedir. Bu grupta ABD, Fransa, İngiltere ve Almanya yer almakta RF ise “facilator” olarak katılmaktadır. Müzakere süreci kesintilere uğrasa da sürmektedir. Ancak herhangi bir sonuç alınamamıştır. Bununla birlikte 7-9 Haziran 1999 tarihinde sorunla ilgili Türkiye’nin aracılığı ile İstanbul’da üç günlük toplantılar yapılmış ve taraflar karşılıklı güven arttırıcı tedbirler üzerinde yoğunlaşmışlardır. Sorun Türkiye açısından da büyük önem taşımaktadır. Türkiye bir taraftan Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini savunurken diğer yandan da anlaşmazlığın barış yoluyla çözülmesini sık sık dile getirmektedir. Ayrıca Türkiye Abhaz halkının haklarının savunulmasına da büyük önem vermektedir. Türkiye içinde Abhaz kökenli Türk vatandaşları bu konu ile yakından ilgilenmekte ve Abhazya sorunu ile ilgili gelişmeler Türkiye gündeminde yer işgâl etmektedir.
Abhazya’da 1993 yılından 2005 yılına kadar devlet başkanlığını Vladislav Ardzinba yürütmüştür. Ardzinba hem Şevardnadze yönetimi hem de Kremlin yönetimi arasında denge politikaları takip ederken, Kuzey Kafkasya Toplulukları’nın desteğini de her zaman sağlamayı bilmiştir. Ardzinba Türkiye’nin tarafsız tutumuna güvenmekte ve Türkiye’deki Kuzey Kafkasya kökenli halklarla yakın temaslarda bulunmaktaydı. Vladislav Ardzinba döneminde Abhazya’da yaşanan gelişmeler ve verilen mücadele Abhazya’yı bugünkü konumuna taşıyan ilk etken olmuştur. İkinci etken ise 2008 yılında yaşanan RF-Gürcü savaşı ve bunun ardından RF tarafından Abhazya’nın bağımsızlığının tanınmasıdır Bu noktadan itibaren Moskova yönetiminin siyasi, askerî ve ekonomik olarak Abhazya’yı açık bir şekilde desteklediği görülmektedir. Ardzinba liderliğinde Abhaz halkının tarihsel mücadelesi ve RF’nin desteği bugünkü durumun belirleyici iki unsurudur. Diğer taraftan Gürcistan’ın içinde bulunduğu zayıflık ve Batı sistemi ile entegrasyon çabaları Abhazya bağlamında bölgesel jeopolitik durumu şekillendiren diğer bir etken olarak kabul edilebilir.
Gürcistan’da Batı’nın desteği ile Saakashvili’nin iktidara gelmesi Güney Kafkasya jeopolitiğinde önemli değişimler yaratmıştır. Bu durum bölge-içi aktörler ile bölgede çıkarı bulunan bölgesel/küresel aktörleri bölge ile ilgili yeni bir jeopolitik durum değerlendirmesi yapmaya itmiştir. Dolayısıyla bu değişim bölgedeki ihtilâflı konular üzerinde de etki yapmıştır. Saakashvili önce Acaristan sorununu çözmüş ve ardından da Güney Osetya’ya yönelmiş fakat başarılı olamamıştır. Saakashvili Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü sağlama yolunda önce zayıf olanlar üzerine gitmeye çalışmış ve kısmen başarılı olmuştur. Saakashvili, Güney Osetya’daki başarısızlıktan sonra ise Abhazya ve Güney Osetya sorunlarını Batı’nın da desteği ile zamana yayarak çözmek istemiştir. Saakashvili’nin Mart 2004’te başlattığı bu girişimleri karşısında Abhazyalılar büyük tepki göstermiştir. Abhazyalıların Kuzey Kafkasya kökenli olması nedeniyle Kuzey Kafkasya Halkları Topluluğu bir açıklama yaparak Gürcistan’ın Abhazya’ya müdahale etmesi durumunda ortak hareket edeceklerini bildirmişlerdir. Rusya’nın da Abhazya’yı desteklemesi göz önünde bulundurulursa, Kuzey Kafkasyalıların bu kararlı duruşu karşısında Saakashvili yönetiminin yapacağı fazla bir şey kalmamıştır. RF’nin Gürcistan karşısında Abhazya ve Güney Osetya’yı destekleyen politikası hiç şüphesiz Kuzey Kafkasya halklarında sempati yaratmıştır. RF’nin kontrolünde olan Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri ile Moskova arasındaki ilişkiler de bu bağlamda bir güven testinden geçmiş oldu. Putin’in iktidara gelmesi ile birlikte Kremlin yönetiminin uyguladığı bu pragmatist politikalar RF’nin bölgedeki etkinliğini arttırmış ve Moskova Kafkasya’nın en etkili ve belirleyici aktörü konumuna yeniden yükselmiştir.
