İŞİD-in gizli gücü – terror təşkilatını ayaqda saxlayan əsas səbəb

Azərbaycan hakimiyyəti rus-fars-erməni birliyinə qarşı addımlar atır

Davamız Türkiye

Humeyni’nin yıllık yas töreninden Ruhani’ye sert mesaj

Tahran zirvesinden Türkiye’nin Misakı Milli sınırlarının onaylanması kararı mı çıkacak?

Gündem 6 Eylül 2018
1.080

Ekim 2017’de Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Jeffrey Feltman, Suriye’deki çatışma karşısında izlenecek tavra ilişkin örgüte bağlı tüm ajanslara yönelik gizli talimatlar yazdı. Ancak örgüte üye devletler, hatta Güvenlik Konseyi üyeleri bile hiçbir zaman bu talimatların varlığı konusunda bilgilendirilmediler. Ta ki Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov bunları ifşa edene kadar. ‘Feltman Planı’ adıyla bilinen bir dizi belgede küresel güçlerin özellikle ABD emperyalizminin Suriye’ye yönelik gerçek amacını dile getirilmiştir. Bu talimatlarda Irak’ta olduğu gibi, Suriye halkının egemenliğinin tasfiyesini ve yerine bir yabancı yönetiminin kurulmasını önerilmekteydi.(1) Dolayısıyla Suriye’de olup biteni bu perspektiften okumak gerekir.

Alman Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın Ankara temasları her ne kadar Almanya Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesiyle ilgili lanse edilse de Almanya; İdlip’teki savaş sonrası Türkiye’nin nasıl göçün kontrol edebileceğini öğrenmek istiyor. Almanların merak ettiği bir diğer konu da İran Rusya ve Türkiye liderleri arasında gerçekleştirilecek Tahran zirvesinden nelerin konuşulacağı? Çünkü Tahran zirvesinde masadaki en önemli konu İdlib’le ilgili anlaşma zemini oluşmazsa kaçınılmaz savaş ortamında Türkiye’nin kontrol edemeyeceği bir göç dalgasının yaşanması. Göç dalgası, radikal unsurlarla birlikte, önce Türkiye’ye sonra da Türkiye üzerinden Avrupa’ya yayılabilir ve Almanya açık hedefe dönüşür.