3 Ekim 2004 tarihinde Abhazya’da devlet başkanlığı seçimleri yapılmıştır. Bu seçimler Abhazya’da ilk defa çok adayın (5 aday katılmıştır) katıldığı bir seçim olmuştur. Bu seçimlerden sonra Abhazya’da iç savaşa yol açacak gelişmeler yaşanmıştır. Seçimlerin kuvvetli adayları Başbakan Raul Hacımba ve Sergey Bagapş olmuştur. Hacımba devlet başkanı Vladislav Ardzinba ve Kremlin tarafından desteklenmiştir. Fakat tartışmalı seçim sonuçlarına göre Yüksek Seçim Kurumu Bagapş’ın seçimi kazandığını açıklamıştır. Fakat seçim sonuçları hem Başbakan Hacımba hem devlet başkanı Ardzinba hem de Kremlin tarafından kabul edilmemiştir. Gelinen noktada Moskova’nın araya girmesi ile taraflar arasında uzlaşma sağlanmıştır. Segey Bagapş’ın devlet başkanı, Raul Hacımba’nın da devlet başkan yardımcısı adayı olarak katıldıkları yeni bir seçim Ocak 2005’te yapılmıştır. Şubat 2005’de de Ardzinba görevi Bagapş’a devretmiştir. Böylelikle kriz atlatılmış ve Moskova inisiyatifi elde bulundurmaya devam etmiştir. Abhazya seçimlerinin sonuçlarının Rusya’nın desteğine rağmen muhalefet lehinde gelişmesi Rusya’nın Güney Kafkasya’da uyguladığı böl-yönet politikalarının iflası anlamına gelmekte idi. Abhazya’daki Abhaz ve Gürcü seçmen oylarını Bagapş lehinde kullanırken, Ermeniler ve Ruslar ise oylarını Hacımba lehinde kullanmıştır. Bu da ülkede etnik esasa dayalı gerilimlerin yaşanabileceği sinyallerini vermektedir. Burada şunu da belirtmekte yarar vardır ki ne Bagapş ne de Hacımba Abhazya’nın Gürcistan ile birleşmesini istemektedir. Bu nedenle kim iktidara gelirse gelsin Abhaz-Gürcü ilişkilerinde farklı bir gelişme beklenmemektedir ve böyle bir durumda olmamıştır. Önemli olan Rusya’nın Abhazya’daki geleceğidir. Abhazya’da bu seçim krizi esnasında ilginç bir gelişme de olmuştur. Taraflar arasında uzlaşma henüz sağlanmamışken, Moskova’nın talebi ile devlet başkanı Vladislav Ardzinba Nodar Haşba’yı başbakan olarak atamıştır. Nodar Haşba Moskova’da Rus Millî Güvenlik Kurulu’nda çalışan Abhaz asıllı bir RF vatandaşıdır. Moskova bu önlemi alarak devlet başkanı kim olursa olsun Abhazya idaresini elinde bulundurmada kararlı olduğunu göstermiştir. Daha sonra Abhazya’da bağımsızlık ve Rusya yanlısı kişilerin liderliği üstlendiği görülmüştür.
Sonuç olarak; Abhazya sorununun çözülmesi Kafkasya’daki diğer sorunların çözülmesine örnek oluşturabilecek özelliklere sahiptir. Bu nedenle bölgesel barış ve istikrar için sorunun Gürcistan’ın toprak bütünlüğü ve egemenliği içinde, BM Genel Sekreteri’nin Dostları Grubu çerçevesinde çözülmesi önem kazanmaktadır. Bu yolda yapılan çalışmalara Türkiye’nin yapacağı katkıların, Kafkasya’daki çıkarlarımız açısından önem taşıdığını değerlendirmekteyiz. Fakat RF’nin ve Abhazya’nın bu duruma razı olması mümkün görünmemektedir. Türkiye Abhazya’ya yönelik sorunun çözümünde mutlaka bölgesel bu gelişmeleri dikkate almak durumundadır.
Dr. Ufuk Cerrah-KAFKASSAM Uzmanı

Yorumlar