Rusya destekli Suriye hükümetinin İdlib’i geri almaya yönelik adımları, Moskova, Ankara ve Tahran arasındaki yoğun bir diplomatik görüşme trafiğinin ortasında gelişiyor. Üç devletin liderleri Vladimir Putin, Recep Tayyip Erdoğan ve Hasan Ruhani, İdlib sorununa odaklanacak görüşmeler için 7 Eylül’de Tahran’da bir araya gelecek. Türkiye, İran ve Rusya; Suriye’de çatışmasızlık bölgelerinin kurulması ve muhalif gruplar ile Suriye hükümeti arasında müzakerelerin yürütülmesini öngören Astana Süreci’nin de garantör ülkeleri. Putin Tahran ziyaretinin en önemli kısmında Erdoğan ile baş başa görüşme yapacak. “Suriye’de çözümün tüm yönlerinin” ele alınacak. Garantörler arasındaki işbirliği ihtiyacı giderek azalmış görünse de bugünkü konjonktürde gerek Rusya’nın Türkiye’ye olan ihtiyacı, gerekse Türkiye’nin Rusya’ya olan ihtiyacı sonlanmadı. Sebebine gelince; Suriye’de Astana protokolünün garantör imtiyazı verdiği devletlerin çıkar ve işbirliği alanları sadece Suriye’yle sınırlı değil, bu ortak çıkar ve işbirliği pek çok alanda sürdürülebilir nitelikte. Dolayısıyla tarafların kazanılmış ve sürdürülebilir çıkar ve işbirliğini sekteye uğratabilecek, adımlar atması beklenemez. Bir diğer hususta ABD’nin İran kuşatmasında Tahrandaki “velayeti Fakih” rejiminin Türkiye’nin her türlü yarımına muhtaç olması. Mollalar Suriye konusunda Ankara’yı kızdıracak bir karar çıkmasını istemeyecektir. Yoksa rejim ellerinden kayar gider.
Suriye’deki İslamcı milislerin bir kısmını destekleyen ve sınırından yeni bir sığınmacı akışını önlemesiyle ilgili ciddi kaygılar taşıyan Türkiye, “ılımlı” asilerin El Kaide çekirdeğinden ayrılabileceğinde ısrar ederek, saldırının önüne geçmeye çalışıyor. Çünkü bu grupların Türkiye’nin başına bela olması yüksek ihtimal. Gerekirse Türk askerine silah doğrulmaktan kaçınmayacakları tecrübe ile sabit. Erdoğan hükümeti, ayrıca, Türkiye’ye doğru yeni bir Suriyeli göç hareketini engellemek amacıyla, Türkiye sınırı yakınındaki İdlib içinde bulunan mevzilere asker ve tank gönderdi. Trump’a bakılırsa Pentagon Suriye rejimine nefes aldırmamalı. Zaten herkesin bildiği gibi Washington, müdahale tehdidini, herhangi bir insani kaygıdan dolayı yapmıyor. Birbirini izleyen ABD yönetimleri, bölgede, Irak’taki saldırı savaşından Libya ile Suriye’deki rejim değişikliği operasyonlarına ve Yemen’e karşı soykırımsal ABD-Suudi savaşına kadar, milyonlarca yaşama mal olan ve tüm toplumları kırıp geçiren kanlı müdahaleler gerçekleştirmiştir. Eğer ABD Suriye’de yeni bir saldırı eylemine girişirse, bu, Washington ile onun Batılı ve bölgesel müttefiklerinin 2011’deki vekil savaşının başından beri milyarlarca dolar değerinde para ve silah akıtarak desteklediği El Kaide önderliğindeki “asiler”i kurtarmak; ABD’nin Ortadoğu’ya egemen olma ve İran ile Rusya’nın hem Suriye’deki hem de genel olarak bölgedeki etkisini zayıflatma biçimindeki jeostratejik çıkarlarını ilerletmek için olacaktır.
Washington, Suriye’de El Kaide’yi açıkça savunarak, 17 yıllık “terörle küresel mücadele”yi, ABD ulusal güvenlik belgelerinin ABD egemenliğine meydan okuyan “değişim yanlısı devletler” olarak tanımladığı Rusya ve Çin ile askeri çatışma hazırlıkları lehine gayrı resmi bir şekilde terk ediyor. Suriye’deki gelişmelerin daha geniş ve çok daha tehlikeli bir çatışmaya dönüşmesi tehlikesi ortada. Rusya, 26 savaş gemisini ve aralarında stratejik bombardıman uçaklarının bulunduğu 36 uçağı Akdeniz’e göndermiş durumda. Bu arada, ABD de, bölgeye, azımsanmayacak güçler yerleştirdi. Pentagon 56 güdümlü füze taşıyan USS Sullivans’ı yeniden Basra Körfezi’ne sevk etti ve B-1B stratejik bombardıman uçaklarını Katar’daki El Udeyd Hava Üssü’ne yeniden konuşlandırdı.(2)
Suriye Ordusu İdlip’teki sorunun çözümünde sonra ABD’nin 2016’da Ürdün ve Irak sınırları yakınındaki çöllük bölge kurduğu Tanf’ta ki askeri üsse yönelecektir. Çünkü bu üste Megavir el Tavra savaşçıları Amerikan askerleri tarafından eğitiliyor ve Suriye rejimine karşı terör eylemlerini buradan yürütüyor. Bu üssün stratejik önemi de Şam-Bağdat karayolu yakınlarını kontrol eden coğrafi konumda bulunması. ABD birlikleri burada kuş uçurtmuyor, karayolunu kullanmaya ve üsse yaklaşmaya çalışanlara derhal ateş açıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse Türkiye’yi İdlib’ten çok Membiç’teki ABD’nin başını çektiği koalisyonun destekli PKK/YPG/ SDG rahatsız ediyor. Türkiye Amerikalı yetkililere her fırsatta bu rahatsızlığını en üst perdeden dile getirdi. ABD’nin desteğindeki YPG, 2014’te bölgeye ilerleyen IŞİD ile mücadele bahanesiyle diğer silahlı gruplarla birleşti. ABD ve müttefiklerinin yardım ettiği Kürt ve Arap milisleri Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adı altında toplandı. SDG 2016 yılında Fırat’ın batısındaki Menbiç’e de girdi. Türkiye, PKK’nın uzantısı olarak gördüğü YPG’nin Fırat’ın batısına geçmesine göz yumulmayacağını açıklamıştı. SDG ile bağlantılı yerel milisin elindeki Menbiç’in durumu Türkiye ile ABD arasındaki görüşmelerin gündeminde de yer alıyor.(3)
Türkiye 2016 ve 2018 yıllarında Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarıyla muhalif gruplara destek amacıyla iki kez Suriye’de operasyon gerçekleştirmiş ve batıda Afrin’den doğuda Fırat Nehrine kadar uzanan bir güvenlik kuşağı oluşturmuştu. Son söz, Tahran Zirvesinden çıkacak karar Türkiye’nin Misakı Milli sınırlarını onaylayan bir karar olacaktır.

Bakınız:
1- http://www.voltairenet.org/article202752.html
2- http://www.wsws.org/tr/articles/2018/09/06/syri-s06.html
3- https://www.dw.com/tr/suriyede-kim-nereyi-kontrol-ediyor/a-45364918

Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39

Yorumlar